Cami ve Mescitlerin Kulluk Hayatımızdaki Önemi

958

Cami-ve-Mescitlerin-Kulluk-Hayatımızdaki-Önemi-önizlemeCami ve mescidler, hayatımızın önemli bir parçasıdır. Tarih boyunca sosyal hayatımızın önemli bir unsuru olmuş ve pek çok işlev görmüştür. Camiler, dinî, ilmi, siyasi ve askerî pek çok faaliyetlerde hayatın merkezinde yer almıştır. Ancak yakın tarihimizde ve günümüzde camilerin sadece sınırlı ibadetlere tahsis edilmesi bu önemli mekânların fonksiyonlarında bir daralmaya neden olmuştur. Bununla birlikte, camiler yine de toplum için önemli bir mekân olarak işlevini sürdürmeye devam etmektedir. Özellikle insanların dinî eğitimlerinde, toplumun dinî konularda aydınlanmasını sağlamada ve birlik beraberlik ruhunun korunması, sürdürülmesi ve pekiştirilmesinde camiler önemli bir işlev görmektedir.

Şunun farkında olmalıyız: Camilerimiz boş kaldıkça yüreğimizde dolmayan bir boşluk hep kalacak. Camiler şenlenmedikçe İslâm medeniyeti yeniden şenlenmeyecek.

Asr-ı Saadet’te Müslümanların hayatı cami çerçevesinde şekillenmiştir. Bu yüzden Hz. Peygamber (sav)’in Medine’de en çok önem verdiği hususların başında inananların mescide devam etmeleri gelmekteydi. Gözü mescitte herkesi arardı. Buna önem verirdi, çünkü müminlerin sorunlarıyla ilgilenirdi. Cemaatten birini mescitte göremediği zaman neden gelmediğini sorardı. Bir hastalığı veya bir sorunu nedeniyle gelmediğini öğrendiğinde, onu evinde ziyaret eder, yardımcı olmaya çalışırdı.

Bunun yanında ashabına söylemek istediklerini minbere çıkarak söyler, nasihatlerde bulunurdu. Çünkü camiler sadece namazları eda etmek için toplanılan yerler değil, müminlerin birbirlerinin sorunlarını öğrendikleri ve bu sorunları aşmak için dayanışma içinde hareket ettikleri mekânlardır.

“Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve ahiret gü- nüne inananlar, namazı hakkıyla kılanlar, zekâtı verenler, Allah’tan başka hiç kimseden korkmayanlar onarıp şenlendirebilirler.” (Tevbe, 18)

Cami-ve-Mescitlerin-Kulluk-Hayatımızdaki-Önemi-3Kalpte imanın ve dışa yansıyan somut amelin var olması gerektiği belirtildikten sonra sırf yüce Allah’tan korkulmasının, başka hiç kimseden korkulmamasının vurgulanması gereksiz yere gündeme getirilmiyor. Çünkü sırf yüce Allah’a samimiyetle bağlanmak gerekli bir şarttır. Bilinçte ve davranışlarda müşrikliğin her türlü izinden ve lekesinden arınmak vazgeçilmez bir şarttır. Oysa yüce Allah dışında bir başkasından korkmak bir müşriklik türüdür. Âyet, bu tehlikeye burada bile bile dikkatleri çekiyor. Amaç hem inancı ve hem de ameli arındırıp saflaştırmaktır. İşte o zaman müminler, yüce Allah’ın mescidlerini yapmaya, onarmaya ve gözetmeye hak kazanırlar, yüce Allah’tan hidayet dilemeyi hak ederler.

“Bu kimselerin doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.”

Yüce Allah’ın evlerini inşa etmeyi, onarmayı ve şenlendirmeyi hak etmenin kuralı bu olduğu gibi ibadetleri ve kutsal ziyaretleri değerlendirirken başvurulacak olan ölçüt de budur.       (Fi zilalil Kur’an-Seyyid Kutub)

İslâm’da insanların içtimasını sağlayan yerlerden biri olan evden sonra, karşımıza cami veya mescid çıkmaktadır. Aslında mescid, müslümanların açıkça ve yaşadıkları devrin ihtiyaçlarına göre resmen toplandıkları; hem ibadet edilen, hem ilim öğrenilen, hem de sosyal ve siyasî işlerin görüşüldüğü yerdi. Bu anlamda Cuma namazı da, İslâm toplumunun bütün işlerini görüşmek üzere haftada bir gün yapılan resmî ve zorunlu toplantı olarak da değerlendirilebilir. Esasen Hz. Peygamber (sav)’in aile fertleriyle rahatça kalabileceği bir evi bile yokken, Medine’ye varır varmaz ilk iş olarak bir mescid yapmaya teşebbüs etmiş olması, O’nun, mescidin toplum hayatındaki yerini ve önemini çok iyi bilmiş olduğunu göstermektedir. Bütün bunlar göz önünde bulundurularak mescidin toplum hayatındaki yerini şu şekilde sıralamak mümkündür.

1-İbadet Yeri Olması

Bilindiği gibi, ibadetlerin huşu ve huzur içinde yerine getirilmesinde, Rab ile kul iletişiminin sağlanmasında ve ibadet esnasında manevî bir havanın teneffüsünde mescidin ifa etmiş olduğu görev çok büyüktür. Mescitlerin tamamı Allah’a ait olan ve oralarda ancak kendisine ibadet edilen yerlerdir. Mescide giren insan, bir nevi dış dünya ile irtibatını keser ve Allah’ın evinde olduğunun şuuruna erer. Dolayısıyla da kendisini Allah’a daha yakın hisseder. Diğer bir ifadeyle kişi, mescide girdiği andan itibaren artık Allah’ın evine girmiş demektir. Allah da, evine giren kulunu fazlasıyla mükâfatlandırır. İslâm’da ibadetin ve özellikle günde beş vakit toplu halde namaz kılmanın gerekli görülmüş olması, Müslümanların diğer pek çok sosyal işlerini kolaylaştırmıştır.

2-Eğitim-Öğretim Yeri Olması

Medine’deki bu eğitim-öğretim merkezi, ondan sonra kurulan cami içi ve dışı eğitim müesseselerine model olmuştur. Ayrıca o dönem eğitim-öğ- retim faaliyetlerinin sürdürülmesinde mescid, önemli bir ilim merkezi olmuştur. Böylece, Medine’ye hicretten sonra mescid ve cami, İslâm’ın sosyal yapısına giren ilk müessese olmuştur. Hz. Peygamber (sav) döneminde mescid kanalıyla sürdürülen eğitim-öğretim faaliyetlerinde Suffa’nın da önemli bir yeri vardır. Mescid-i Nebî’nin bütün Müslümanlar için bir eğitim-öğretim merkezi olduğu, Suffa ashabının da gece gündüz mescid çevresinde olduğunu göz önünde bulundurulacak olursak, onların, Hz. Peygamber (sav)’in mescid ve çevresinde yürütmüş olduğu eğitim-öğretim faaliyetlerinden yararlandıkları anlaşılacaktır. Ayrıca Suffa ashabı Resulullah (sav)’in ara sıra mescitte oluşturduğu ilim halkalarına da devamlı olarak katılıyorlardı. Şüphesiz Hz. Peygamber(sav) ‘in başlatmış oldu- ğu ve mescid kanalıyla sürdürdüğü eğitim-öğretim faaliyetleri sadece erkeklere yönelik değildi. Haftanın belirli bir günü de, kadınlara tahsis edilmişti. O gün gelince kadınlar mescitte toplanır; Resulullah (sav) onlara çeşitli konularda bilgi verir, bazı emir ve tavsiyelerde bulunurdu. Denilebilir ki, o dönemde mescid, tam anlamıyla bir talim ve terbiye yeriydi.

Cami-ve-Mescitlerin-Kulluk-Hayatımızdaki-Önemi-43-Diplomatik Münasebetlerin Sürdürüldüğü Yer Olması

Hz. Peygamber (sav) vahye mazhar kılınmakla iki görevi birden üstlenmiş bulunuyordu, Peygamberlik ve devlet başkanlığı. Çünkü “İslâmiyet’in mahiyeti icâbı, din ile siyaset bölünmez bir bütün teşkil etmekteydi. Bu durum ifadesini, caminin ordugâh merkezinde kurulmuş olmasında buluyordu. Bu münasebetle, müslüman olsun veya olmasın, herhangi yabancı bir heyet, Hz. Peygamber(sav) ile görüşmek üzere Medine’ye geldiği zaman O, bu heyeti mescidde kabul ediyordu.

4-Hukukî Meselelerin Çözüme Kavuşturulduğu Yer Olması

Hz. Peygamber (sav) döneminde çok yönlü kullanılmış olan mescidin, yerine getirmiş olduğu önemli görevlerden birisi de, onun, çeşitli hukukî hâdiselere sahne olmasıydı. Karı-koca arasında gerçekleştirilen nikâh akdinin sona erdirilmesinden, alacaklı ile borçlu arasındaki anlaşmazlıkların giderilmesine kadar pek çok hukukî mesele mescitte çözüme kavuşturulmuştu.

5-Sosyal Bütünlüğün Sağlandığı Yer Olması

Hz. Peygamber (sav) ve ashabının namaz kılmak amacıyla, günün belirli saatlerinde bir araya gelmelerini sağlayan mescid, inananlar arasında birlik ve beraberliğin meydana gelmesinde, birbirlerinin durumlarından haberdar olmalarında önemli rol oynamış ve bu yönüyle de sosyal dayanışma müessesesi olma özelliği göstermişti. Çünkü Hz. Peygamber (sav) ve ashabı, içlerinden birinin cemaate devam edemediğini görünce hemen onu araştırıyor, şayet başına herhangi bir musibet vs. gelmişse derhal onunla ilgileniyor ve ne yapılması gerekiyorsa anında yapıyorlardı.

Cami-ve-Mescitlerin-Kulluk-Hayatımızdaki-Önemi-1Mescid, Müslümanlar arasındaki haberleşme ve irtibatı sağladığı gibi aynı zamanda karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma için de elverişli bir zemindi. Çünkü taşradan gelip de Peygamber (sav) ile görüşmek isteyen ve Medine’de bir yakını bulunmayan kimse, doğrudan mescide gidiyor, genellikle Suffa’da ikamet ediyor veya Hz. Peygamber (sav) tarafından, hâli vakti yerinde olan Medine’li Müslümanların evine gönderiliyordu. Hatta bazı durumlarda, Suffa’da ikamet edenler de, Hz. Peygamber(sav) tarafından, durumu iyi olan Müslümanların evlerine gönderiliyordu. Suffa ehlinin yiyecekleri de genellikle mescitte toplanıyor ve Hz. Peygamber (sav)’in nezaretinde onlara dağıtılıyordu. Ayrıca Rasulullah (sav) kendisine getirilen sadakaların tamamını, hediyelerin de büyük bir kısmını yine Suffa ashabına veriyordu.

6-Edebî Yarışmaların Yapıldığı Yer Olması

Başlangıçta mescid, bir İslâm kültür merkezi vazifesi de görüyordu. Orada edebî konuşma ve yarışmalar yapılır, karşılıklı şiirler okunurdu. Nitekim Ka’b b. Züheyr b. Ebî Sülmâ’nın, kendisini Resulullah (sav)’in “Bürde”sine nâil kılmış olan meşhur kasidesini gelip mescitte okuduğu da bilinmektedir.

Mescidler, camiler Allah içindirler. Öyleyse oralarda Allah’ın yanısıra başkasına yalvarmayınız. (Cin, 18)

Her iki durumda da ayetin verdiği mesaj şudur: Secde yerleri, yani camiler sadece Allah için olabilirler. Oralarda Allah’ın birliği ilkesi geçerlidir. Oralara hiçbir kesimin, hiçbir değerin, hiçbir görüş tarzının gölgesi yansıtılamaz. Buraların havasına sadece yüce Allah’a kulluk etmenin havası egemen olur. Ayetin orjinalinde kullanılan “Allah’tan başkasına dua etmek” deyimi ya Allah’tan başkasına kulluk etme, ya Allah dışında birine sı- ğınmak ya da Allah dışında birine kalpte yer vermek anlamına gelir. (Fi Zilal’il Kur’an-Seyyid Kutub)

Abdullah Aydın Tevlioğlu

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER