Hz. Ali (r.a.)

174

Davet-Mektebi-Ocak-2016-Hz-Ali-kapakHz. Ali (r.a), Allah Resul’ünün (s.a.s) evinde ve terbiyesinde büyüyen; ilim, ahlak ve edebin zirvesine ulaşan, ilim ve marifetini bizzat âlemlere rahmet olarak gönderilen Resul-i Ekrem’den alan büyük İslam halifesidir. Kuşkusuz Allah katında ashab-ı kiramın değeri ve şerefi büyüktür. Onlar gerek Kuran’da gerekse Peygamberin sünnetinde övülmüş, Allah’ın rızasına mazhar olmuş yiğitlerdir. Allah (c.c) bir ayette şöyle buyurmuşlar: “Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar(yani ashab-ı kiram), kâfirlere karşı şiddetli kendi aralarında merhametlidirler. Onların, rükû ve secde ederek Allah’ın lütuf ve rızasını aradıklarını görürsün…”(Fetih, 29) ve Rabbimiz (c.c) Muhacir ve Ensar’ın fazileti hakkında ise şöyle buyurmuşlar: “Muhacirin ve Ensar’ın ilk öncüleri ile iyilikte onlara tam uyanlardan Allah hoşnut olduğu gibi, onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır. Allah onlara altlarından nehirler akan ve içlerinde ebedi olarak kalacakları cennetler hazırlamıştır. Işte büyük kurtuluş, büyük başarı budur.”(Tevbe, 100) Allah Resülu (s.a.s) güzide ashabın fazileti hakkında şöyle buyurmuşlardır: ‘‘En hayırlı asır benim asrımdır, sonra tabiin asrı, daha sonra etbeittabiin asrıdır’’ diye buyurarak ashabı kiram neslinin ümmetin en hayırlı nesli olduğunu beyan etmişlerdir.

Hz. Ali (r.a), İslam ümmetinin gönlünde taht kurmuş olan Hasan ve Hüseyin’in babası, Peygamberin biricik kızı ve tüm seyitlerin anası olan Fatıma’nın (r. anha) kocasıdır. Hz. Ali; cihad, zühd, ciddiyet ve güzel ahlakta örnek bir şahsiyetti. O takva, ibadet, ihlas, dua, Allah’ı anma ve imani konularda ashab-ı kiram arasında öncü kadrodandı. Peygamber’in (s.a.s) hayatında, Ebubekir (r.a), Ömer (r.a) ve Osman’ın (r.a) hilafeti döneminde küfre ve şirke karşı amansız bir mücadele ve cihat verirken kendi hilafeti boyunca bid’atçilere, haricilere ve tağutlara karşı mücadele vermiştir. Onun tüm hayatı çile, sıkıntı ve mücadele içinde geçmiştir.

Ali’nin (r.a) küçük yaşlarda peygamberin(s.a.s) evinde ve himayesinde büyümesi Allah’ın kendisine ikramıdır. Kureyş kabilesi büyük bir ekonomik kriz ile baş başa kalmıştı. Ebu Talib’in yükü ağır, çocukları da bir hayli fazlaydı. Bundan sonra Hz. Ali artık Resûlullah’ın himayesinde onun evinde ve onun terbiyesinde büyümeye başlar. Allah (c.c) Resûlullah’ı (s.a.s) risalet ile görevlendirince Hz. Ali henüz on yaşlarındaydı. Hz. Hatice’nin kölesinin Peygamber’de (s.a.s) gördüğü olağanüstü durumları ve de onda var olan büyük önderlik değerlerini Hz. Ali kendisi de aynı şekilde görmüştü. Bu gördükleri onu derinden etkiliyordu. Hafız Ebu Bekir Beyhaki Delailu’n-Nubuvve adlı eserinde Ali Bin Ebi Talibin şöyle dediğini rivayet eder:
Davet-Mektebi-Ocak-2016-Hz-Ali-2“Önce en yakın akrabalarını uyar ve sana tabi olan mü’minlere kol kanat ger.” ayetleri Resûlullah’a (s.a.s) nazil olduğu zaman şöyle demişti: ‘‘Ben kavmime doğrudan doğruya yöneldiğim takdirde onlardan hoşuma gitmeyecek şeyler gö- receğimi biliyordum. Bu yüzden sustum. Bunun üzerine Cebrail (a.s) bana geldi ve: “Ey Muhammed! Eğer Rabbinin sana emrettiğini yapmazsan, seni azaba duçar eder!” dedi. Hz. Ali (r.a)dedi ki: “Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s) beni çağırdı ve: ‘Ey Ali! Allah, önce en yakın akrabalarımı uyarmamı bana emir buyurdu. Ben kavmime doğrudan doğruya yöneldiğim takdirde, onlardan hoşuma gitmeyecek şeyler göreceğimi biliyordum. Bu yüzden sustum ve bundan geri durdum.’ Bunun üzerine Cebrail (a.s) bana geldi ve: ‘Ey Muhammed! (s.a.s) Eğer emrolunduğunu yapmazsan, Rabbin sana azab eder!’ dedi. Ey Ali! Şimdi sen bir ölçek buğday üzerine bir koyun kesip yemek yap ve bir güğüm süt hazırla. Sonra da Abdulmuttalib oğullarını bana çağır” dedi. Denileni yaptım. Ya bir eksik ya bir fazla o gün tam kırk kişi toplandılar. Aralarında Resûlullah’ın amcaları Ebu Talib, Hamza, Abbas ve Ebu Leheb de vardı. Yemek tepsisini onlara takdim ettim. Önce Resûlullah (s.a.s) bir parça et alıp dişleriyle ayırdı ve eti tabağın bir kenarına bıraktı. Sonra “Allah’ın adıyla yiyin” dedi. Oradakiler doyuncaya kadar yediler, ama yemeğin üstünde sadece parmak izleri gö- rülüyordu. Vallahi oradakiler (neredeyse olduğu gibi kalan o yemekten) bir o kadar daha yiyebilirlerdi. Sonra Resûlullah (s.a.s) bana: “Onlara süt ikram et ey Ali!” dedi. Ben de sütü kendilerine sundum. Hepsi süte kanıncaya kadar içtiler. Allah’a andolsun ki her biri, (kalan sütten) içtiğinin bir o kadarını daha içebilirdi. Yemekten sonra Resûlullah (s.a.s) tam konuşmak istediğinde, Allah’ın(c.c) laneti üzerine olasıca Ebu Leheb, ondan önce söze başlayıp: ‘‘Adamınız sizi ne güzel büyüledi!” dedi.

Bu söz üzerine oradakiler dağılıp gittiler. Resûlullah (s.a.s) onlarla konuşamadı. Ertesi gün olduğunda Resûlullah (s.a.s.) bana : “Ey Ali! Bize daha önce yaptığın gibi bir hazırlık daha yap!” dedi. Bende yaptım. (…) Resûlullah (s.a.s) onlara şöyle dedi: “Ey Abdulmuttalib oğulları! Allah’a andolsun ki ben, akrabalar arasında kendi kavmine benim size getirdiğimden daha hayırlısını getiren bir genç bilmiyorum. Kuşkusuz ben size, hem dünya hem de ahiret işini (kurtuluşunu) getirdim.”

Hz. Ali’nin Islam’a girmesi: Allah (c.c) Peygamberi’ne Risaleti verdikten sonra, bir gün Hz. Ali Allah Resülu ile Hatice validemizin namaz kıldığını görür. ‘‘Bu yaptığınız da nedir?” diye sorar, Allah Resülu (s.a.s) ‘‘Bu Allah’ın dinidir. Allah bu dini kendi zatı için seçmiştir. Onunla elçilerini göndermiştir. Ben seni yalnız Allah’a kul olmaya Lat ve Uzza’yı reddetmeye davet ediyorum.” Hz. Ali ‘‘ben böyle bir şeyi ilk defa duyuyorum. Ebu Talib’e danışayım sonra kararımı veririm” dedi. Allah Resül’u (s.a.s) kendisine ‘‘şayet Müslüman olmasan da bu işi gizli tut. Bu işin ifşa olmasını istemiyorum” dedi. Hz. Ali o gece sabahlayınca hemen Resûlullah (s.a.s)’a gelip, kelime-i şehadeti getirdi ve böylece Müslüman oldu. Peygamberle birlikte Mekke’nin dışına çıkıp gizliden gizliye namaz kılıyorlardı. Bir gün Ebu Talib ikisinin namaz kıldıklarını görünce: “bu da nedir yeğenim?” diye sorar. Allah Resülu (s.a.s) cevap verir: “Amca!Allah (c.c.) beni kullarına Resül olarak göndermiştir. Sen bana daha ehilsin. Hakka tabi olmaya hidayete ermeye en uygun sensin” dedi. Amcası ‘‘ben atalarımın dininden ayrılmam, ancak siz dininizde sebat ediniz. Size zarar gelmesini önleyeceğim” dedi.

Davet-Mektebi-Ocak-2016-Hz-Ali-1Hz. Ali peygamberin yanında onun koruması ve onun yardımcısı idi. Ebu Zerr’el Ğifari Müslü- manları tanımak, İslam Peygamberini görmek ve bu yeni dini araştırmak için kabeye gelmişti. Hz. Ali onun yabancı olduğunu görünce onu eve davet ediyor ve bir gece Hz. Ali’nin evinde kalıyor. Hz. Ali onun niçin geldiğini sormuyor, ikinci ve üçüncü gecelerinde Mekke’ye hangi sebeple geldiğini sorunca, Ebu Zer açıklıyor. Hz. Ali kendisine şöyle cevap veriyor: “evet gerçekten o Allah’ın Resü- lu’dur beni takip et, seni ona götürürüm.” dedi ve Ebu Zer’i büyük bir gizlilik içinde, Erkam Bin Erkam’ın evine götürür. Ebu Zer Peygamber (s.a.s)’i gördükten hemen sonra, Müslüman olur. Ebu Zer, Ğifar kabilesine bir İslam davetçisi olarak geri dö- nüyor. İşte bu kıssa Hz. Ali’nin o yaşlardaki hikmeti, mahareti ve büyük mücadelesinden sadece bir örnektir. Allah Resülu’nun (s.a.s) hicretinde Hz. Ali’nin rolü büyük olmuştur. Allah Resülu (s.a.s) müşriklerin Daru’n nedve de almış oldukları kararı, vahiy yoluyla duyunca, Allah kendisine hicret iznini veriyor ve Yüce Resul, Hz. Ali’ye “sen bu gece benim yatağımda uyu ve yeşil abamıda üstüne at. Müşriklerden sana bir zarar geleceğinden endişe etme.” Hz. Ali o gece Peygamber (s.a.s)’in yatağında ve onun evinde uyuyor. Hz. Ali bu gece hakkında şunları söylüyordu: ‘‘o gece benim, hayatımda en rahat ve huzur içinde uyuduğum bir gece olmuştu.”

Müşrikler sabaha kadar peygamberin kapısında beklemişler. Hz. Ali’nin yataktan çıktığını gördüklerinde dehşete kapılıp ziyan ettiklerini anlamışlardı ve Hz. Ali’ye ‘‘hani Muhammed?!” diye sormuşlardı. Hz. Ali ‘‘bilmiyorum, bilgim yoktur.” deyince bir anda müşrikler dağılmışlardı. Arzuladıkları cinayet ve suikasta varamamışlardı. İşte, Hz. Ali’nin Allah’ın elçisine olan sevgisi bu derecede yüksek bir sevgiydi. Burada Hz. Ali’nin cesareti, fedakârlığı ve peygamberi için kendini feda ettiğini görüyoruz.

Hz. Ali Allah Resulü’nün hicretinden sonra halifesi hükmüne geçerek, onun yanındaki Kureyşlilerin emanetini bir bir eda ederek sahiplerine teslim etmişti. Emin vasfına sahip olan peygamber, emin olan öğrencisine bütün emanetlerini teslim etmişti. İşte bu şekilde Hz. Ali, Allah Resulü’nün (s.a.s) ona verdiği büyük bir vazifeyi daha yerine getirmişti.

Davet-Mektebi-Ocak-2016-Hz-Ali-3Hz. Ali’nin fazileti hakkında Peygamberimizin (s.a.s.) mübarek sözleri:

Resulüllah (s.a.s) Tebuk savaşına çıkarken Hz. Ali’yi Medine’nin üzerine vali olarak bırakıyordu. Hz. Ali cihad aşıknı ve Peygamber (s.a.s) ile birlikte savaşa çıkmanın fazileti ne derece büyük oldu- ğunu idrakı içinde idi. Peygamber onun cihad’a ve şehadet’e çıkmama üzüntüsünü görünce ‘‘Ey Ali! Sen benim katımda, Harun’un Musa’nın katındaki mertebesine sahipsin. Ne var ki benden sonra peygamber yoktur.” Ve ona şöyle dedi ‘‘ben seni yerimde bıraktım sende dön ve yerimde benim ehlim ile kendi ehlinin başında dur.” buyurdular ve Hz. Ali geri döndü…

Allah Resulü bir gün ‘‘Seni ancak Mümin olan sever ve senden ancak münafık olan buğz eder” buyurmuştur. (Müslim)

‘‘Ben kimin dostuysam Ali’de onun dostudur.”

Hz. Ali, Resulullah’ın kendisine şöyle dediğini naklediyor: “Ya Ali! Sende İsa’nın bir örneği vardır, Yahudiler ondan o kadar nefret ettiler ki annesine zina iftirasını attılar, Hristiyanlar da onu o kadar sevdiler ki onu ulaşamadığı (kendisine ait olmayan) bir seviyeye çıkardılar.” diye buyurdu. Daha sonra Hz. Ali (r.a) sözlerine şöyle devam etti. : “Benim yüzümden iki tip insan helak olacaktır. Bunlardan ilki ifrad (aşırı) derecesinde sevecek, bende bulunmayan vasıflarla beni övecek; ikincisi ise, bana kin besleyip bu kini bana iftira atmasına yol açan kimseler olacaktır. ( Abdullah bin Benar, Ebu Yula ve Hâkim ) rivayet etmiştir.

Hz. Ali (r.a) iman, ahlak, takva ve ibadette zirvede idi. Bir gün kendisine soruldu; Ey Ali, şayet cennet ve cehennemi gözlerinle görseydin senin imanında nasıl bir değişiklik olurdu? Hz. Ali: “İmanımda hiçbir değişiklik olmazdı, zira cennet ve cehennemi gören göz, gözlerimden daha keskindir, o gözler Resulüllah’ın gözüydü. Onun gözleri miraçta gerçe- ği görmüştür ben görseydim gerçek olmayabilirdi”. Hz. Ali burada peygambere olan güveni ve içinde var olan güçlü imanı ifade etmişlerdir.

Bir sonraki sayımızda Hz. Ali (r.a) döneminde gerçekleşen Cemel vakıası, Sıffın savaşı ve haricilere karşı olan mücadelesine değineceğiz.

Ali Özgüç

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER