İbadetle Yoğrulmuş Hayatlar

3

Allah (cc) Kur’anı-ı Mübin’de “Duanız olmazsa Rabbim ne diye değer versin?”1 diye sorar. Mümin kimse Allah katında dua ve ibadetle değer kazanır. Resul-i Ekrem de duayı ibadetin özü diye tanıtır. Mümin için ibadet, dua, yalvarma, yakarış ve iltica olup bütün bir hayatı kuşatmış, hayatının her anını ibadet duygusuyla donatmıştır.
Rasulullah (s.) arkadaşları içinde en çok ibadet eden kimseydi. Arkadaşlarına bu yönüyle de örnek olmuştu. Uzun uzun ibadet eder, bazen secdede gözyaşları döker, rükû ve secdeleri çok uzatırdı. Ashab ve onun ev halkı buna şahitti. Onun arkadaşları da ibadet hayatlarıyla tanınmışlar, ibadeti sevmişler, ibadet onlar üzerinde bir süs ve ize dönüşmüştü. Her hallerinde ibadet duygusu içerisinde bir hayatı yakalayabilmişlerdi.
İbadette Hz. Ebu Bekir hep adım öndeydi. Hatta Hz. Ömer onunla yarışa bile girmişti. Fakat İlk Halife Kuhafe’nin Oğlu Ebu Bekir, arkadaşları içinde her yönden bir adım önde yer almıştı. Ticaret ve alış-veriş onları ibadetten alıkoymazdı. Onlarda “Önce ibadet” şuuru hâkimdi. Cuma suresindeki “Onlar bir ticaret ve eğlence gördüklerinde hemen dağılıp ona giderler ve seni ayakta bırakırlar…”2 ayeti inince Resulullahın yanında kalanlardan biri de Hz. Ebu Bekir idi.
Hz. Ömer kaylule uykularını yapar ve bu da insanların dikkatini çekerdi. Gündüz vaktinde uyumasının sebebini sorduklarında “Geceleri Allah’a, gündüzleri de insanların işine ayırdım” diyerek gündüz vaktinde neden biraz kestirdiğini izah etmişti. Biraz önce ifade ettiğimiz Cuma suresindeki ayette belirtildiği üzere Hz. Ömer de Cuma namazını tercih etmişti ve mescitte Hz. Peygamber’le beraber kalanlar arasında yer almıştı.
Hz. Osman uzun uzun Kur’an okumasıyla tanınmıştı. Hatta bir rekatta bütün Kur’an’ı okuduğuna dair bir rivayet aktarılmıştır. Hz. Ömer “Yoksa o, gece saatlerinde kalkan, secdeye kapanıp, kıyama durarak daima vazifesini yapan, ahireti hesaba katan ve Rabbinin rahmetini uman kimse gibi olur mu? De ki hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”3 ayetinin Hz. Osman hakkında nazil olduğunu bildirmiştir.4 O haftada bir defa Kur’an’ı hatmeder, Cuma günü başlayıp perşembe günü bitirirdi. Çokça oruç tutar ve gecenin büyük bölümünü namazla ihya ederdi.
Hz. Ali de ibadetiyle tanınan biriydi. Anlattığına göre gece namazlarından dolayı üzerlerinde beliren uykusuzluktan ağaçların rüzgârda sallanması gibi başları öne-arkaya doğru gider-gelirdi. Onun vücuduna saplanan bir oku namaz üzerinde çıkarmalarını söylemesi şeklindeki rivayet meşhurdur. O, akıllı kimsenin Bakara Suresi’nin son üç ayetini okumadan yatıp uyuyacağını zannetmediğini söylüyordu.
Sahabeden Ebu Derda ibadet ve ticaret arasına kalınca ibadeti tercih etmişti. Bunu neden yaptığı sorulunca her ikisini beraber götüremeyeceğini söylemişti. Bu durum elbette ki Ebu Derda’nın şahsi tercihidir. Müslümanlar ibadetle ticareti beraber götürmede gayret gösterirler ne ticaretleri ibadetlerine ne de ibadetleri ticaretlerine engel olur. Bu dengeyi korumak da yine Yüce Rabbimizin tavsiyesidir. Ehl-i iman, bu dünya hayatından kendisi için tayin edilmiş olan nasibini unutmaz. Ebu Derda’nın ticaretle meşguliyetin kendisini bir ölçüde ibadetten geri koyacağını düşünerek ticareti terk ettiği bilinmektedir. Bu konuda yanlış anlaşılmasını da istemiyordu. Bununla ilgili olarak, “Ben Allâh’ın alışverişi helal, ribayı (faiz) haram kılmasından bahsetmiyorum. Lakin ben, ne ticaretin ne de alıverişin kendilerini Allâh’ı zikretmekten alıkoymadığı kimselerden olmak istiyorum.” diyordu. O, bu tutumunun, ticaretin helal ve haramlığıyla alakalı olmadığını, sadece ticaretin kendisini Allâh’ı zikretmekten alıkoymasından dolayı böyle yaptığını ifade ediyordu.5 Ebu Derda ibadetin kuru fillerden ibaret olmamasını, onun etkisinin insan üzerinde görünmesini önemle vurguluyordu. Şöyle diyordu: “Şu üç özellik kimde bulunursa gece namazına da kalksa, gündüzleri oruç da tutsa onun hal ve hareketleri, deha ve fesahati sizi kandırmasın; bunlar kendini beğenme, kendisini ilgilendirmeyen konularda çok konuşma ve kendisine verilen bir şeyin benzerinin başkalarına verilmesini istememesidir. Bunlar cahil kimselerin özellikleridir. Size akıllı kimselerin özelliklerini haber vereyim mi? Onlar, kendilerinden üstün kimselere tevazu gösterirler, alttakileri de hakir görmezler, fazla konuşmaktan kaçınırlar, insanlara huylarına göre muamele ederler, günahlara düşmeme hususunda Allah’la aralarına imanı yerleştirirler ve dünyada takva ve mahfiyetle yürürler.⁶ Allah’ı tesbih ve zikir, dilinden eksik olmazdı. Kendisine günde ne kadar zikirde bulunduğu sorulunca tahminen yüzbin civarında olduğunu söylemişti. O kadar zikirde bulunan biriydi ki, cahil kimseler kendisini mecnun zannedinceye kadar bunu yapacağını söylüyordu.⁷ Selman-ı Farisi’ye yazdığı bir mektupta, “Hz. Peygamber’den, ‘Mescitler her muttaki kimsenin evidir’ dediğini duydum” diyerek, ona hadisle nasihatte bulunmuş, ibadete teşvik etmişti.
Ebu’d-Derdâ, Mesleme b. Muhalled’e gönderdiği mektupta ona nasihatte bulunmuş, kulun Allah’a itaatle meşgul olması durumunda Allah’ın onu seveceğini, Allah’ın kulunu sevmesi durumunda da onu başkalarına sevdireceğini yazmıştı.⁸
Hz. Ömer’in Hıms’a atadığı vali Said b. Amir de tıpkı Hz. Ömer gibi gecelerini ibadete tahsis etmişti. Geceleri iş v.b. durumlar için neden kimseyle konuşmadığı kendisine sorulunca, bu durumu izah ederken, gündüzleri halkın işine, geceleri ise Allah’a ibadet ve itaate ayırdığını söylemişti.
Hz. Ömer’in insanlara İslam’ı öğretmesi için Filistin-Şam diyarında görevlendirdiği Muâz b. Cebel de ibadetiyle tanınmıştı. Onun hakkında bize ulaşan bir rivayette, tabiînden Sevr b. Yezid el-Hımsî, Muâz b. Cebel’in teheccüde kalktığını ve bu esnada şu şekilde dua ettiğini haber vermektedir: “Allah’ım, gözler uykuda ve yıldızlar batmakta. Sen Hayy ve Kayyûm’sun. Allah’ım, kendisiyle cenneti isteyeceğim ve ateşten kaçınacağım amelim az. Allah’ım, bana katından kıyamet gününde karşılığını göstereceğin bir hidayet ver! Muhakkak ki sen vaadinden dönmezsin.”⁹ Ebû Zer, ibadet, zühd ve takvaya dair insanlara nasihati elden bırakmıyordu. Onun şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Ey insanlar size nasihat ediyorum, size acıyorum. Kabirlerin yalnızlığından korunmak için gecelerin karanlığında namaz kılın! Kıyamet gününün aşırı sıcaklığından korunmak için bu dünyanın sıcak günlerinde oruç tutun! Büyük işlerin gerçekleşeceği o zor günden korunmak için tasaddukta bulunun!”10
Filistin’e yerleşmiş olan Şeddâd b. Evs hakkında bize, “İbadet ve dinin emirleriyle amel etmede çok gayretliydi.” İfadesi ulaşmıştır.11 Şeddâd, geceleri uzun uzun namaz kılmasıyla tanınmıştı.12 Amvâs vebasında şehit düşen sahabeden Süheyl b. Amr, çok namaz kılan, çok oruç tutan ve çok sadaka veren biriydi. Hatta çok namaz kıldığından ve çok oruç tuttuğundan rengi atardı.13
Sahabeden Ebû Sa’lebe el-Huşenî’nin, Cenâb-ı Allâh’ın azametini çok tefekkür ettiği ve çok secde ettiği bilinmektedir. Onun her gece uyanıp nasıl olduğunu görmek için gökyüzüne baktığı ve sonra da gidip secdeye kapandığı belirtilmiştir. Hatta onun secde halinde vefat ettiği rivayet edilmiştir.14
Sahabiler yaşadıkları ibadet hayatıyla tanındılar. Bu hayata veda ederlerken geride ibadet, takva, zühd ve diğer üstün özellikleriyle örnek bir hayat bıraktılar.
Onların Ticaretleri de İbadetleri Gibi Sağlamdı
Sahabe-i kiram, Resul-i Ekrem’den almış oldukları ticari ahlakını en güzel şekilde hayatlarında pratiğe dökmüşlerdir. İnsanların daha alın terleri kurumdan ücretlerinin verilmesini tavsiye eden bir Nebi’nin dizi dibinde yetişmiş olan bir nesilden de zaten bundan başkası da beklenmez.
İnsanların aldatıldığı, haklarının ihmal edildiği, ödemelerinin geciktirildiği ya da hiç ödenmediği bir dünyada sahabenin gösterdiği hassasiyeti Müslümanların da göstermesi ne de elzem bir durumdur. Onlar hak-hukuka üstün bir değer vermekle tanındılar. Günümüz nesillerinin hem Resulullahın geride bıraktığı mirası, hem de sahabenin hayatında pratiğe döktüğü nebevi hakikatleri çok iyi okuması, bellemesi ve yaşaması ne de önem arz etmektedir. Allah Teâlâ, insanların birbirlerine ticaret yoluyla zarar vermemelerini, malları aralarında haram yoluyla yememelerini önemle tavsiye eder ve şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyiniz. Ancak, karşılıklı rızaya dayanan ticaret bunun dışındadır.”15 Allah Teâlâ karşılıklı rızaya dayanan bir ticarete işaret etmektedir. İçinde karşılıklı rızanın bulunmadığı ya da sonradan rızanın esamesinin kalmayacağı bir ticaret, İslam’da asla kabul görmez.
Rasulullah ne de güzel buyurmuş: “Sözü ve muamelesi doğru tüccar, kıyamet gününde arşın gölgesi altındadır.”16 Bu söze şu günümüzde ne kadar da muhtacız. İnsanların dalaverelerle iş yaptığı, sözlerinde durmadığı, hilelere başvurduğu bir ortamda bu vasıfları ancak imanları sağlam, ticaretleri de ibadetleri kadar dengeli, istikrarlı, erdemli insanlar taşıyabilirler.
“Dürüst, sözüne ve işine güvenilen tüccar, nebiler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.”17 İşin o derece ehemmiyetinden dolayıdır ki, Resul-i Ekrem güven veren bir tüccarı peygamberlerle beraber zikretmiştir.
İlah-i kelam nasıl da önemli bir hususa işaret ediyor: “Doğrusu, ortakların çoğu birbirinin haklarına tecavüz ederler. Ancak iman eden ve iyi işler yapanlar bunun dışındadır. Bunların sayısı ne kadar da azdır!”18
“İki ortak birbirine hıyanet etmediği sürece, üçüncüsü benim. Eğer onlar birbirine hıyanet ederlerse ben aralarından çekilirim.”19 Kuds-i hadis önemli bir hususa işaret etmektedir. Allah (cc) ihlâslı davranan mümin tüccarla beraberdir. Onun kazanması için Allah yardımını gönderecektir. Allah’ın yardımını kazanmak, mümin için ticaret yoluyla da olabilmektedir. Allah böyle bir kapıyı müminlere açmış bulunmaktadır.
Ebu Reyhane’den Mesaj Var!
Ebu Reyhâne ile bir zimmî arasında gerçekleşen alış-verişi örnek vermek istiyoruz. Ebu Reyhâne, Cezire bölgesinde Meyyafarikin’de (Silvan) İslâm ordusunda bir asker olarak bulunduğu sırada bir Hıristiyan’dan yular satın almıştı. Hıms’a döndükleri esnada hizmetinde bulunan gence yuların parasını ödeyip ödemediğini sormuş, karşılığının ödenmediğini öğrenince bineğinden inerek, ücretini çıkarıp gencin eline vermiş ve onu, Meyyâfârikin’e göndermişti.20 Ne de büyük bir davranış, ne de ince bir anlayış! Silvan nere, Hıms nere? Böyle bir bilince sahip olan sahabe, bir ucu Afrika’nın kuzeyinde, diğeri de Çin’e dayanmış olan bir devlet kurmaz mı? Bunu kurmak ancak böyle bir ruha ve anlayışa sahip olmakla olur. Ebu Reyhane ve benzerlerinin hak-hukuk anlayışları ne kadar da inceydi, Allah’ın rızasını elde etmeye nasıl da muvafıktı!
Şayet bu ruhu günümüz Müslümanları arasında yayabilirsek İslam, işte o zaman daha anlaşılmış olur ve insanlar tarafından benimsenir. Günümüzde iş ve iş ahlaklarıyla övdüğümüz insanlar, maalesef gayrimüslimler. Merhum şair Mehmet Akif’in onlar hakkında dediği gibi “İşleri var dinimiz gibi.” Günümüz Müslümanlarının işlerinde de ibadetlerindeki hassasiyeti göstermeleri gerekmez mi?
İslam’ın Asya ve Afrika kıtasına yayılmasının, Müslüman tüccarların sergiledikleri ticaret ahlakı sayesinde olduğunu zaman zaman vurgular, bununla övünürüz. Aynı ticaret ahlakını, bugün de insanlara göstermemiz gerekmez mi?
İşte Ebu Reyhane ve diğer sahabiler, bu ruhla yetiştiler. Onları yetiştiren mürşit, bu anlayışı onlara vermiş ve onlar da çevrelerinde bulunan insanlara bunu en güzel şekilde göstermişlerdi. Şayet Müslümanlar, bu ahlakla muttasıf olurlarsa vaz u nasihatle değil, tıpkı İslam’ın ilk asırlarında olduğu gibi insanların kalplerini ortaya koydukları ticaret ahlakıyla kazanacaklardır.
KAYNAKLAR
Furkan, 77.
Cuma, 11.
Zümer, 9.
Bk. Sallabi, Hz. Osman, s. 113.
EbûNuaym, Hilye, I, 210.
İbnAsâkir, XLVII, 175.
İbnAsâkir, XLVII, 150.
İbnAsâkir, XLVII, 126.
İbnAsâkir, LVIII, 438; İbnü’l-Cevzî, Sıfâtu’s-safve, I, 492.
İbnAsâkir, LXVI, 214.
et-Tabakât, VII, s. 401; ayrıca bk. İbnü’l-Cevzî, Sıfâtu’s-safve, I, 708.
İbnAsâkir, XXII, 412.
Zehebî, Tarih (Yıl: Hicrî 11-40) s. 151.
İbnHâcer, el-İsâbe,VII, 51.
Nisa, 29.
İbnMâce, Ticârât 1.
Tirmizî, Büyû 4; İbnMâce, Ticârât 1.
Sâd, 24.
Ebu Davud, Büyû 26.
Abdullah İbnü’l-Mübârek, s. 230; İbnHâcer, el-İsâbe, III, 291.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER