Kuran Kolaylaştırılmıştır

4

O, okunması, ezberlenmesi ve anlaşılması kolaylaştırılmış bir kitaptır. Allah’u Teâla “Andolsun biz, Kur’ân’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık… Var mı düşünüp öğüt alan ?” buyurmuştur. (Kamer suresi-1)
“(Ey Muhammed!)Biz, Allah’a karşı gelmekten sakınanları Kur’ân ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilin ile (indirip) kolaylaştırdık” (Meryem suresi-97)
“(Ey Muhammed!)Biz Onu (Kur’ân’ı ) senin dilinle kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.” (Duhan suresi-58)
Kur’an-ı Kerimden başka yeryüzünde binlerce, onbinlerce ve yüzbinlerce insanın bir kitabı ezberlediğini göremezsin. Hıristiyan rahiplerden veya Yahudi hahamlarından en büyüklerini getirin, ya da Kardinali veya papayı getirin ve onlara Kitab-ı Mukaddesi ezbere biliyorlar mı bir sorun!!
Yarısını, hatta dörtte birini ezbere biliyorlar mı ? Kesinlikle bunu göremezsin. Kur’an-ı Kerim kolaylaştırılmıştır ancak bu kitaplar ezberlemek ve anlamak için kolaylaştırılmamıştır.Kur’anı Kerim’i müslümanlar, küçükler, büyükler, erkekler, kadınlar hatta Araplardan önce Arap olmayanlar ezberliyorlar.
Allah’a hamdolsun ben on yaşıma ulaşmadan Kur’ân-ı Kerim’i ezberledim. Ezberimi de en güzel şekilde yaparak tamamladım.
Yıllar önce Bengladeş’e gitmiştim. İslamî eğitim veren okulların birisinde, Kur’ân-ı Kerim’i mükemmel bir şekide ezberleyen dokuz yaşındaki bir öğrenciye şahit oldum. Bizzat kendisini imtihan ettim, bir harf hatası bile yapmadı. Aynı ülkenin bir şehrinde yedi yaşından itibaren Kur’ân-ı Kerim’i çok iyi ezberleyen çocuklara şahit olduk. Onlardan bir tanesi Katar’a getirildi, Katar Milli Eğitim Bakanlığı onu ödüllendirdi. Kur’ân-ı Kerim’in dışında bu kadar çok ezberlenen bir kitap daha bulunamaz.
Nijerya‘dan, Burma‘dan, Türkiye’den, Pakistan’dan veya Hindistan’dan sanki bir kaset gibi birçok kişiyi Kur’an’ın tamamını ezberlemiş olarak görmek ne ilginçtir. Bunlardan bazılarını bizzat imtihan ettim. Bir harfini dahi eksik söylemediler ve bir kelimeyi bile atlamadılar.
Katar’daki Kur’an-ı Kerim hafızlık yarışmasında Bangladeşli, Pakistanlı ve Hindistanlı bazı kardeşlerimi yine imtihan ettim. Onlardan birisine Arapça olarak ismini sorduğumda ‘mâ ismüke’ sorusunun anlamını bilmiyordu. Kur’an-ı Kerimi en güzel bir şekilde ezberliyorlar ama bir kelimesini bile anlamıyorlardı. Anlaşılmadan ezberlenen böyle bir kitabın bir benzeri var mıdır ? Bu şaşırtıcı, harika ve acâyip bir kitaptır. İşte Kur’an-ı Kerimin özelliklerinden birisi de okunmasının, ezberlenmesinin ve anlaşılmasının kolaylaştırılmış olmasıdır.
Kur’an Mucizedir
Bu yüce kitabın özelliklerinden birisi de mucizevi bir kitap olmasıdır. Hz.Muhammed (s.a.s.)’in en büyük delili ve en büyük mucizesidir. Gözle görülür mucizeler ve evrenle ilgili işaretler Allah’ın Rasülünün (s.a.s.) elinde meydana gelmesi mümkün iken, kitaplar bu mucizevi konulardan hep bahis açmış, sahih ve hasen hadisler1 bu konularla dolmuş olsa da, insanlardan Kur’ân’ın bir benzerini getirmesi istenmiş, Kur’an ile meydan okunmuştur.
“O Kur’an’ı kendisi uydurup söyledi mi diyorlar? Hayır (sırf inatlarından dolayı) iman etmiyorlar. Eğer doğru söyleyenler iseler haydi onun gibi bir söz getirsinler.” (Tur suresi-32/33)
Veya başka bir ayette uydurulmuş on sure getirilmesi isteniyor:
“Onu (Kur’an’ı) uydurdu mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz haydi Allah’tan başka gücünüzün yettiklerini de (yardıma) çağırıp siz de onun gibi uydurma on sure getirin” (Hud suresi-13)
Yine başka bir ayette de onun gibi bir sure getirilmesi istenir. “Onu (Muhammed’in kendisi) uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun benzeri bir sure getirin ve Allah’tan başka çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın.” (Yunus suresi-38) “Eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimiz (Kur’an) hakkında şüphede iseniz, haydi onun benzeri bir sure getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz Allah’tan başka şahitlerinizi çağırın (ve bunu ispat edin)” (Bakara suresi, 23)
Mağlup oldular, vazgeçtiler, bıraktılar ve Allah (c.c)’ın sözü gerçekleşti: “De ki: Andolsun insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar yine de onun benzerini getiremezler.” (İsra suresi-88)
Kur’an Sonsuz Ve Korunmuştur
Kur’an-Kerim’in özellikleriden birisi de ebedî olmasıdır. O sonsuz ve korunmuş bir kitaptır. “Şüphesiz o zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz” (Hicr suresi-9) Bizzat onun korunmasını Allah (c.c) üstlenmiştir. Geçmiş ümmetlerden de kitaplarını korumaları istenmiş fakat onlar bunu yapamamışlardır. Onlar için Maide süresinin 44. ayetinde ‘çünkü bunlar Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi’ buyrulmakla birlikte Hicr suresinin 9. ayetinde ise Allah-ü Teâla’nın bizzat kendisi yemin ederek onun korunmasını üstlenmiştir: “Şüphesiz o zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.”
Bunun için bizler, tecvidi ile, uzatmalarıyla, harekeleri ve duraklarıyla Rasulullah (s.a.s.)’ın okuduğu gibi Kur’ân-ı Kerim’i okuruz.
Üçüncü Halife Hz. Ömer (ra) zamanında müslümanların yazdığı resmi hat ile onu okuruz. Bu yazıyı değiştirmeye kimse de cesaret edemedi. Kur’an-ı Kerim olduğu gibi bu hal üzere kaldı. Onu sadece bazı noktalama ve işaretlerin ilavesiyle beraber okumaya devam ediyoruz.
Kur’an peygamberin ve sahabenin okuduğu şekliyle ve bizim de aynen okumaya devam ettiğimiz gibi devamlı bu hat üzerinde kaldı.
Bu Kur’an’a ilave yapmaya ve ondan bir şeyler eksiltmeye hiç kimse cesaret edemedi. Kur’ân-ı Kerim’ de 114 tane sure vardır. Tevbe suresinin (Berâat) dışında bütün surelerin hepsi besmele ile başlar. Herhangi birisi şöyle diyemez: Diğer surelerde olduğu gibi niçin bu sureye besmele koymuyoruz? Bunu demeye güç yetirebilir mi?
Bunu yapmaya şimdiye kadar kimsenin gücü yetmedi. Çünkü o sure bu şekliyle nazil oldu. Bizim de Kur’an’ı bu şekilde korumamız gerekmektedir.
Küçük çocuklara Kur’an derslerinin verildiği bir yerde çocuklardan bir tanesi Kur’an-ı Kerim’den şu ayeti okumuştu: “Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir.” (Ali İmran suresi/144)
Çocuk ayette geçen Muhammed isminin yanına ‘Sallallahü Aleyhi Ve Sellem’ ifadesini koyarak okudu. Bunun üzerine etrafındaki öğrenciler hareketlenip yanına toplanarak
‘Bu salavat cümlesini nereden getirdin? Biz ayette peygamberin ismi nasıl geçmişse öyle okuruz. Ona salat ve selam getirmeyiz’ dediler. Küçücük çocukların Kur’ân’a ilave olan bu cümleye nasıl itiraz ettiklerine bir bakalım.
Kendisinden başka hiçbir kitapta bulunmayan özellikler bu kitapta mevcuttur. İşte bunun için bu kitabı iyi anlamamız ve iyi tefsir etmemiz gerekir.
Tefsir kelimesiyle Fatiha suresinden Nâs suresine kadar yaptığımız tefsiri kastetmiyorum. Bu kelimeyle en iyi ve en doğru anlamayı kastediyorum.
1-Kur’an-ı Kerim Allah’ın kelamıdır
2-Kur’ân-ı Kerim bütün zamanların kitabıdır
3-Kur’an-ı Kerim bütün âlemlere gönderilmiştir
4-Kur’ân bütün insanlığın ve tüm hayatın kitabıdır.
Üstad Muhammed Abduh’tan bir hikaye:
İmam Muhammed Abduh (Allah rahmet eylesin) anlatıyor:
Dışarıdan gelen bazıları ona soru sorarak: Siz, Kur’an’da her şey var diyosunuz? dediler.
-Üstad: Evet, dedi.
-O zaman size bir soru sormak ve cevabını da Kur’an’dan almak istiyorum?
– Üstad: Buyur sor, dedi
-Bir erdep2 buğdaydan kaç somun ekmek olur?
-Üstad: Fırın sahibi olan birisine soruncaya kadar bana müsâde et diye cevap verdi.Sorunun cevabını fırıncıdan alarak cevabı aktardı.
-Fakat bu cevap Kur’an’dan değildir” dedi
-Üstad: Aksine bu cevap Kur’an’dandır dedi. Çünkü Kur’an-ı Kerim “Eğer bilmiyorsanız, ilim sahiplerine sorun.” (Enbiya suresi-7) ve “Sen bunu haberdar olana sor.” (Furkan suresi-59) ve yine “Bunları sana hiç kimse hakkıyla haberdar olan (Allah) gibi haber veremez.”(Fatır suresi-14) buyuruyor dedi. Mana, her şeyin detaylı bir şekilde Kur’an’da bulunması demek değildir. Kur’an kuralları, hidayet ışıklarını koyar. Bizden de kendisinin koyduğu bu aydınlıkta o bilgilere ulaşmamızı ve o bilgileri araştırmamızı ister.
Kur’an hayatın tamamının kitabıdır. Bütün insanlığın, âlemlerin ve zamanların kitabıdır. Tahrif edilmiş İncil’de var olan şirk kokan hatalı şeyler Kur’an’da yoktur. İncil “Kayser’in3 hakkını Kayser’e, Allah’ın hakkını Allah’a ver” der.
Hayatı ikiye ayırıyoruz! Bir kısmı Allah için, bir kısmı da Allah’tan başkaları için. Bir kısmı din, bir kısmı da devlet için. İslam bu taksimatı ve ikilemi kabul etmiyor. Kayser’i de ve Kayser için olanı da hepsini alemlerin Rabb’i olan Allah için kabul ediyor.
“Ey Muhammed de ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm de âlemlerin Rabb’i olan Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. İşte ben bununla emrolundum.Ve ben Müslümanların ilkiyim.” (En’am suresi-162/163) Kur’an’ı bu çerçeve ölçüsünde ve onun koyduğu sınırlarda anlamamız gerekmektedir.
(1) Parmaklarının arasından su çıkması, az yemeğin çoğalması, kütüğün inlemesi, önündeki taşlarının tesbih etmesi, taşların ve ağaçların onu peygamberlik ile selamlaması, bulutların gölgelendirmesi vb.
(2) Erdep: Mısır’da eskiden kullanılan 150 kg ağırlığındaki bir ölçü birimidir.
(3) Kayser: Roma, Bizans ve Alman imparatorlarına verilen bir ünvandır
Not: Bu yazı Üstad Yusuf el KARADAVİ’nin ‘Fi Tefsiri’l Kur’an-il Azim’ yazısından kısmen tercüme edilmiştir.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER