Sivil İrade Ve Özgürlüklerin Korunması

110

sivil-irade-ve-ozgurluklerin-korunmasi-onizlemeSivil İrade
İnsanlık tarihi kadar eski olan yönetim sistemleri süreç içinde gelişse de, insanilik boyutunu kaybettiği anda gelişmişliğin neyi ifade ettiği muammaya dönüşür. Toplumsal katmanlar bireyler üzerinde baskı oluşturma aracına dönüştüğünde, sınıf ayırımlarının beraberinde isyan ruhu, içe kapanma, verimsizlik, isteksizlik ve protesto etme anlayışı ortaya çıkar. Yıkıcı örgütlenmeler ile birlikte, ayrışma daha belirgin olarak gün yüzüne çıkar. Huzursuzluk ve anarşi, topluma egemen olur.

Sivil irade yaklaşımı, askeri vesayetin altında kendisine ve topluma yön veremeyen, bireysel özgürlükler bir yana, toplumda büyük bir kesimin, bu anlayışın altında ezilmesinin beraberinde getirdiği bir sonuçtur. Askeri darbelerle balans ayarı verilmiş toplumların özgür düşünmeleri kısıtlanmıştır. Toplum, belli kliklere ayrılmıştır. “Asker”ve “sivil”- kavramlarıyla kişiler iade edilmeye çalışılmıştır. Denilebilir ki, sivil inisiyatif, sivil irade, sivilleşme kavramları bir yerde çok konuşuluyorsa, darbelerden ve askeri hâkimiyetin varlığından söz etmek gerekir. Bunun neticesinde de, karşı kavram olarak “sivillik”dillendirilmiştir.

Resmi tarih anlayışı, resmi yazı, resmi araç, resmi konuşma… Başına resmi getirilen onca kelimeden sonra “sivil”kelimesiyle birlikte kullanılan çok az şey kalmakta geride. Bunun bir yansıması olarak sonradan ihdas edilen sivil anayasa, sivil irade, sivil yaklaşım, sivillerin barındığı mekanlar gibi rahatlatıcı ikilemeler ortaya çıktı.

Darbelerin tahakkümü altında ve resmi söylemlerin kıskacında sivil irade ve özgürlüklerin korunması konusu, bu vechiyle önem arz etmektedir.

sivil-irade-ve-ozgurluklerin-korunmasi-3Devletin varlık nedenleri

Devlet dediğimiz yapı; sistemli iş bölümüne dayanan, bireylerin ve yönetmek üzere görevlendirilmiş kişilerin sorumluluk bilinci, hakkaniyet, eşitlik ve adalet ilkelerini gözeterek ortaya koydukları çabaların hepsini içine alır.

“Devletin varlık sebebi, toplumsal güvenliğin sağlanmasıdır. Ordu, bireylerin ve mülkiyetin güvenliğinin sağlanmasında devletin temel aracıdır.” der Rousseau. Yine Locke şöyle der; “Toplumsal güvenlik (mülkiyetin korunması dâhil) yurttaşların rızasına dayanan hukuk kuralları ile sağlanmalıdır. Devlette toplumsal güvenliğin güvencesi hukukun üstünlüğüdür.” Mill ise ordunun tanımı- nı şu şekilde yapar; “Ordu, toplumu baskı altında tutmada egemenin bir aracıdır. Ordu, toplumu kontrol altında tutabilecek güce sahiptir. Ordu, piyasa tarafından kontrol edilmelidir. Kontrol mekanizmalarını kendisi oluşturan ve bireysel özgürlükler alanı olan piyasa, devlete aygıtına göre daha yetkindir.” Her biri toplum ve onun kendi içinden ürettiği orduyu tanımlar ve görevleri hakkında bilgiler verirken, baskı aracı olmaması gerektiğini ve vatandaşın huzurunu sağlamaya yönelik çalışması gerektiğini dile getirir.

Devlet fikrini bir eser ortaya koyarak temellendiren Platon, ideal devletin nasıl olması gerektiğini anlattığı “DEVLET” adlı eserinde; devlet içerisinde işçiler, çiftçi ve zanaatkârların oluşturduğu çalışanlar gurubu, bekçileri, askerler ve yöneticilerden söz eder.

sivil-irade-ve-ozgurluklerin-korunmasi-4Devletin maddi ihtiyaçlarını karşılayan çalışanlar, güvenliğini sağlayan bekçiler ve bilgelikle yönetim vazifesini üstlenen yöneticiler devletin önemli organlarıdır. Her sınıfın bir erdemi vardır. Kanaatkârlık, cesaret ve bilgelik… Kadın ve erkeğin eşitliğinden söz eder Platon. Bu tarz ütopik bir yaklaşımı doğu felsefesinde Farabi temsil eder. Sivil, askeri ve resmi sınıfların iç içe en güzel kaynaştığı devlete örnek vermek gerekirse, dikkatlerden kaçmayan tek örnek Medine İslam Devletidir. Medine İslam Devleti, yönetimle halkın çok sağlam bağlarla kaynaştığı, istismarın olmadığı, hakların çiğnenmediği, hak elde etmek için insanların saçını başını yolmak zorunda kalmadığı bir devirdir. Buna Asrı Saadet diyoruz.

Akademisyenlerin ısrarla araştırmak ve üzerinde tezler hazırlayıp mutlu bir toplumun formülünü çıkarabilecekleri zengin bir alandır bu alan. Asrı Saadet ütopya değildir. Geçmişte yaşanmış ve bundan sonra da denendiği takdirde yaşanabilecek bir sistemin ürünüdür.

Nedir Özgürlük?

Serbestlik ve herhangi bir fikre ve yapıya, kuruma veya güce bağlanmama hali diye tanımlanabilir. Bireyin kendi davranışlarını yine kendi fikriyatıyla kontrol edebilmesidir özgürlük. Farklı düşünebilme, farklı davranabilme ve tüm bu eylemlerinden dolayı da kimseye hesap vermek zorunda kalamamaktır. Her ne kadar özgürlük böyle özgürce tanımlanıyorsa da bunun bu derece rahat yaşanabildiğini söylemeye imkân yoktur. Aslında özgürlüğü zorlama bir tanımla tanımlamış ve tanımlarken de özgürlüğü doya doya yaşama adına kendi tutsaklığımızı da kanıtlamış oluyoruz.

Sivil İrade ve Özgürlüklerin Korunması

İlk insandan günümüze dünya dediğimiz gezegende, Allahın nimet olarak geceye ve gündüze sığdırdığı sayılması imkânsız olanakları kullanarak ona olan ubudiyetimizi ifa etmek gerekirken, kutuplaşma ve cephelerde mücadeleyi tercih etti insanoğlu. Allah’ın emirleri doğrultusunda bir hayatı tercih edenler ve onun ilahlığına isyan edip aksi istikamette bir yaşam tarzını benimseyenler, yüzyıllarca varlık yokluk mücadelesi verdiler. Geçmişe dönüp baktığımızda Nemrutların, Firavunların, Karunların ve Bel’amların dünyayı kasıp kavurduğu bir coğrafyada, insanlığı esas hüviyetine büründürecek, kimliklerine kazandıracak kurtarıcılar hiç eksik olmadı.

sivil-irade-ve-ozgurluklerin-korunmasi-5Doğuştan elde edilen özgürlüklere göz dikip, insanları köleleştirmenin mücadelesini verenler, sömürgeleştirerek her türlü hakkını gasp ettikleri insanları, gâh asimilasyon, gâh jenosid, gâh ateşlere atıp yakmak ve toptan kurtulmaya çalışmak gibi insanlık dışı uygulamalara tabi tuttular. Bunun sonucunda özgürlük arayışları başladı. Önce kaybettikleri özgürlüklerini sonra aramaya başlayan insanoğlu, özgürlük arama metotlarında hatalar yapınca bilerek ya da bilmeyerek terör dedi- ğimiz illete bulaştılar. Metot yanlış olunca sonuç da yanlış olacaktı.

Daha fazla özgürlük, dünyayı ele geçirme sevdası, paylaşamama, bölüşememe hastalığı dünyayı bir uçurumun eşiğine getirdi. Kendi egosunu tatmin, ilahlık taslama, kişileri itaate zorlamak ve bundan haz alma duygusu ile başlayan süreç, zihinsel kirlenmenin yanına bir de dünyada kargaşa, savaş ve zorbalık türü davranış kirliliğine neden oldu. Bu tahmin edilebilir bir sonuçtu.

Metodun doğru seçilmesi gerekirdi. Metodun ilahi olması gerekirdi. Bizi yaratan, bize en uygun yaşama biçimini de kodlarımıza terleştirmiş, buna fıtrat adını vererek aradığımızda kolayca ulaşabilmemizin yolunu açmıştı.

15 Temmuz gibi nice darbeler yaşadı bu coğrafya. Dünya da benzerleri her an yaşanmakta. Askeri cunta, kapsamına aldığı halka inandığını yaşatmak ve sınırlarının dışına çıkmamak gibi dayatmalarla, düşünce melekelerini ellerinden alarak köleleştirmeye, dini inançlarını, tercih ve yönelişlerini ipotek altına alamaya çalıştı. Bunu en iyi darbe ile yapabileceğine inanıyordu. Yıllardır yaşanan süreç onlara çok şey öğretmişti.

Özgürlüklerine dokunulmasına asla müsamaha gösteremezlerdi. Onlar özgürlükten; çılgınca eğlenmeyi, hal vurup harman savurmayı, vur patlasın çal oynasını anlamıyorlardı. Onlar özgürlükten; komşusu açken tok uyumayı, dilediğince yemeyi ve içmeyi, dilediğini asıp kesmeyi, dilediğini sürgün etmeyi, dilediğine ölümü, dilediğine yaşamayı bağışlamayı anlamıyorlardı. Dilediği kadar harcamayı, dilediğini yıkmayı anlamıyorlardı. Onlar sivil-irade-ve-ozgurluklerin-korunmasi-2özgürlükten; insanca onurlu bir yaşamı, eşe dosta saygıda kusur etmemeyi, fakiri doyurmayı, yaşlıyı korumayı, kadını ezmemeyi ve gözetmeyi, paylaşmayı, dayanışmayı, yakıp yıkmamayı anlıyorlardı. Dileyen dileği gibi inanmalı, inancını yaşamalı, kimse kimsenin hududunu çiğnememeli diyorlardı. Buna inandıkları için darbeye direndiler ve Allah da onlara yardım etti. Özgürlüklerini korumaları için onlara fırsatlar yarattı. Aslında imtihan içinde imtihan bu… Bunca fırsat karşısındaki duruşumuz da sınanıyor olmasın? Eğer değerini bilemezsek belki de bunu hiç yaşamadan yitireceğiz.

Sivil İrade ile gelinen noktada, özgürlüklerin korunmasının da önemli olduğunu görmekteyiz. Halkların dayanışması, tabakalar arasında bulunan farkların giderilmesi, askerin de sivilin de aslında aynı amaca hizmet ettiklerini kavraması, resmi söylemin sivil söyleme zıt olmaması, tahrik edici, küçük düşürücü olmaması önemlidir. Yaşadığımız coğrafya, dünya ölçeğinde küçük bir yerleşim yeridir. Bu coğrafyada kuracağımız örnek toplum modeli yeryüzüne yansıdığında tün insanlığa hizmet etmiş olacağız. Evrensel perspektifte dünya insanlığının akan gözyaşını dindirecek modeller üzerinde çalışarak, özlenen tabloyu tesis adına asker, sivil demeden birlik ruhu içinde görev paylaşımı yaparak yenidünyanın temellerini atmalıyız. Özgürlüklerin korunmasının önündeki engelleri de belki bu şekilde kaldırmış olacağız.

Nihat ÖNER

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER