Tefsirde Sapmalar

513

Davet-Mektebi-Dergisi-Tefsirde-Sapmalar-kapakMÜTEŞÂBİH AYETLERE TÂBİ OLUP, MUHKEM OLAN AYETLERDEN YÜZ ÇEVİRMEK

Kur’ân-ı Kerim’in tefsirindeki sapma sebeplerinden birisi de müteşabih¹ olan ayetlere uyup muhkem² olan ayetlerden ise yüz çevirme şeklindedir. Biz biliyoruz ki, Rabbimizin indirmiş olduğu kitaptaki ayetlerden bir kısmı muhkemdir. Onlar kitabın anasıdır (esasıdır). Manası aslından anlaşılır. Diğerleri ise müteşâbihtir. Rabbimizin şu ayette buyurduğu gibi “O’dur sana kitabı indiren. Onda kitabın anası olan muhkem ayetler vardır. Diğerleri ise müteşabihlerdir. Kalplerinde eğrilik olanlar fitne aramak ve yorumunu kendilerine göre yapmak için müteşabih ayetlere uyarlar. Hâlbuki onun yorumunu Allah’tan başkası bilemez. İlimde üstün olanlar ise: ”Biz Ona inandık, hepsi Rabbimizin katındandır.” derler. Akıl sahiplerinden başkası iyice düşünmezler.’’ (Ali İmran suresi, 7)

Anlayışlarımızı daha da güzelleştirmek için makbul olan, müteşabih ayetleri muhkeme çevirmemizdir. Muhkem olan ayetler açık olandır. Onun aydınlığında diğer manalar da anlaşılır.

Onlar; muhkem ayetlerin zıddına müteşabih ayetleri kastederek “Bunlar muhtelif anlamların  taşıyıcılarıdır” diyorlar. Eğer, Kur’an-ı Kerim’in tamamı muhtelif anlamları taşıyan kelimeler olarak gelmiş olsaydı, o zaman Kitâbün Mubin (apaçık bir kitap) ve Nurun Mubin (apaçık bir nur) diye isimlendirilmezdi.

Fakat bozguncular (fitneye düşenler) bunun aksini iddia ettiler. Müteşabihleri Kur’an’ın esası olarak anladılar ve muhkem ayetlerde gaflete düştüler.

Peygamber (s.a.s) bütün bunlara karşı, Ali İmran süresinin 7.ayetini okuyarak bizleri şöyle uyarmıştır: ”Kur’an’ın müteşabih olanlarının peşine düşenleri görürsen, işte onlar Allah’ın bu ayette isimlendirdiği kimselerdir ki, onlardan sakının, kaçının…”³ buyurmuşlardır.

Onların kalplerinde hastalık, yollarında da sapma vardır. Müteşabihlere tabi oluyor, muhkem olanları da terk ediyorlar. Zamanımızda birçoklarını bu şekilde görüyoruz. Onlar bu tutumlarını aynı şekilde sünen kitaplarında da gösteriyorlar.

Bazıları şu ayeti delil getirerek haram olan faizin, kat kat arttırılan faiz olduğunu bile söylediler. ”Ey iman edenler, faizi kat kat olarak yemeyin. Allah’tan sakının ki kurtuluşa erebilesiniz. (Ali İmran suresi, 130)

Bunlar, kendisi ile faiz ayetlerinin kesin olarak sona erdiği muhkem ayeti unuttular. Aksine muhkem olan bu ayetle Kur’an ayetlerinin tamamı sona erdi.

İbn-i Abbas’tan (r.a) gelen rivayete göre⁴ o ayet, Allah’ın şu sözüdür. “Ey iman edenler, eğer Allah’a iman etmişseniz Allah’tan sakının ve faizin arta kalanını bırakın. Eğer böyle yapmazsanız (bırakmazsanız) Allah’a ve Resulüne harp açtığınızı bilin. Eğer tövbe ederseniz ana sermayeniz sizindir.(Böylece) haksızlık etmemiş ve de haksızlığa uğramamış olursunuz.” (Bakara suresi, 278-279)

Âlimlerin birçoğu ayet-i Kerimenin; vakıayı açıklamak, ortaya çıkarmak ve faizin çirkinliğini göstermek için olduğunu söylemesine rağmen bu ayeti bırakıp, Ali İmran süresinin 130. ayetine tutundular.

Çünkü Araplar faizi kat kat arttırarak yiyorlardı. Kat kat attırılan faiz şöyle oluyordu: Bir kişi “Bir aylık zaman içinde bunu sana %10 karşılığında veriyorum” diyordu. Faiz ile para alan, bir ay geçer ve sözünde durmaya güç yetiremezse ona %20 ödemen karşılığında sana yine bir zaman veriyorum derdi. Ve böylece faiz arttıkça artıyordu. Hatta bazen faiz sebebiyle alınan miktar, borçtan daha fazla olabiliyordu.

Kat kat artıştan bahseden faiz ayeti de bu gidişatın korkunçluğunu anlatmak, ortaya koymak, sakındırmak, bunun alçaklığını vurgulamak ve somutlaştırmak istemiştir. Faiz konusundaki haramlığa delil olan kesin ayet ise; yukarıda geçen Bakara suresinin 278. ayetidir.

ÇİRKİN VE ÇOK ZARARLI TE’VİLLER

Tefsirdeki anlam kaymalarının sebeplerinden birisi de; kötü te’villerdir.⁵ Herhangi bir delil olmadan Kur’an’ın zahirinden⁶ mana çıkarıyorlar. Esas olan; hükümlerin zahire göre verilmesidir. Ancak bu konuda bir delil ve işaret var ise kabul edilir. O zaman bu esastan yorum çıkarmamız mümkün olur. Âlimlerin çoğu te’vile başvurmuş- lardır. Müfessirler, kelamcılar, usulcüler, te’vilden bahsetmişlerdir. İslam âlimleri; isteyen kimse istediği şekilde bir kural koymasın diye, te’vil için birtakım sistemler getirmiştir.

FELSEFECİLERIN TE’VİL YAPARAK VERDİKLERI ZARARLAR

Şüphesiz felsefeciler de te’vil yaparak zarara ortak olmuşlardır. Kindi, Farabi, İbni Sina gibi kendilerini İslamcı felsefeciler diye isimlendiren kimseler bu konulara girmişlerdir. Bunlar; Aristo felsefesine uygun olarak Kur’an’ı te’vil etmişlerdir.

İmam-ı Gazali “Tehafüt’ül felâsefe” adlı eserinde; onların hatalarını, yanlışlıklarını on yedi başlıkta ele alarak üç meselede onların küfre girdiğini açıklamıştır.

Âlemin (evrenin) yaratılışının, Allah’ın yaratması ile ilgili değil de; ezeli olduğunu söylediler. Allah’ın parçaları (cüz’ü) bilemeyeceğini, eşyaları genel olarak bildiğini, ahirette bedensel olarak bir dönüşün olamayacağını, aksine ahirette azap ve nimetlerin beden ile değil de; sadece ruh ile olacağını söylediler.

Hz. Muhammed (s.a.s) Müslümanlar için ilk öğretmen olmasına rağmen; felsefede bazı aşırı gidenler, özellikle bu işin lideri olarak kabul ettikleri Aristo felsefesi ile birlikte hakaret ederek Kur’anı-ı Kerim’i te’vil ettiler.

Davet-Mektebi-Dergisi-Tefsirde-Sapmalar-2

MU’TEZİLE DE TE’VİL YAPARAK ZARAR VERMİŞTİR.

Onlar, mu’tezile okulunda mantıkçı ve varsayımcı- larla birlikte hareket ettiler. Yaptıkları te’villerle çok zararlarını gördük. Kur’an-ı Kerim‘in bazı ayetlerinde şefaatin varlığını kabul edip, bazı ayetler de kabul etmeyerek te’vil yoluna gittiler. Var olan şefaatin dışında, kabul edilemeyecek olan şefaat da vardır dediler. Allahü Teâlâ’nın “…O’nun izni olmadan şefaat edecek kimmiş?” (Bakara suresi, 255)

Şefaat ancak razı olunan kullar içindir. “Onların önünde ve arkasındakileri bilir. Allah’ın razı olduğundan başkasına şefaat edemezler… (Enbiya suresi, 28)

Ayet; şefaatin tevhid ehli olanlar için olduğunu açıklarken onlar (te’vilciler), tevhid ehli olan müvahhidlerden günaha girmiş olanlarla ilgili ne kadar peygamberin şefaati, meleklerin şefaati, nebilerin şefaati ve salih müminlerin şefaatinden bahseden ayet ve hadis varsa hepsini te’vil yoluna gittiler.

Ve yine ahirette müminlerin, Rablerini görmeleri konusundaki ayetleri de te’vil ettiler. Allahü Teâlâ’nın “O gün bir kısım yüzler parıldayacaktır. Rablerine bakacaklardır.” (Kıyamet suresi 75/22-23) ayetlerine destek olabilecek sahih hadislerle cevap verdiler. “Şüphesiz ki, siz şu ayı zahmetsiz, rahat bir şekilde gördüğünüz gibi Rabbinizi de göreceksiniz”⁷ Onlar, Allah’ı görme konusunda burada bir benzetme yaparak bunun sadece şüphe ve zandan ibaret olduğunu söylemişlerdir. Yine onlardan bazıları da kabir azabı konusundaki hadisleri te’vil etmişlerdir.

Oysaki konu ile ilgili ayetler buna işaret etmektedir. Sırat, mizan ve buna benzer konularla ilgili ayetlerde, mu’tezile te’vili kullanarak çok ciddi zararlar vermiş ve bunda da haddini aşmıştır. İmam-ı Gazali kitabında⁸ bahsettiği gibi muhtelif grupların hemen hemen hepsi de te’vile başvurmuşlardır. Hatta Eş’arilerden de bazıları te’vil yapıp aşırıya kaçmışlardır. Zamanımızda da bunları görmekteyiz. Te’vil çok önemli ve ciddi bir iştir.

Te’vil yeri geldiği zaman tabi ki yapılır. Biz Allah’ın kitabı ile oynamadan yorum yaparız. Te’vil, Allah’ın açık olan ayetleri içindir. İşte tefsirdeki sapmalardan bir tanesi de bu yanlış ve kötü te’villerdir

İSRAİLİYATLA İLGİLİ RİVAYETLERİN AKTARILMASI

Tefsirlerdeki sapma sebeplerinden birisi de israiliyatla (9) ilgili rivayetlerin aktarılmasıdır. Aslında bu alıntılardan bazılarının kendilerinin yanındaki kitaplarda bile aslı esası yoktur. Hatta İsrailiyat ile ilgili Müslümanların kitaplarında bulunan bilgilerin çoğu, kendi kitaplarında bile bulunmamaktır.

Davet-Mektebi-Dergisi-Tefsirde-Sapmalar-1Bazı insanlar bu bilgileri birbirlerine aktardılar. Sonra da sinsice (entrika yaparak) Müslümanların arasına sokuşturdular. Müslümanlar da bu uydurma bilgileri onlardan önce kabul ettiler. Bu bilgileri sorgulayanlar ve araştıranlar ise, israiliyat ile ilgili haberleri terk ederek uzak durmuşlardır.

Bundan dolayı âlimler, çoğunluk teşkil eden bu konularda, ehli kitap konusunda ihtilaf etmişlerdir. Ashabı Kehf’in isimlerinin, sayılarının, köpeklerinin renginin zikredilmesi, Musa’nın (a.s) asasının hangi ağaçtan olduğu, İbrahim (a.s) için Allah’ın (c.c) diriltmiş olduğu kuşların isimleri, Allah’ın (c.c) Musa’ya (a.s) öldürülen kimseye vurmak üzere inekten alınan parçanın hangisi olduğu ve Hz. Musa’ya vahiy ettiği ağacın çeşidi gibi buna benzer Kur’an’da Rabbimizin açıklamadığı birçok örnekte olduğu gibi, müfessirlerin farklı yorumlar yapmasına sebep olmuştur. Bu bilgiler, ne dünyaları ne de dinleri için onlara fayda sağlayacak değildir.


Not: Bu yazı Üstat Yusuf el KARADAVİ’nin “Fi Tefsiri’l Kur’an-il Azim” yazısından kısmen tercüme edilmiştir.
1. Müteşâbih: Birden çok anlama gelebilen, manası herkes tarafından kolayca anlaşılamayan, açıklanması için başka delillere ihtiyaç duyulan ayetlerdir.
2. Muhkem: Açık, kesin, manası herkes tarafından aynı şekilde anlaşılan ayetlerdir.
3. Müttefakun aleyh Buhari/tefsir-4273, Müslim/ilm-2665,İmam-ı Ahmed/ilim-26197,Ebu Davud/sünneh-4598 (Hz. Aişe’den rivayet edilmiştir.)
4. Buhari/Tefsir-4544.
5. Te’vil: Açıklamak, beyan etmek anlamına gelir. Ayetin muhtemel olduğu manalardan birisine döndürmektir.
6. Zahir: Başka bir manaya da gelme ihtimali bulunan lafızlardır. Nassın zıttıdır.
7. Müttefekun Aleyh. Buhari/Mevakıtu’s Salat-529, Ebu Davud/Sünnet-4729, İbn Mace/ İman ve Fezailü’s- Sahabe-177, Müslim/Mesacid ve Mevaidu’s- Salat-633 (Cerir b. Abdillah’tan rivayet olunmuştur.).
8. Faysal et-Teferrukati Beyne’l İslami ve’z Zındıkati-84.
9. İsrailiyyat: Yahudi, Hristiyan ve diğer kültürlerden İslamiyet’e giren çoğu zayıf ve uydurma olan rivayetlerdir.

Abdullah A. Tevlioğlu

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER