Zalimlerin Ramazan Azgınlığı

67

 

zalimlerin-ramazan-azginligi-onizlemeRamazan, Müslümanların nazarında diğer aylardan farklı, özel yeri ve anlamı olan mübarek bir aydır. Fakat bu ayda oruç tuttukları ve diğer ibadetlerini de artırdıkları için bedensel yönden nispeten zayıf düşerler. Buna rağmen yine de dünyevi işlerini aksatmaz, belki biraz hafifletirler.

Sahihi Buhari’de nakledilen bir hadise göre Resûlullah (s.a.s.)’ın Ramazan’da şeytanların çok aşırı giden inatçılarının, azgınlarının bağlandığını söylediği rivayet edilmiştir. Bu belki görünmeyen cin şeytanları için söz konusudur. Ne yazık ki be- şer şeytanları, Ramazan’da Müslümanların duyarlılığının artmasından son derece rahatsız oluyorlar ve azgınlıkları da artıyor.

Özellikle Müslümanlara zulmeden, onların namazlarından, oruçlarından, tesettürlerinden ve diğer dini görevlerini yerine getirmelerinden rahatsız olan zalimler mübarek Ramazan ayında daha da azgınlaşıyor, terör ve şiddetlerini de artırıyorlar.

Bunu bu yılın Ramazan ayında da gözlemledik. Biz de bu ayki yazımızda Ramazan’da azgınlaşan beşer şeytanlarının aşırıya giden zulüm uygulamalarının bazılarından özetle söz edeceğiz.

FELLUCE’DE SERGİLENEN VAHŞET VE OYNANAN OYUN

Irak’ta Musul ve çevresinin IŞİD’e teslim edilmesinin aslında bir oyun ve taktik olduğunu daha önce değişik zamanlarda dile getirdik. Bu bir oyun olmasaydı, o zaman Musul’u teslim eden Irak ordusunun ve ona güç kazandırmak amacıyla Şii militanlardan oluşturulan ve Irak’ın Şebbiha çeteleri diyebileceğimiz Haşdi Şa’bi (Halk Gerillaları) örgütünün bugün Felluce’yi alması çok da kolay olmazdı.

Çünkü o zaman sayıları iki bini bile bulmayan militanlardan oluşan IŞİD, hiçbir direnişle karşı- laşmadan bir orduya karşı zafer kazanmıştı. Ama bu zaferinden sonra özellikle Avrupa’daki eski El-Kaide mensuplarının birçoğunu kendi safına çekmenin malzemesini oluşturan, bunun için hâkimiyet kurduğu bölgelerde İslam Devleti diye bir devlet kurduğunu söyleyen IŞİD’in militanlarının sayısı Musul’u teslim alanların sayısının belki on katına çıktı. Üstelik bunların çoğunluğu gerçekten bir İslâm devleti hesabına savaştıklarına inandıkları için kararlılıkla savaştılar.

zalimlerin-ramazan-azginligi-5Fakat bu savaş Avrupa ülkeleri açısından ciddi sorun oluşturan El-Kaide mensubu gençleri bir bataklığın içine çekip orada imha etmekten, buna ek olarak Bağdat hükümetine direnen kabileleri de IŞİD tuzağına düşürüp boyunlarına daha keskin kılıçlar indirilmesi için gerekçe oluşturmaktan başka bir işe yaramadı.

Bölgede güya IŞİD’e gerçekte tüm bölge ahalisine karşı yürütülen savaşın bu Ramazan’da yürütülen kısmının merkezi ise Felluce’ydi. Felluce’ye Haşdi Şa’bi adı verilen örgütün saflarında savaş- maları için gönderilen Şii milisler IŞİD’le hiçbir ilgileri olmayan insanlara gözlerin görmeye tahammül edemeyeceği, yüreklerin ise dayanmasının mümkün olmadığı korkunç işkenceler yaptılar.

Okuyucularımız belki o korkunç manzaralardan bazılarına televizyon ekranlarında şahit olmuşlardır. Fakat televizyon ekranlarına yansıyanlar sergilenen vahşetin ve uygulanan işkencenin sadece köpüğüne denk gelecek kadar bir miktarını ve belki de daha azını kapsıyor. Olayların yaşandı- ğı bölgelerden gelenlerin anlattıklarına veya şahsi cep telefonlarıyla çektikleri manzaralara tahammül etmek mümkün değil.

İşte bu vahşeti İran’ın gönderdiği canavarlar icra etti. İran’ın ise bu savaşı mezhepçi bir politikayla ve gerçekte kendi saltanatını küresel güçlerle işbirliği yaparak bölgede yaymak amacıyla sürdürdüğü artık bütün açıklığıyla ortadadır.

Oyunun bir parçasını oluşturan IŞİD ise sonunda Felluce’yi Bağdat’taki gölge yönetimin ordusuna ve bu orduya destek veren Haşdi Şa’bi’nin canavarlarına teslim ederek çekildi.

Böyle bir vahşetle karşı karşıya gelen insanların evlerinde kalmakta ısrar edebilmelerini beklemek tabii ki anlamsız olur. O yüzden on binlerce aile evini barkını terk ederek başka yerlere göç etti. Bazıları da Türkiye sınırlarına dayandı. Ama maalesef aralarında IŞİD militanları bulunabileceği korkusuyla bunların çoğunun içeri girmesine izin verilmedi. Girenlerin çoğu geri çevrildi. Onların da bazılarının Bağdat yönetimine teslim edildiği gelen haberler arasında yer alıyor. Bu bilginin Ankara’daki hükümet tarafından tetkik edilip önüne geçilmesi gerekir. Çünkü söz konusu mültecilerin Bağdat hükümetine teslim edilmesi kurttan kaçan kuzunun kurdun pençelerine teslim edilmesi anlamına gelir.

zalimlerin-ramazan-azginligi-3İŞGAL GÜÇLERİNİN SURİYE’DE KESİNTİSİZ KATLİAMLARI

Felluce’de korkunç bir vahşet sergileyen zihniyetin Suriye kanadı da mübarek Ramazan’da bu ülkedeki saldırılarını ve katliamlarını sürdürdü. Suriye’de özellikle Halep merkezli saldırılar ve katliamlar hem havadan hem de karadan sürdürüldü.

Bölgede kıskaca alınan ve sıkıştırılan topluluklara mübarek Ramazan’da insanî yardım yapılmasını engellemek amacıyla özellikle bu tür yardımların organize edildiği noktaları ve merkezleri hedef alan saldırılar yoğunlaştırıldı. Sağlık merkezleri vuruldu.

Suriye’deki işgal güçleri Ramazan’da Haleb’in yanı sıra muhalif güçlerin etkili olduğu Hama, Humus ve İdlib bölgelerine yönelik olarak da yoğun saldırılar gerçekleştirdiler.

İşgalcilerin saldırılarının hedefleri arasında yer alan önemli yerlerden biri de stratejik öneme sahip Türkmendağı’ydı. Bu bölgede kontrolü elde tutabilmek için Rusya’nın gönderdiği hava güçlerinin de desteğiyle yoğun saldırılar gerçekleştirildi. Ancak işgalciler tüm azgınlıklarına rağmen Türkmendağı’nda kontrolü elde tutmayı başaramadılar.

İşgalcilerin saldırılarına karşı direniş güçlerinin kararlı mücadelesi de devam etti.

IŞİD’in ise sadece bir oyun ve taktik olduğu Rakka ve çevresinde sergilenen senaryoyla da bütün açıklığıyla gözler önüne serildi.

GÜN GELİR HALEB’İN SAVUNMA HATTI TAHRAN OLUR

ABD ile işbirliği sonucu Irak’ı tam anlamıyla arka bahçe haline getiren, Rusya ile işbirliği sayesinde de Suriye’de fiili işgalini sürdüren İran’ın sözde Kudüs Tugayı’nın ileri gelen danışmanlarından Tuğgeneral Ayrac Mescidi, Halep ve Felluce’nin Tahran’ı savunmanın iki önemli hattı olduğunu söyledi. General Mescidi, buraların İran’ın derin savunma hattını oluşturduğunu iddia ederek oralardaki askeri birliklerin başına getirilen Kasım Süleymani’nin de gerçekte İran’ın sınırlarını savunduğu iddiasında bulundu.

Bugün katillerle ve küresel emperyalizmle işbirliği yaparak Tahran’ın savunma hattını Felluce’ye ve Haleb’e taşıyan İran, sırtını emperyalist güçlere dayamanın verdiği tekebbürle böyle arsızlaşabiliyor. Felluce ve Halep’te sergilediği vah- şeti de bu yolla meşrulaştırmaya çalışıyor.

Fakat dünyadaki gelişmelerde su her zaman aynı yöne akmaz. Gün gelir Haleb’in Felluce’nin savunma hattı Tahran’a taşınır. O zaman bugün, sırtlarını küresel emperyalizme dayamanın verdiği tekebbürle konuşanların diyecekleri bir laf kalmaz. Kim bilir belki de o günler çok yakında gelir ve Halep halkı, Felluce halkı bir ihanet çetesinin dağıtılmasının verdiği ferahlıkla rahat nefes alır.

SİYONİST ŞİDDET RAMAZAN’DA YUMUŞAMADI

İşgal rejimi dünya kamuoyunu yanıltmak amacıyla Ramazan’da Filistinlilere yönelik uygulamalarını yumuşattığı iddiasında bulundu. Uygulamalar ise iddia edilenlerin tam tersini söyledi. Gazze’ye abluka Ramazan’da da bütün şiddetiyle devam etti. Kudüs’te Mescidi Aksa çevresindeki polis muhasarası ve bu kutsal mabette ibadetlerini yerine getirmek isteyenlere yönelik engellemeler arttı. Batı Yaka bölgesinde ise Ramazan’da eylemlerde artış olabileceği ihtimali gerekçe gösterilerek denetleme noktaları artırıldı. Bu noktalar ise bölge ahalisi için tam anlamıyla işkence merkezleri olarak değerlendiriliyor.

Diğer yandan Ramazan’da bilhassa Batı Yaka bölgesinde birçok polis baskını ve tutuklama, Gazze’ye de zaman zaman hava saldırıları gerçekleştirildi.

HUKUK TANIMAYANA HUKUK KOMİTESİ BAŞKANLIĞI

İsrail gibi hukuk tanımayan, hukukla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir devletin BM’de Hukuk Komitesi başkanlığına seçilmesi, 1987’deki intifada sonrasında küçük yaştaki çocukların kol ve bacak kemiklerinin kırılması tavsiyesinde bulunan, tavsiyesi de bilfiil yerine getirilen İzak Rabin’e Nobel Barış Ödülü verilmesine benziyor. Fakat gerek o zaman Rabin’in böyle bir ödüle gerekse şimdi siyonist işgal devletinin BM Hukuk Komitesi başkanlı- ğına lâyık görülmesi gerçekte küresel emperyalizme yön veren anlayışın nasıl bir anlayış olduğunu gözler önüne sermesi açısından düşündürücüdür.

SİSİ CUNTASINDAN YENİ İDAMLAR VE MÜEBBET HAPİS CEZALARI

Mısır’da gayri meşru yollarla siyasi iktidarı gasp eden Sisi cuntası hukuk temelinden tamamen uzak yargılamalarını mübarek Ramazan’da da sürdürdü ve yine birçok kişiye idam cezası verdi. Ayrıca halkın oyuyla cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Mursi başta olmak üzere birçok kişiye de yeniden müebbet hapis cezaları verildi. Mursi’ye verilen müebbet hapis cezasının gerekçesi ise Katar için casusluk yaptığı iddiası.

zalimlerin-ramazan-azginligi-2Sisi cuntasının bütün bu yargılamaları ve cezalandırmada başvurduğu iddialar Bangladeş’teki diktanın Cemaati İslâmî liderlerine karşı yaptıklarına çok benziyor. Her ikisi de gerçekte kendilerinin işledikleri suçları muhaliflerine yükleyerek onları cezalandırma yoluna gidiyorlar. Aslında Hindistan’la işbirliği yaparak kendi öz vatanına ihanet eden Bangladeş diktası Cemaati İslâmî liderlerini vatana ihanet suçlamasıyla idam veya müebbet hapis cezalarına mahkûm etti. Siyonist işgal rejiminin casusluğunu yapan Sisi cuntası da halklarının oylarıyla ve vatanlarına hizmet için seçilen insanları başkaları hesabına casusluk yapmakla suçlayarak idama veya müebbet hapis cezalarına mahkûm ediyor.

YEMEN’DE SAVAŞ GERÇEKTEN BİTTİ Mİ?

Yemen’de savaşın bitirilmesi ve uzlaşma sağ- lanması için BM’nin tayin ettiği Yemen Özel Temsilcisi İsmail Veled Eş-Şeyh Ahmed’in aracılığıyla Kuveyt’te dolaylı görüşmeler başlatılmıştı. Görüşmelerin ilk aşamasında ümit verici bir gelişme olmadı ve ateşkesin korunmasında bile sıkıntı yaşandı. Gerginlik Ramazan’ın ilk haftasında da devam etti ve yer yer saldırılar ve çatışmalar oldu. Ancak daha sonra ateşkesin yeniden sağlandığı hatta savaşın tamamen bittiği yönünde açıklamalar yapıldı. Bazı bölgelerde esir değişimi de oldu

Fakat Yemen’de gerçek anlamda bir siyasi otorite oluşturulmadan ve İran tarafından kumanda edilen Husi örgütünün militanları silahlarını tamamen teslim etmeden bu ülkede savaşın tümüyle sona erdiğini söylemek zordur. Çünkü silahlarını teslim etmemiş bir Husi örgütü her an patlamaya hazır bomba veya pusuda bekleyen eşkıya gibidir. Zaten küresel emperyalizm eğer onun silahlarını bırakması için ısrar etmezse bu, Yemen’de ateşin korunun tümüyle söndürülmesini de istemediği anlamına gelir.

ANLAŞMA LİBYA’YA BARIŞ GETİREMEDİ

Fas’ın Suheyrat şehrinde imzalanan anlaşma Libya’ya gerçek anlamda bir barış ve istikrar getiremedi. Olaylar ve gerginlik Ramazan ayında da devam etti. Şimdi de Libya’daki karışıklığın merkezine, gittikçe yedi başlı canavara ve yeni bir kolunun nereye yapışacağı belli olmayan ahtapota dönüşen IŞİD’in Libya kanadı oturmuş görünüyor. Fakat onun yanı sıra ihtilafın farklı cepheleri de aralarında tam bir ittifak sağlamış değiller.

zalimlerin-ramazan-azginligi-1TUNUS’TA SİYASET VE DİN TARTIŞMASI

Tunus’taki Nahda Hareketi’nin siyasi partisi durumundaki Nahda Partisi’nin son genel kongresinde genel başkanlığa yeniden seçilen Raşid El-Gannuşi’nin “dinle siyaseti ayıracağı” sözleri çeşitli tartışmaları da beraberinde getirdi. Daha sonra yapılan açıklamalarda bununla kastedilenin cemaat çalışmalarıyla siyasi parti çalışmalarının ayrıştırılması olduğu ifade edildi. Ancak bunun “din ve siyaset” şeklinde tanımlanması tartışmaların genel çerçevesini belirleyen husus oldu.

ALMANYA KENDİ KİRLERİNİ TEMİZLEDİ Mİ?

Almanya parlamentosu Türkiye topraklarında 1915’de yaşanan ve Ermenilerin mağduriyetine neden olduğu söylenen olayları bir katliam olarak nitelendiren yasayı kabul etti. Aslında bu konunun herhangi bir yasaya ihtiyacı yoktur ve bilimsel ve hukuki araştırmalarla aydınlığa kavuşturulması mümkündür. Fakat özellikle Batı ülkeleri bilimsel çalışmaları kabul etmek yerine bu konuyu Türkiye’ye ve halkına baskı aracı olarak kullanabilmek için sürekli yeni yasalarla tanımlamalar yapma ihtiyacı duyuyorlar. Son zamanda Türkiye’nin ekonomik alandaki ilerleyişinden ciddi şekilde rahatsız olan Almanya’nın daha kendi kirlerini temizlemeden bu konuya kanuni dayanak oluşturması da gerçekte siyasi baskı oluşturma amacı taşıyor.

KAFALAR IŞİD’E AYARLANIRSA

IŞİD artık bir yandan Müslüman halklara yönelik insanlık dışı saldırıların, vahşi işkence uygulamalarının ve zulüm yöntemlerinin gerekçesi olarak kullanılırken bir yandan da İslâmî hareketleri, şahsiyetleri ve kurumları karalamanın, onlara çamur atmanın, kir bulaştırmanın aracı olarak değerlendiriliyor. Bir yerde bir İslâmi oluşumu, ileri gelen şahsiyeti veya kurumu karalama ihtiyacı olduğunda onunla IŞİD arasında bir irtibat kurmak yeterli oluyor. Böyle bir irtibatın olup olmaması onlar için hiç önemli değil. Önemli olan bu iftirayı atabilmek, yalanı söyleyebilmek. Bütün çalışmalarında IŞİD’i reddetmiş, ona karşı savaşmış ve ona her yönden tepki göstermiş bile olsa bütün bunlar kendisinin bu örgütle bağlantısı olduğu iftirasına engel teşkil etmiyor. Son dönemde Filistin’deki Mahmud Abbas yönetiminin ve adamlarının İslami hareket mensuplarını karalamak amacıyla onlarla IŞİD arasında bağ kurmaya çalışması da dikkat çekici.

YAZ EĞİTİMİMİZDE ÜMMETİ İHMAL ETMEMELİYİZ

Yaz döneminde çeşitli eğitim ve özellikle gençlere dönük kamp çalışmaları düzenleniyor. Bu çalışmalarda ümmeti yani İslâm coğrafyasını, Müslüman halkları, bu halkların davalarını, meselelerini ihmal etmemek gerekir. Yetişen neslimizi bu konuda bilgilendirme çalışmalarına da programlarımızda yer vermeliyiz. Ben de bu amaçla Ribat dergisinin Temmuz sayısı için hazırladığım yazıda bu konu üzerinde durdum. Yazımızı kişisel web sitemizden (www.vahdet.info.tr) okumanız mümkündür.

ÜMMETİN BAYRAMI NE ZAMAN?

Mübarek Ramazan ayının ardından yeni bir Ramazan bayramını karşılıyoruz. Yüce Allah’tan tüm İslâm âlemini mutlu ve huzurlu bayramlara kavuşturmasını diliyor ve tüm okuyucularımızın bayramını tebrik ediyoruz. Bayramlarımızın tüm dünya Müslümanları açısından mutluluk günleri olması için güçlerimizi birleştirmeye ihtiyacımız var. Vuslat dergisinin Temmuz sayısı için yazdığım yazıda da ümmetin bayramı üzerinde durmaya çalıştım. Bu yazımızı da kişisel web sitemizden okumanız mümkündür.

Arş. Yazar Ahmet VAROL

 

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER