İslâm toplumu olgunlaşırken kadının rolüne ihtiyaç duyduğu her aşamada; âlim, akademisyen, şair ve yazar olarak kadın, İslâm toplumuna gereken katkıyı sağlamıştır. Toplumsal ve fikri açıdan var olan hayır işlerinde rol almada erkek ile her zaman rekabet içerisinde olmuştur. Kadın vakıf çalışmaları İslâm medeniyetinde kentsel, sosyal, ekonomik ve dinî refah olarak adlandırılabilecek her alanda varlığını göstermiştir. Fakihlerin vakıf işlerinde erkeklik şartı koşmamasına ve kadının vakıf çalışmalarında bizzat kendisinin bulunarak bu işleri yönetmesi caiz görülmüş olmasına rağmen İslâm’ın ilk dönemlerinde kadınların vakıf çalışmalarında rol alması sınırlı bir önemi haizdi. Nitekim ilk dönemlerde konuyla ilgili sadece ayrı ayrı bireysel roller görünmektedir. Hz. Ömer’in (r.a) vefatı esnasında mülkiyeti altındaki bazı vakıfların yönetimini kızı ümmü’l-müminîn Hafsa’ya devretmesi, kadınlar adına ilk vakıf yönetimi olarak gösterilebilir.

Abbasî halifesi Harun Reşid’in eşi Zübeyde Hanım yaptığı vakıf çalışmalarıyla ün salmıştır. Yapılan vakıf çalışmaları, hac güzergâhında su kuyuları açmak, ticaret kafilelerinin yol güzergâhında ise han ve konaklama yerleri açmak gibi genellikle İslâm Devleti’nin vatandaşlarına karşı yükümlülüklerinin yerine getirilmesi ile ilişkilidir.

Eyyûbîler döneminde ise kadın vakıf çalışmaları çok önemli gelişimlere tanık oldu. Bu sayede kadınlar, İbni Haldûn’un “umran” kavramı çerçevesinde amaçladığı tüm anlamlarla sosyal ve ekonomik kalkınmanın gelişimine katıldı. Eyyûbîler dönemi Şam diyarında kadın vakıf çalışmalarındaki artışın sebepleri nelerdir? Sosyal ve ekonomik kalkınmada kadın vakıf hareketinin etkisi nedir?

Birincisi: Etkenler

Sultan Selahaddîn Eyyûbî’nin Fatımî devletini ortadan kaldırmasının hemen ardından Şam diyarı, ilmi ve dinî açıdan toplumsal cihadî hareketin ciddi bir gelişim göstermesine şahitlik etti. Nitekim Şam İslâmî ilmin kalbi konumuna geldi. Eyyûbîlerin ileri gelenleri, kadınları ve erkekleri vakıf müesseselerinin inşa edilmesinde adeta rekabete girdiler. Öyle ki o dönem Şam’ı ziyaret eden İbni Cübeyr durumu “Neredeyse ülkenin tamamını vakıflar kapsamaktadır.” sözüyle ifade etmiştir.

Hayır, sosyal ve siyasi işler ile ilgili vakıf müesseselerinin yönetimine resmi bir Eyyûbî ilgisi vardı. Bu ilgiyle, bir açıdan Mısır ve Şam bölgeleri üzerindeki hâkimiyetleri boyunca Fatımilerin davetinin bir tesiri olarak ortaya çıkan Şiileştirme politikaları ile yüzleşmek, diğer açıdan ise içinden olmadıkları bir ülkeyi yönetmeye devam edebilmek için Eyyûbîlerin temellerini kuvvetlendirmek amaçlanmaktaydı. Kökenleri Kürdistan dağlarındaki Kürtlere dayanmaktaydı. Nüfusunun çoğunluğunu Arapların oluşturduğu ülkeleri/şehirleri yönetiyorlardı. Zengî ve Selçuklu beylerinin yanında savaş komutanlıkları yapmaktaydılar. Sonuç olarak vakıfları güçlerini pekiştirmek için kullandılar. Onlara tabi olan ve yönetimde onları destekleyebilecek seviyede kültürlü seçkin bir sınıf oluşturmak için çalıştılar. Dolayısıyla vakfın, cihat, ilim ve amelinde Müslüman bireyin yansıttığı şefkatli bir toplum yetiştirdiğini gördüler.

İkincisi: Örnekler

Eyyûbî ailesinin Melike ve Sultanları (Hatunları) yaptıkları sonsuz bağışlarla eğitim kurumlarının inşa edilmesine katkı sağladılar. Aynı zamanda fıkıh mezhepleri ve hadis ilimlerini öğrenmeleri için çocuklara yönelik medreseler inşa ediyorlardı. Eyyûbîler dönemi Şam’da kadın vakıfları gün geçtikçe çeşitlenmeye devam etti. Bu çeşitlilik içerisinde aslan payını sultanların merkezi ve saltanatın başkenti olması hasebiyle Şam sahillerinde haçlılara karşı gerçekleştirilen cihadın temelini oluşturan Dimaşk almıştır. Vakıf çalışmalarında bulunan en seçkin kadınlar aşağıda belirtilmiştir:

Selâhaddîn’nin hanımı İsmetuddîn Hatun; İbni Tolun kadınların en iyisi olarak ondan bahsetmektedir. O, Dimaşk’taki Civân Hâtûniye Medresesini vakfetmiştir.

Eyyüb’ün kızı Sittu’ş-Şâm Hatun; kadınlar arasında muhtaç ve fakirlere en fazla sadaka veren ve iyilikte bulunan hayırsever kadınlardan biriydi. Şafiiler için el-Burâniye eş-Şâmiyye medresesini vakfetti. Burası için üç yüz dönümlük olduğu tahmin edilen bir yeri vakfetti.

Selâhaddîn’in kız kardeşi olan Rabia Hatun; Hanbeliler için el-Sâhibiyye Medresesini vakfetti. Vakfettikleri arasında, Cübbe Assal köyü, medrese altındaki bahçe ve değirmen olduğu söylenmektedir. Aynı zamanda medresede öğrenim görmek üzere yirmi öğrenci bulunuyordu. Medrese için her güne iki dirhem, muid (öğretmen) için bir dirhem ve her bir öğrenci için ise yarım dirhem para belirlenmiştir.

Selâhaddîn’in oğlu Melik Gazi’nin eşi Safiye Hatun; medrese, üniversite, türbe ve kervansaray statüsünde olan Firdevs medresesini vakfetmiştir. Bu medrese çok fonksiyonlu dinî ve sosyal binaları barından İslâm âlemindeki ilk külliyedir.

Eyyûbî ailesine mensup Melike ve hatunların yaptıkları vakıflara ek olarak âlim hanımlar ve seçkin ailelere mensup kadınlar da vakıf çalışmalarında bulunmuşlardır. Nâsıh el-Hanbelî’nin kızı Ümmü Latif, Âlime Medresesini vakfetmiştir. Buna ek olarak aynı zamanda Dımaşk’ta öğrenci ve âlimler için devasa bir kütüphane vakfetmiştir. Aynı dönemde Eyyûbî kadınları, Safiyye el-Kal’iyye Kervansarayı ve hicri yedinci yıla ait olan Zehra Kervansarayı gibi dinî hizmetler ile misafirlerin ve sufilerin karşılanması için kervansaraylar inşa etmişlerdir.

Üçüncüsü: Vakıfların sosyal, kültürel ve ekonomik etkisi

Eyyûbî kadın vakıfları, küçük ve büyük bütün projelere katılım sağlayarak önceki dönemlerden ayırt edilmektedir. O dönemde, Şam saltanat merkezine rağmen kadın vakıfları belirli bölgelerle sınırlı kalmayarak geniş alanlara yayıldı. Aynı zamanda, kadın vakıfları artık sultanların hatunları ve kızlarıyla sınırlı değildi, aksine bu çalışmalar halk tabakasına yayıldı ve sosyal statüsü yüksek ve âlim kadınlar da bu çalışmalara katılmaya başladılar. Dolayısıyla kadın vakıfları, toplumun ve devletin yaşamı için sosyal, ekonomik, bilimsel ve kültürel bazı etkiler bırakmıştır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

Vakıf, İslâm’ın medenî kimliğini ifade eden içeriklerle ve toplum temelli bir kalkınma ve yardım kuruluşu olarak tanındı. Bu nedenle camilerde, tekkelerde, zaviyelerde ve medreselerde eğitimler verildi. Hayırsever kadınların siyasi ve dinî bilinci, kadın vakıflarının İslâm toplumunda derin etkiler bırakan bir medeniyet boyutunun elde edilmesine yardımcı oldu. Her bir vakfa bağlı camiler bulunmakta, talebeler ile hocalar; namazlarını, ibadetlerini ve eğitimlerini bu camilerde gerçekleştirmekteydiler. İşte bu, organizasyonel gelişim boyutunun bir göstergesidir. Bu çalışmalar neticesinde Emevî Camii ve Mescidi Aksa gibi büyük camiler, Osmanlı döneminin sonlarına kadar statülerini ve bilimsel şöhretlerini korumuştur.

Eyyûbî kadın vakıfları kültürel, dinle ilgili ve cihat hareketlerinde önemli bir rol oynadı. Bu çalışmalar sayesinde Eyyûbîler, bilimsel yaşamı geliştirme yeteneklerini kanıtladılar. Şam’da ilim adamları artmaya başladı ve bu vakıflar aracılığıyla okullar ve medreseler açıldı. Bu vakıfların çoğu, finansal açıdan devletten bağımsız kurumlar olarak varlığını devam ettirmek için çeşitli yatırımlar yapmaya başladılar. Bu, İslâm âlemindeki birçok ilim öğrencilerinin Şam’a gelmelerine neden oldu. Bu vakıflar, yapılan bağışlarla öğrencilerin geçimlerini sağlamakta ve hiçbir zorluk ve sıkıntı çekmeden öğrencilerin ilimle meşgul olmaları için sağlıklı bir ortam oluşturmaktaydılar.

Eyyûbî kadın vakıfları farkındalık etkisine sahiptir. Bu vakıflar, bidatlerle savaşarak ve insanları mezhebi sapmalardan koruyarak farkındalık oluşturmaya ve ümmetin “Haçlı” düşmanlarına karşı cihat misyonunu taşıyan bir neslin hazırlanmasına katkıda bulunmaya çalışmaktadır.

Eyyûbî kadın vakıfları; dul kadınlar, yetimler, köleler ve ötekileştirilmiş sınıflara ihtimam göstererek, İslâm toplumunda, ekonomik koşulların iyileştirilmesi ve toplumun ahlaki yönünün geliştirilmesinde önemli bir rol üstlendi. Böylece toplumsal istikrarı sağlamaya yardımcı oldu ve zenginler gibi fakirler de vakıf sistemi aracılığıyla temel gereksinim giderebildi. İşte bu, İslâm toplumuna ait olma ruhunu güçlendirmektedir. Kadın vakıfları, toplumsal uyumunun temeli haline geldi. Çünkü onlar, “sünnet” yoluna tabii oluyorlardı. Bu yolun medreselerinden, İbni Teymiyye, İbni Cevzî ve diğerleri gibi ümmetin önde gelen âlimlerinin gözetimi altında nice âlimler, hâkimler ve politikacılar yetişti.

Eyyûbî kadın vakıfları, birey ve toplum düzeyinde bir ekonomik kalkınma inşa etmede büyük rol oynadı. Böylece öğrenci ve âlimlerin aldığı maaşlar onlar için iyi bir yaşam standardı sağlamış oldu. Aynı zamanda bu, zengin ve fakir olmak üzere toplumun tüm kesimlerine fayda sağladı. Toplumda azatlı köleler artık önemli noktalara gelmeye başladı. Öte yandan, kadın vakıflarını finanse eden kaynakların, meyve bahçeleri, yağ fabrikaları ve değirmenlerin bulunduğu köylerde ve kırsal kesimlerde yoğunlaştığını görüyoruz. Kadın vakıflarının köylerin ve kırsal kesimlerin canlanmasına ve orada ekonomik toparlanmanın sağlanmasına katkıda bulunması ve çiftçilerin istikrarını teşvik etmek amacıyla iş imkânlarını sağlaması, devletin askeri ve siyasi yapısının gelişimi ve kalkınması üzerinde ekonomik bir etkisi olmuştur.

Eyyûbî kadın vakıfları, kentlerde yoğunlaşan ve sadece kent sakinlerine fayda sağlayan önceki dönemlerde bulunan vakıflardan daha farklıdır. Yeni geçim kaynakları aramak amacıyla köylülerin şehirlere göç etmesi, demografik bir krizin yaşanmasına neden oldu. Bu kriz Eyyûbîler döneminde son buldu.

Eyyûbîler döneminde kadın vakıfları, oryantalistlerin Müslüman kadınların İslâmî dönemlerde yaşadığı gerileme durumu üzerine yaydığı varsayımı ortadan kaldırdı. Eyyûbî kadınlarının yapmış olduğu vakıf çalışmaları, bu iddiaların yersiz olduğunu göstermekte ve Müslüman kadınların insan uygarlığı döngüsünü zenginleştirmedeki deneyimlerinin eşsizliğini vurgulamaktadır.

Dördüncüsü: Tarihteki vakıf çalışmalarına nasıl ulaşılabilir?

Kadın hakları ve rolleri hakkında söylenen her şeye, parlamentolarda ve anayasal mevzuatta yer alan materyal ve sınıflandırmalara ve kadınlara sunulan anayasal haklara rağmen, mevcut Arap ve İslâm toplumlarında kadınların vakıf ve diğer çalışmalarda zayıf olduklarını görmekteyiz. Bunu, Kasım 2013’te Thomson Reuters İnsan Hakları Vakfı tarafından Müslüman kadınların statüsü hakkında hazırlanan ve siyasi, ekonomik ve fikirsel katılımlarının boyutlarını ölçen rapor da dâhil olmak üzere nicel raporlara baktığımızda görebiliriz. Her ne kadar 2011’de başlayan Arap Baharı olaylarının başlamasıyla kadınların tekrar eski statüsüne kavuşacağı düşünülse de arzu edilen seviyeye ulaşılamadı. Devrim yapılan tüm ülkelerde, kadınlar için argümanlarını “Evlerinizde oturun” (Ahzâb, 33) ayetindeki gibi şer’î nasların yüzeysel okumalarından alan bir nevi tipik ideolojik söylemler hüküm sürdü. Hâlbuki bu ayeti kerime, Peygamber efendimizin eşleri hakkında indi. Onları tüm dünya kadınlarından üstün tutan yüksek statülerinden dolayı Yüce Allah, insanlarla aralarına bir örtü koymalarını istemektedir. Bu ayette kastedilen budur, daha fazlası değildir.

Sonuç

Eyyûbîler döneminde kadınların vakıf hareketi, toplumsal refahın sağlanmasında büyük rol oynadı. Eyyûbîler döneminde Şam, İslâm dünyası için bir ilim merkezi, öğrenciler, yoksullar, zenginler, tüccarlar, esnaflar ve mimarlar tarafından ziyaret edilen bir merkez haline geldi. Kadın vakıf çalışmaları, devlet politikasında ve saray hatunlarının zihnindeki nedenleri ne olursa olsun, cihad hareketini desteklemede, Haçlılarla savaşmada İslâmî cepheyi güçlendirmede ve toplumun ve devletin yapısı üzerinde dinamik etkilere sahip oldu.

Özetle, Eyyûbîler dönemindeki kadın vakıfları, sosyal ve kültürel açıdan büyük İslâm mirasını nesillere kazandırma ve aktarma noktasında büyük katkısı oldu. Bugün, vakıf çalışmalarını canlandırmak ve bu alanda Müslüman kadınların rollerini harekete geçirmek için çalışmalıyız. Bu çalışmaların hepsi, Yüce Allah’ın rızası dâhilinde olmalıdır. Ayrıca 21. Yüzyılda bütün Müslüman kadınlar, Eyyûbî kadınlarını rol model olarak almalıdırlar.

Kaynakça

1) İbni Cebir, Rihlet, Beyrut, Dâr el-sadır, 2005. 2) İbni Şeddâd, en-Nevâdir es-sultâniyye ve’l-mehâsin el-Yûsufiyye, Kâhire, Mektebetü’l-hancî, 1994. 3) İbni Tulun, el-Kelâ’id el-cevheriyye fî târîh es-sâlihiyye, Thk. Muhammed Duhman, Dimaşk, Mecma’ü’l-lugatü’l-Arabiyye, 1980. 4) Ahmed Rıda, Medârisü’l-hâtûniyyât ve’l-emirât el-Eyyûbîyât fî bilâdi’ş-Şâm fi’l-asri’l-Eyyûbî (Musul, İslâmî Eğitim Fakültesi, 2008), S. 4, Mücelled, 7. 5) Abdulkadir ed-Dimeşkî, Medreseler Tarihi, Thk. Ammâr Nehâr, Dimeşk, Suriye Kütüphaneler Genel Kurumu, 2014. 6) Avdet eş-Şer’at, Eyyûbîler Döneminde Şam’daki Kadın Vakıfları, 2011.

Bu yazıya yorum bırakmak ister misiniz?