Allah’ın emrettiklerini yapmak ibadettir. İbadet ederken niyeti halis kılmak, yapılan ibadete odaklanmak ve sadece Allah’ı düşünmek gerekir. İbadet esnasında başka şeyleri düşünmek, ibadetin özüne uygun değildir. Çoğu Müslümanın ibadetten haz almaması, bu sebeptendir. Özellikle ibadet esnasında kulun Allah’la direkt irtibat halinde olduğu ve Allah’ın huzurunda olduğunu; bir amirin huzurundaki memurdan daha çok farkında olması ve bunu düşünmesi gerekir. Beden ibadette, kalp başka, akıl başka âlemde olmamalıdır. İbadet esnasında sadece Allah’ı düşünmek gerekir.

Kur’ân’ı Düşünmek

Her Müslümanın, Kur’ân’ın Allah’ın kelamı ve Müslümanların hayat nizamı olduğunu düşünmesi gerekir. Kur’ân’ı okumak, anlamaya çalışmak, yaşamak ve Kur’ân’ı tefekkür etmek, düşünmek gerekir. Her gün az veya çok, yüzünden veya ezbere Kur’ân okunmalı, günlük olarak Kur’ân’la irtibatlı olunmalıdır. Kur’ân’ın her ayetinin muhatabının kendi nefsi olduğu düşünülmelidir.

Bir Müslüman, Kur’ân okurken sadece tecvid kurallarına dikkat etmekle kalmamalı, O esnada Allah’la konuştuğunu düşünmelidir. Kur’ân’ın Müslümanlar üzerinde bazı haklarının olduğu unutulmamalıdır. Bunlar: Kur’ân’ı okumak, anlamak, tefekkür etmek, hayat rehberi olarak kabul edip O’nunla amel etmektir.

Resûlullah’ı Düşünmek

İbadetler eda edilirken Resûlullah’ın o ibadeti nasıl eda ettiğini düşünmek gerekir. Günlük hayatta da Resûlullah’ı düşünmek gerekir. Eve, helaya veya camiye girerken veya çıkarken, yemek yerken, su içerken, temizlik yaparken, insanlarla karşılaşırken, yağmur yağarken, ay veya güneş tutulurken… Daima Resûlullah’ı düşünmek, O’nun yaşadığı gibi yaşamak; O’nu hayatının odağına yerleştirmek gerekir.

Resûlullah’ı (sav) düşünmekle hayatın her alanını ibadete çevirmek mümkündür. Yapılması zorunlu veya sıradan olan şeyleri yaparken “Resûlullah bu işi böyle yapardı” veya “Resûlullah şöyle derdi” denilerek, Resûlullah (sav) düşünülerek “Sahabe Hayatı” yaşamak mümkündür.

Birçok Müslüman şöyle der: “Ah keşke Resûlullah zamanında yaşasaydım. Başka da hiçbir şey istemezdim.” Oysa Resûlullah’ın (sav) sünneti zaten aramızdadır. Kim ki, O’na tabi olursa kurtulur, kim de reddederse hüsrana uğrar. Resûlullah (sav) efendimizi düşünmek, O’nu dünyada hayat rehberi olarak kabul etmek ve O’na bol bol salat ve selam göndermek gerekir.

Nefsini Düşünmek

Gece yatarken günlük nefis muhasebesi yapmak gerekir. Gün boyu yaptıklarını hatırlamak, iyiliklerine hamd, günahlarına tevbe etmek gerekir. Bu yatışın bir daha dünyaya uyanamayacağı uykusu olduğunu düşünmek gerekir. “Kalplerin ancak Allah’ı zikretmekle tatmin olacağını” (Rad, 28) dünyadaki her şeyin tam anlamıyla nefsi tatmin edemediğini düşünmek gerekir.

Sadece Eşini Düşünmek

Eşiyle baş başa kalınca günlük sıkıntıları bir tarafa bırakmak ve sadece onunla ilgilenmek gerekir. Eşinin yanında olduğunu, onunla ilgilendiğini, onu önemsediğini ona hissettirmek gerekir. Unutulmamalıdır ki, hayırlı eş, Allah’ın bir lütfu ve ihsanıdır. Hayırsız eş de dünyadaki zor bir imtihandır. Beraber hayatı paylaşan eşlerin sadece birbirlerine ayıracak vakitleri olmalıdır. Karşılıklı haklara riayet etmeleri, birbirleri için süslenmeleri, kusurları görmezden gelmeleri, güler yüzlü ve sevecen olmaları gerekir.

Çocuklarını Düşünmek

Çocuklar, neslin devamı demektir. İslâm ahlâkı üzere yetişen çocuk, ebeveynlerinin hem dünyasını hem de ahiretini mesrur ederken, bu ahlâktan yoksun yetişen çocuk da dünyayı ifsat ettiği gibi ebeveynlerinin ahiretini de berbat eder.

Çocuklarla beraber olunurken sadece onları düşünmek gerekir. Çocuk ebeveynlerinin ilgisine muhtaçtır. Çocuklarla beraberken televizyon veya akıllı telefona gömülmemek, çocuklarla hemhal olmak, sarılmak, öpmek, konuştuklarında dinlemek, soru sorduklarında anlayabilecekleri şekilde cevap vermek gerekir. Çocuk yanlış yaptığında şiddet uygulamadan nasihat etmek gerekir. Ebeveynler gerek ibadetlerde ve gerekse de muamelatta yaşantılarıyla iyi birer örnek olmalıdır.

Çocuğa “dersini çalış” dendiğinde kendisi de bir kitap alıp okumalı. Elinde kumanda, TV kanallarını dolaşırken, çocuğa “Git dersini çalış, kitabını oku.” demenin çok da etkili olmayacağını düşünmek gerekir.

Okullar çok ve temiz, kitaplar bedava. Ancak verilen derslerin okutulan kitapların içi tamamen “maddeci” ideolojiyle doludur. Atom anlatılır, ama atomu yaratandan bahsedilmez. Fotosentezden bahseder, ama bu kanunu koyan, bu düzeni sağlayandan bahsedilmez. Çocuklar sevgi-saygı, merhamet-şefkat, Allah korkusundan mahrum yetişiyor. Tamamen bencil, sadece kendini düşünen, ileride geleceği makamı ve alacağı maaşı düşünen bir gençlik yetişiyor. Televizyonlardaki gayri ahlâkî yayınların ve bilinçsiz kullanılan internetin de hesaba katılmasıyla vahametin boyutunu düşünmek gerekir.

Ahireti (Ölümü) Düşünmek

“Her nefis ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân, 185) düsturuyla yaşamak gerekir. Her gün birilerinin her şeyini bırakarak bu dünyadan göç ettiğini, bir gün ansızın kendisinin de göçeceğini düşünmek gerekir. Gidenlerin ardından yakılan ağıtların, yapılan senaların, dökülen gözyaşlarının ona fayda vermediğini; ameliyle baş başa kaldığını, yüz elli yıl önce hiç kimse tarafından bilinmediğini, yüz elli sene sonra da hiç kimse tarafından hatırlanamayacağını, mezar taşının dahi unutulacağını düşünmek gerekir.

2099 yılında (80 sene sonra) şimdi hayatta olanların % 99’u hayatta olmayacak. 2219’da ise (200 sene sonra) şimdi yaşayanların hiçbiri, hiç kimse tarafından hatırlanamayacak bile. Herkes unutulup gidecek (Allah’ın müstesna kıldığı kulları hariç). Kimse bilmezken sadece Allah biliyordu seni, herkes unutunca da yine sadece Allah bilecek seni. O halde sen de Allah’ı unutma ve O’na varacağın günü düşün. Resûlullah’ın (sav) “Zevkleri yok eden ölümü çokça anın.” (Tirmîzî) nasihatına uymak; sıkça ölümü düşünmek gerekir.

Dünyayı (İşini) Düşünmek

Bir Müslümanın bakmakla yükümlü olduklarının iaşelerini helal yoldan temin etmek için çalışması bir sorumluluktur. Çalışmanın ibadet olduğunu düşünmesi ve işini en iyi şekilde yapması gerekir. Yan yana çalışan iki kişiden hangisinin Müslüman hangisinin Müslüman olmadığı, yaptıkları işlerinden belli olmalı. Çünkü Müslümanın işini sağlam, temiz ve düzenli yapmak zorunda olduğunu düşünmesi gerekir. İşine odaklanmak, kaliteyi yükseltmek, müşteri memnuniyetini ön planda tutmak gerekir.

Bir Müslümanın ticaretini helalinden düşünmesi gerekir. Kimlerden ne aldığına ve kimlere ne sattığına; bu ticaretin ümmet için fayda veya zararlarına; düşmanın kalkınmasına katkı yapıp yapmadığına bakması ve bunu iyice düşünmesi gerekir. “Emin (güvenilir) doğru sözlü tüccar, nebiler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir.” (Tirmîzî, Büyû: 4)

İçinde Bulunduğu Zamanı Düşünmek

İnsan hayatında çok önemli şeyler vardır. Bunlardan bir kısmı önemli olmasına rağmen telafisi mümkün iken, bazılarının telafisi mümkün değildir. Dolayısıyla telafisi mümkün olmayan şeyler çok daha önemli hale gelir. Zaman, telafisi mümkün olmayan en kıymetli şeydir.

Geçmiş iyisiyle kötüsüyle geçti. Bir tek saniyeyi geri getirmek mümkün değil. Geçmişten ancak ders alınır. Hiç kimse ne zaman öleceğini de bilmediğine göre, gelecek zamana ulaşılıp ulaşılamayacağı da meçhuldür. Şimdiki zamanı iyi düşünmek gerekir. Şimdiki zamanın da az sonra geçmiş olacağı ve asla geri getirilemeyeceğini, şimdiki zamanın bir nimet ve bir fırsat olduğunu değerlendirmesi gerektiğini düşünmelidir. Mazinin hesabının verileceği, yaratandan bir şeyin gizli kalmayacağı, en küçük şeylerin dahi mizana konulacağı düşünülmeli ve ona göre yaşanmalıdır.

Ezan okunduğunda hemen namaz kılmak, muhtaç birini gördüğünde hemen ihtiyacını gidermek, ramazan ise oruç tutmak, senesi dolan malı varsa hemen zekâtını vermek… İçinde bulunduğu zamanı düşünerek zamanı gelince ne yapılması gerektiğini bilmek ve gereğini yapmak gerekir.

İslâm Ümmetini Düşünmek

İnsanlık tarihiyle başlayan Hak-batıl mücadelesi, kıyamete kadar devam edecek. Bu mücadelede bazen Hak, bazen de batıl galip gelmektedir. Esas itibariyle galibiyet (zafer), Allah’ın taktirindedir ve dilediğine verir. Ancak her şey bir imtihan gereğidir. “Sünnetullah” gereği çalışmak, gayret etmek, fedakârlıkta bulunmak, tedbir almak gerekir. Beşer olarak gerekenleri yapmanın yanında Allah’la bağını güçlendirmek, Allah’ın yardımına müstahak olmak da gerekir.

Son asırda ümmetin içinde bulunduğu durum içler acısıdır: Ümmetin “başı” olan halifelik kaldırılmış, Müslümanlar ırklara bölünmüş ve aralarına suni sınırlar çizilmiştir. Dahası ve en kötüsü de “ümmet” yerine “ulus” fikrinin geçmiş olmasıdır. Müslümanların bu zaaflara düşmesi, Kur’ân ve Sünnetten ayrılmalarından dolayıdır. Hem kendi aralarında tefrikaya düşerek zayıfladılar ve hem de Allah’la olan irtibatlarında zayıflık olduğundan izzetlerini kaybettiler. Bunun sonucunda da malum hal zuhur etti. Filistin, Suriye, Mısır, Arakan, Irak, Yemen, Doğu Türkistan, Çeçenistan, Afganistan, Bosna Hersek, Somali, Sudan, Libya… Müslüman topraklar işgal edilmekte, ırzları kirletilmekte, çocukları babasız bırakılmakta, milyonlarca insan yerinden yurdundan edilmektedir. Müslüman kanı değersizleşmiş ve oluk oluk akıtılmaktadır.

Hastalık belli, çaresi de bellidir. Öyleyse bu reçeteyi nasıl hayata geçirmeli ve bu sorunların üstesinden nasıl gelinebilir; bu devasa sorunu çözmede “Ben ne yapabilirim, benim sorumluluğum nedir?” diye düşünmek gerekir.

“Gerçekten tek ümmet” (Enbiya, 92) ve “İnsanlara şahid (ve örnek) olmaları için “vasat” bir ümmet” (Bakara, 143) kılınan ahir zaman ümmetinin durumunu çok düşünmek gerekir. Tabiî ki, çok çalışmak gerekir. Öyle ki, düşman hile ve tuzaklarını kurarken ne kadar titizlikle çalışıyor ne kadar zaman ayırıyor ne kadar gayret ediyorsa Müslümanın da en az onlar kadar, hatta onlardan daha fazlasını yapması gerekir. Bilinmelidir ki, ümmet düşünülmeden cennet düşünülemez.

Düşünmek

Düşünmek, var olduğunun ve var oluşunun gayesinin farkına varmaktır. Yüce yaradan kulunu düşünmeye davet ediyor. Çünkü düşünenler, hayatlarına daha çok çeki düzen verirler. Sadece kendileri için değil, tüm insanlığın ve hatta doğa için yararlı olacak şeyler için kafa yorar.

“Onlar için öğüt alıp-düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir elçi gelmişti.” (Duhan, 13) “O, size ayetlerini gösteriyor ve sizin için gökten rızık indiriyor. İçten (Allah’a) yönelenden başkası öğüt alıp-düşünmez.” (Mümin, 13) “O, gece ile gündüzü birbiri ardınca kılandır; öğüt alıp-düşünmek isteyenler ya da şükretmek isteyenler için.” (Furkan, 62) “Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. Sizin O’nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?” (Secde, 4).  •

Vedat Savaş