Ramazan Sonrası İmani İlke ve Sabiteleri

0
822

Ramazan-Sonrası-İmani-İlke-ve-Sabiteleri-önizleme“Size mübarek bir ay geldi. Yüce Allah bu ayda size orucu farz kıldı.” (Nesâi,sıyam 5;Ahmed bin Hanbel,230,385,425)

Ramazan ayı üç önemli olayı meydana getirmektedir. Bunlar; arınma, ayrışma ve eğitimdir.
1-Mü’minlerin safını kusurlardan arındırmak.
2-Mü’minlerin safını diğer sağlardan ayrıştırmak.
3-Bütün insanlığa önderlik etmesi için ümmete kaçınılmaz bir eğitim vermek. (Râgıb es-Sercâni)

Şüphesiz Ramazan ayı, her yıl sadece bir defa gelecek olan ciddi bir fırsattır. Bu fırsattan en gü- zel şekilde istifade edelim. Bunu ganimet bilelim ve hayırda yarışalım.

Ramazan ayından sonra da salih amelleri yerine getirebilmek için çaba göstermeli ve istikametimizi korumalıyız.

Ramazan’ın öneminin, farz kılınan oruç ibadetinin bu ayda yerine getirilmesinden kaynaklandığı yaygın olarak düşünülse de, aslında mesele pek öyle değildir. Doğrusu şu ki, Ramazan kendi başına mübarek ve değerli bir aydır, oruç da kendi başına önemli bir ibadettir. Bu iki müstesna kudsiyet bir araya geldiğinde ortaya çıkan “Ramazan orucu” olgusu, müminler için hem emsalsiz bir lütuf, hem de emsalsiz bir fırsat olarak anlam kazanmaktadır.

Bu uzun yaz günlerinde Ramazanın feyiz ve bereketinden hissedar olmayı, sabırla, namazla, tevbe-istiğfarla iç dünyasını Ramazan kıvamına getirmeyi bilenler için Ramazan sonrası bütün bir sene inşaallah böyle devam edecektir. Ramazana hakkını verip de Ramazan sonrası ona hiç yakış- mayan bir hayata ram olmak izahı mümkün olmayan bir savruluştur elbette…

Gerek bireysel, gerekse bir arada yaşadığımız insanlara dönük sorumluluklarımızda Ramazan orucu tutmuş olmanın bir etkisi, yansıması olması son derece tabiidir.

Ramazan-Sonrası-İmani-İlke-ve-Sabiteleri-2Bilhassa mekânları birbirine yaklaştıran, hatta bitiştiren, ama insanları aralarına görünmez duvarlar örerek birbirinden koparıp uzaklaştıran, yalnızlaştıran, bencilleştiren moderniteye inat müslümanlığımızı hayatın her alanına taşıyarak Ramazanı, teravihi, Kadir gecesini idrak ve ihya etmiş mü’min tavrını her alanda görünür kılmak kesinlikle bir ”lüks” gibi algılanmamalıdır. Eşyanın tabiatı bunu gerektirir.

Farkında olalım ya da olmayalım, iç dünyamızın şekillenmesinde dışarıdan aldığımız etkiler ve toplumsal ilişkilerimizin büyük bir payı var. Bu bakımdan insanlarla münasebetlerimizin tarzına, mahiyetine çok iyi dikkat etmek durumundayız. Ramazanın bize öğrettiği paylaşma, halden anlama, kırıp-dökmeme, nezaket ve hassasiyet elbette doğrudan insanî ilişkilerimize bakar, orayı tamir özelliği taşır.

Bu noktalarda bir zaaf içindeysek Ramazanın bizde beklenen, arzu edilen dönüşümü gerçekleştirdiğini, ya da daha doğru bir ifadeyle bizim Ramazandan arzu edilen hisseyi aldığımızı söylemek elbette mümkün olmaz.

Ramazan’da oruçluyken yanlış bir davranışla karşılaştığımızda ”ben oruçluyum” diyerek alttan almak, karşılık vermemek nasıl oruçlu olma hassasiyetini yansıtıyorsa, Ramazandan sonra da bu tavrı devam ettirmek Ramazandan gerekeni almış insanın tavrı olarak meleke halini alacaktır.

Başarılı davetçiler bu fırsatı değerlendirip bir fidan gibi dini ve çağrıyı insanların kalbine ekiyorlar mı? Kendilerine, kardeşlerine, vatandaşlarına, ümmet ve dinlerine zulmeden zorbalar bu fırsatı değerlendirip konumlarını tekrar gözden geçiriyor, yaptıkları zulümleri terk ediyor mu ve ümmetin bugünü ve geleceğinin kalkınması için çalışan samimi kişilerle yardımlaşıyorlar mı?

Gelin hep birlikte Peygamberimizin şu hadisini hatırlayalım: “Yalan sözü bırakmayıp onunla amel eden kişinin Allah yiyecek ve içeceğini karşılamak zorunda değildir.” (Buhari)

İnsanlığa gelen son ilahi kelam olan Kur’an’ın muhatabı İslam ümmeti, insanların hayatına hakim olan cehalet ve büyük düşmanlıkların gölgesinde bu anlamların neresinde yer alıyor. Azgın maddeciliğin ateşiyle yanan, sefih erotizmin içinde boğulan insanlığa ne sunduk?

İnsanoğlu bugün ona yeniden güven ortamını sağlayacak, yeryüzüne barışı getirecek, adalet, hürriyet, eşitlik ve insanlığın onurunu ihya edecek olan şeye son derece muhtaçtır. Bunun yolu ise Kur’an ilkelerinin tatbik edilmesinden geçmektedir. Müslümanlar daha önceden sadık müminlerin yaptığı gibi bu ilkeleri tatbik eder ve onu insanlığa güzel bir şekilde sunarlarsa bu gerçekleşir.

Ramazan-Sonrası-İmani-İlke-ve-Sabiteleri-1Ey Müslüman kardeşler, oruç tutanlar! Hükümetler ve resmi kurumlar bu mesajı gerektiği gibi duyurmuyorsa buna karşı vefa borcunu ödeyecek olanlar sizler olmalısınız. Cihat edenlerin yolunda bunun için siz çalışmalı, seleflerinize hayırlı halef olmalısınız. “Doğru yolu bulduğunuz takdirde doğru yoldan sapanlar size zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O size yapmakta olduğunuz şeyi haber verecektir.” (Maide/105)

Muhammed Mehdi Akif şöyle diyor: ’Önümüzde her hür ve onurlu Müslümanı meşgul eden birçok mesele vardır. Bunların en önemlisi Filistin ve Mescid-i Aksa meseleleridir. Gün geçmiyor ki İsrail meseleyi sonlandırmaya, sıcak dosyaları kapatmaya ve Arap halkını Siyonistlerle ilişkileri normalleştirmeye, Süleyman mabedi için kutsal mescidi yıkmaya çalışıyor olmasın. İsrail bunu yaparken Filistinlilerin anlaşmazlıklarını, Arap parçalanmışlığını, İslami tereddüdü, uluslararası işbirliğini kullanıyor. Kesin olarak biliyoruz ki Bedir, Mekke’nin fethi, Ayn-ı Calut ve 1973 savaşlarında savaşanların torunlarından eli tüfek tutan mücahitler işgalcinin ve onun taraftarlarının hedeflerini gerçekleştirmesine izin vermeyeceklerdir. Gazze’nin kurtuluşunu zaferler takip edecektir. Büyük zafer günü hiç şüphe yok ki gelecektir. “ Diyecekler ki “o ne zaman”. De ki; yakında olması mümkündür.” (İsra/51)

Yine önümüzde Somali, Sudan, Irak, Afganistan, Pakistan, Doğu Türkistan meseleleri İslam ve Arap dünyasını ilgilendiren başka meseleler var. Fecrin doğmasıyla başlayan oruç ve güneşin batmasıyla açılan iftarın bir araya getirdiği Müslümanların, ümmetin birliğini hissetmeleri ve onun yeniden sağlığına kavuşması için çalışmaları, ümmetin kendi kararını kendi alması, üzerindeki acziyet tozunu silkelemesi ve kendini tüketmeyi bir kenara bırakması gerekmektedir.

Müslüman Kardeşlere!

Hasan el-Benna şöyle diyor: “Ramazanı fırsat bilin. Kararlı, alacağı son dersin başarılı olması- nı bekleyen, sebepler ve yollar arayan bir halde ilk günden bu okula girin. Tövbenizi her zaman yenileyin, Kur’an-ı dikkatlice okuyun, nefsinize orucun faydasını hissettirin, gücünüz yettiğince namaz kılın, çokça düşünüp tefekkür edin, ruhlarınızla birlikte madde dünyasından sıyrılıp ulvi aleme yükselin ve gözlerinizi oruçluları ayrıcalıklı tutan şu ayete dikin {Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere yazıldığı gibi size de yazıldı. Umulur ki sakınırsınız} ve oruçtan takvaya ulaşmış olarak çıkın.

Ramazan-Sonrası-İmani-İlke-ve-Sabiteleri-3Hak Savaşçılarına!

Resulullah (s.a.s) Ramazan hakkındaki bir hadisinde şöyle buyuruyor: “O sabır ayıdır, sabrın ecri ise cennettir.” (İbn Huzeyme) Sabır ayınız kutlu olsun diyorum. Siz, imanınız ve inancınızla hür olanlar, başkaları otururken hakkı ayağa kaldıranlar, vatanı ve ümmetine vefalı olanlar! Bu mübarek günlerde Rabbinize geliniz, bu günleri ruhi bir yıkanma ve kutsal bir yolculuğa çeviriniz. Siz hidayete erdikten sonra size zarar verecek yoktur. Allah’ın size, davetinize ve ümmetinize indirdiği zulmün ecrini ondan bekleyiniz. Zorluktan sonra kolaylığı bekleyiniz. Allah’ın size ve ümmete zorluk ve darlıktan sonra yakın bir felah ve çıkış vereceğine inanınız.

Ramazan ayı geçecek ve bitecek olsa da Kur’an hâlâ elimin altında ve yanımdadır. Ramazanın yokluğunda bu tadı hissedebilmek için Kur’an ile yeni bir ilişki içerisinde bulunmam gerekir.

Ramazandan öğrendiğimiz bir diğer şey de teslimiyettir. Bu ibadetle mü’minler Yüce Allah’a ve Rasulü’ne itaat üzere eğitilmişlerdir.

Ramazanda bir değişim sürecine girdik. Attığımız her adıma karşılık Rabbimiz bize on kat fazla yardım edecektir.

İhlastan uzak olan bir amelden asla hayır gelmez. Allah sadece ihlasla yapılan amelleri kabul eder. Oruç bu duyguları bize en iyi kazandırandır. Kazanımların bilincinde olarak yaşamalıyız.

Sabır, Allah yolunun davetçileri için önemlidir. Onların engelleri aşmalarına ve gevşeklik göstermeden davet yolundaki yürüyüşlerine devam etmelerine yardımcı olur.

Yeryüzünün çekiciliği ve bedeni arzuları onu engellemez, davadan geri kalmasına da yol açmaz. Allah yolunun davetçileri davet hayatındaki çalışmalarında bu özelliklere ne kadar da muhtaçtır.

Abdullah Tevlioğlu