“Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır” ayetinden yola çıkılarak bin ayın 83 yıllık bir ömre tekabül ettiği söylense de bu kesinlikle çok dar çerçeveli bir anlam vermedir. Evvelemirde, ayet, Kadir gecesinin bin aya denk olduğunu söylemiyor! Aksine “Bin aydan daha hayırlıdır.” diyor. Peki “hayr” kelimesinin boyutu ne? Bin mi, milyon kere bin mi, milyar kere bin mi? Bu ucu açık bir mesele. Zikretmek istediğim ilk husus bu.

İkincisi, burada sözü edilen “bin” ile kastedilen bildiğimiz 1000 sayısı mı? Ben bu ayeti araştırdım ve hayret içerisinde kaldım. “Bin” sayılardan sadece bir sayı. Sahabeler sayı olarak “binden” ötesini bilmiyorlardı. Önemli olan nokta işte tam burada, lafzın sahabenin anladığı şekilde anlaşılmasında saklı bulunuyor.

Bir örnekle daha da açıklayalım: Peygamber, “Bir kavme onun içinde Allah’ın kitabını en çok okuyanı “ekreu” imamlık etsin!” dediğinde bizler bu lafızdan sayıca en fazla okuyanı anlıyoruz. Bu şekilde anlayacak olursak miktar olarak çok okuyanı fakih, bilgili ve derin ilim sahibi olanın önüne geçiririz.  Ama sahabe bu hadisi böyle anlamadı. Onlar bu lafızdan “en çok idrak eden” ve “en çok anlayan” manasını çıkardılar. Bu yüzden Kur’an’ı Kerim fakihi olana, onu çok okuyandan daha fazla öncelik verdiler.

Hadiste geçen “ekreu” kelimesi sahabenin anlayışında “en fakihleri” ve “en çok anlayanı” oluyor çünkü bu kişi bir hata yaptığında hatasını telafi edebilir. Sadece okuyabilen kişi ise hükmünü iyi bilmeyebilir, bu yüzden de başkalarının namazını ifsat edebilir. Öyleyse lafız, sahabenin anladığı gibi anlaşılmalıdır.

O halde ayetteki “bin” kelimesinin anlamının ne olduğunu tekrar soruşturabiliriz. Sahabelerin bildiği en büyük sayı “bin” sayısıydı. Onların nezdinde ne milyon vardı ne de milyar veya trilyon. Onlara göre her şeyin referansı “bin” idi. Sayı saymayı böyle bilip böyle anladılar.

Örneğin Abdurrahman bin Avf’ın servetini, onun develerini sayarken “bin tane bin” diyorlar. Yani bir milyon. Sürülerini hesaplarken de “iki bin kere bin” tane hayvanı vardı diyorlar. Yani 2 milyon. Milyon lafzını kullanmıyorlardı hiç. Çünkü kıyas “bin” ile oluyordu onların yanında.

Hadisle sabit olduğuna göre bedevi Araplardan olan İbn Evs isimli bir sahabe Peygamber Efendimizin (s.a.v.) meclisinde oturuyordu. Peygamber (s.a.v.) mecliste oturan ashabına ilerde yaşanacak bir olayı haber vermekteydi. Peygamber (s.a.v.) şöyle söyledi: “Hire’yi fethedeceksiniz.” (Hire ile kastedilen Irak’tır) Daha sonra Peygamber (s.a.v.) bizatihi gerçekleşecek olayı anlatmaya başladı ve şöyle dedi: “Hire’yi fethedeceksiniz. Hire melikinin Şeyma ismindeki kızı, siyah katırının üzerinde siyah elbisesiyle gelecek.”

Orada oturanlardan biri de İbn Evs isimli sıradan bedevi bir sahabi… Bu sahabinin Allah ve Resûlü’ne (s.a.v.) olan yakini imanı gerçekten de çok ama çok şaşırtıcı. İbn Evs anlatılanları işittikten hemen sonra heyecanlı bir şekilde meclisteki sahabelerin arasından sıyrılarak; “Ya Resûlullah (s.a.v.), Allah (c.c.) Hire’yi fethetmeyi nasip ettiğinde melikin kızı Şeyma ganimet olarak benim payıma düşsün mü?” dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tebessüm ederek “İnşallah o, senin payın olacak” dedi.

Bu aslında geleceğe dair bir haberdi. Hatta bu, aslında İbn Evs için bir müjdeydi… Nitekim İbn Evs yaşayacak, Irak’ın fethini idrak edecek ve Şeyma’yı kazanacaktı. Evet, bunların tümü gerçekleşti.

Olay Hz. Ömer’in halifeliği zamanında gerçekleşti. Peygamber (s.a.v.) vefat ettikten yıllar sonra Hz. Ömer döneminde Hire fethedildi. İbn Evs de Hire’nin fethinin gerçekleştiği savaşta mücahitlerden biriydi. Savaş esnasında gözleri daireler çizerek Şeyma’yı arıyordu. Ta ki siyah katırı üzerinde siyah elbisesiyle gelmekte olan bir kadın gördü ve koşar adımlarla kadının yanına giderek “Sen Şeyma mısın?” diye sordu. Kadın “Evet ben Şeyma’yım” diye cevap verince İbn Evs “Allah ve Resûlü (s.a.v.) doğru söyledi” diyerek şükür secdesine kapandı.

Ardından katırın yularını tuttuğu gibi ordu komutanın yanına giderek komutana şöyle dedi: “Bu benim ganimetten payıma düşen Şeyma’dır.” Komutan: “Daha ganimetler paylaşılmadan bunu kim sana verdi?” dedi. Bunun üzerine İbn Evs: “Bunu bana Resûlullah (s.a.v.) verdi” dedi.

Sahabeler Resûlullah ‘ın (s.a.v.) ismini duyunca duraksadılar. Nitekim Resûlullah’ın (s.a.v.) adını duyunca durup teslim olurlardı. Komutan: “Resûlullah mı söyledi” diye sordu. İbn Evs: “Evet Resûlullah (s.a.v.) söyledi” dedi. Bunun üzerine komutan: “Resûlullah’ın (s.a.v.) sana verdiğini engelleyemeyiz fakat ganimetleri taksim etme vazifesi bana değil müminlerin emiri Hz. Ömer’e aittir” dedi. İbn Evs:

“O zaman ben de ganimetlerle beraber Hz. Ömer’e gideceğim. Şeyma’yı bırakmayacağım” diyerek karşılık verdi.

İbn Evs yanında Şeyma ile beraber Medine’ye Hz. Ömer’e doğru yola koyuldu. Medine’ye vardığında Hz. Ömer’in yanına gitti ve şöyle dedi: “Ey Müminlerin Emiri, bu gördüğün Şeyma’dır. Hire fethinin ganimetlerinden benim payıma düşendir.” Hz. Ömer:

“Ey İbn Evs, ganimetler daha taksim edilmeden bunu kim sana verdi?” diye sordu. “Ey Müminlerin Emiri, bunu bana Resûlullah (s.a.v.) verdi” diye cevap verdi İbn Evs.

Bunu duyunca Hz. Ömer duraksadı. Nitekim Resûlullah’ın verdiğini kim engelleyebilirdi ki?

Hz. Ömer sadece emin olmak adına İbn Evs’ten delil istedi ve “Kim sana şahitlik edecek?” diye sordu. İbn Evs:

“Filan ve filan kimse şahitlik edecek” dedi. İki sahabi olaya dair şahitlik ettiler. Bunun üzerine Hz. Ömer ağladı ve İbn Evs’e şöyle dedi: “Resûlullah’ın (s.a.v.) verdiği senin için hayırlı olsun. O’nun (s.a.v.) verdiğini kim senden alıkoyabilir.”

Evet, Hz. Ömer ağladı. Çünkü Resûlullah’ın (s.a.v.) verdiği bir haber onun halifeliği zamanında meydana gelmişti. Bu, Hz. Ömer’i sarsan bir olaydı. Bu, sahabeleri de sarsan bir hadiseydi. Nitekim bu, onlar ile gerçekleşen hakikatlerdi. Onlar bu hakikatleri yaşadılar. Bu hakikatler onların yakinlerini, imanlarını ve Rablerine karşı olan haşyetlerini (korkularını) kat be kat arttırıyordu.

Sahabeler İbn Evs’in ümidini kırmak istediler ve ona şöyle dediler: “Şeyma’nın bir erkek kardeşi var. Mutlaka kardeşini fidye karşılığında geri alacaktır. Nitekim adamın sayılamayacak derecede malı mülkü var. Ondan kardeşinin karşılığında ne istersen iste muhakkak sana verecektir.” Tabii bu, yani “Dilediğin kadar ondan mal isteyebilirsin.” ifadesi ömürlük bir alışverişti.

Bu olay bilfiil gerçekleşti. Nitekim sahabeler çok beklemeden kızın kardeşi geldi ve İbn Evs’e: “Benden ne kadar mal istiyorsan iste sana vereceğim. Yeter ki kız kardeşimi bana ver” diyerek İbn Evs için hazinelerinin kapısını açtı. Bu teklife İbn Evs, “Bin dirhem istiyorum” karşılığını verdi. Adam bin dirhem verdi ve kız kardeşini alıp gitti. Bunun üzerine Sahabeler şaşırdılar ve İbn Evs’e şöyle dediler: “Ey İbn Evs, adam senin için bütün hazinelerinin kapısını açıp istediğini al demedi mi? Niçin bundan daha fazlasını istemedin?”

İbn Evs onlara şöyle karşılık verdi: “Sayı olarak “binden” daha büyük bir sayı var mıdır?”

İşte bu bizim delilimizdir. Sahabeler nezdinde “bin” sayısı en büyük sayıdır.

Bu yüzden, Allah “Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır” diye onlara buyurduğunda, yani sizin bildiğiniz en büyük sayıdan veya meblağdan daha büyük bir hayra sahiptir. Milyonu mu biliyoruz, milyondan daha hayırlıdır Kadir gecesi. Milyarı mı biliyoruz, milyardan daha hayırlıdır Kadir gecesi. Trilyonu mu biliyoruz, trilyondan daha hayırlıdır Kadir gecesi.

O zaman karşılık, tasavvur ettiğimizden daha yüce ve daha muazzamdır. Kadir gecesi bunların hepsinden daha hayırlıdır. 83 yıllık ömre mi bedel? Bilakis o bütün yaratılanların ömrünün toplamına bedel! Bu Allah’ın bu şekilde nitelendirdiği özel ve muazzam bir gecedir.

Allah ve Resulü bu şekilde açıklamışken nasıl olur da biz böyle izah etmeyelim? Kâinat bir kutlama içerisindedir bu gece. Sadece yerde ve gökte olmayıp tüm kâinatta bir kutlama olur bu gece. Allah Resulü hatta Kur’an’ın kendisi aynı surede şöyle açıklıyor: Her yıl bu gece Allah tüm kâinatta bir kutlamanın olması için izin verir. Kâinat kutlaması diyorum…

Kulların Rabbi, kainattaki meleklerine o esnada her ne işle meşgullerse yere inmeleri için izin veriyor. Düşünün, bir tarafta uzaya yayılmış koskocaman kâinat diğer tarafta ona nazaran zerre boyutunda yer ve gök alemi. Allah, milyarlarca meleğin inişi için izin veriyor. Bu iniş gökyüzünden yeryüzüne Kadir gecesi boyunca devam eder. Melekler bu geceyi ihya edenlere şahitlik etsinler diye… Bugün şahitlik edecekler ki daha sonra yani kıyamet gününde de şahitlik etsinler. İşte bu yüzden Allah Teala “Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.  O gece melekler, iner…” buyuruyor. Art arda, sürekli inerler. Bu iniş, güneşin batmasıyla başlar sabah ezanına kadar sürer.

Meleklerin inişi gece boyu kesilmeksizin devam eder. Sonsuz, nihayetsiz, sayısız melek bu manzaraya tanıklık etmek için yeryüzü semasına iner. Kadir gecesini ihya edenlere tanıklık etmek için… Melekler iner ve Ruh, yani Cebrail de onlarla beraber iner. O ki yeryüzü ile irtibatı, Peygamberin (s.a.v.) vefatıyla kesildi. Fakat Allah her yıl bu gece diğer meleklerle beraber kendisine yeryüzüne inmesine müsaade eder. Ta ki melekler bu mübarek gece namaz kılanlara ve gecelerini ihya edenlere şahitlik etsin.

“Melekler ve Ruh (Cebrail) o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner.” Allah bu toplu ve büyük inişe ve kutlamaya izin verir. “O gece tan yeri ağarıncaya kadar esenlik doludur.” Bu durum sabah ezanına kadar devam eder.

Allah’ın gerçekten de mükemmel derecede bu büyük emri Kadir gecesinin o rabbani kâinat kutlaması içindir. Meleklerden büyük bir topluluğun şahitliği içindir. Allah meleklere nazar eder ve o geceyi ihya eden kullarının büyük çoğunluğunun günahlarını bağışlar. Üstelik sadece bir günahını değil hayatındaki bütün günahlarını bağışlar.

 

 

Bu yazıya yorum bırakmak ister misiniz?