Ruh paslanmış durumda. Bir demir parçası gibi. Hiç bıkmadan usanmadan aynı hatayı işleye işleye… Ne olacağını bile bile… Alışkanlık haline gelmiş artık. Yapmazsan sürekli kafanı kurcalıyor, peşini bırakmıyor. Yapsan, birazcık keyif, sonrası hüsran. Kurtulamıyor insan. Zamandan çalıyor, akıldan çalıyor, hafızadan çalıyor, sağlıktan çalıyor, psikolojik bunalıma sokuyor ve en kötüsü de kalpten çalıyor. En sevgiliyle arana giriyor. Ulaşılmaz dağlar gibi. Biraz yaklaştım diyorsun, tırmanıyorsun o dağa, ancak ayağın kayıyor ve düşüyorsun. Belki her seferinde daha da çok uzaklaşıyorsun.
O kadar merhametli ki, sana herkesten daha çok seviyor seni, herkesten daha çok merhamet ediyor sana. Ama sen onu bir dakika bile aklına getiremiyorsun. Kelimeler çaresiz, düşünceler noksan… Her an, her saniye yanında olan, seni koruyup gözeten acaba bana dönecek mi, beni hatırlayacak mı diyen, ama her seferinde göz ardı edilen. Ona sığınmayıp da kalbindeki boşluğu onunla doldurmayıp da geçici ve boş şeylerle dolduran sen… Acaba ne zaman anlayacaksın hakikati?
Çok fazla zamanın yok. Ne zaman ayrılacağını bilmiyorsun bu sahte güzelliklerle dolu diyardan. Sana çok güzel bir yol sunulmuş, kirden pislikten uzak. Ama sen her seferinde sonu pisliğe, berbat bir yere çıkan sahte güzellikteki yolu seçiyorsun. Tamam, sana sunulan iyi yolda çaba gerekebilir, ancak sen bu çabayı seversen sana öyle güzel ve tatlı gelecek ki, sıkıntılar, acılar bal şerbet gibi gelecek. Sonunda ise daha büyük ve bitmeyen, benzeri olmayan güzellikler… Henüz bu diyardan ayrılmamışsan zamanın hâlâ var demektir. Seni bekleyen güzel kapı açık! Git o kapıya! Pişmanım de. Ama samimiyetle, acziyetle. Bil ki, sana acır ve seni affeder o… Çünkü o merhametlilerin en merhametlisidir. •

M. Emin Çimen