Tutumlar her ne kadar gözlenemese de davranış şekillendirmede en önemli faktörlerdendir. Tutumlar genellikle kişinin içinde yaşadığı çevreden etkilenir ve şekillenir. Nitekim insan, içinde doğduğu psiko-sosyo- kültürel çevreden etkilenir ve bu çevresel etkiler doğumdan ölüme kadar yaşam boyu devam eder.

Çocuk ilk doğduğu andan itibaren özellikle beynin frontal lobunun gelişmesiyle görme ve göz koordinasyonunun gelişmesiyle, gördüğü birçok şeyi bilincine atar ve öğrenir. Bu ilk yaşlarda söylenen sözden çok, sergilenen davranışa odaklanır. Bu anlamda Said Nursî “lisanı hal lisanı kalden daha tesirlidir” der. Bu ilk yaşlarda anne babaların, çocuk üzerindeki etkisi büyüktür. Gerek biyolojik gerek fiziksel gerek psikolojik gerekse sosyo-kültürel açıdan çocuğun ihtiyaçlarının giderilmesi çocukta olumlu yönde karakter ve davranış gelişmesine vesile olacakken, anne babaların bu alanlarda eksik ve hatalarından kaynaklanan problemlerden dolayı ise çocukta davranış bozukluğu kendini gösterebilmektedir.
Nitekim her yaşta çocuğun kazanması gereken davranışlar söz konusudur. Bunlar karşılanmadığı takdirde, daha ilk yıllarda çocukta çeşitli krizler, problemler kendini göstermektedir ve özellikle şu da bilinmelidir ki çocuk yaşta meydana gelen davranış bozuklukları, bazen kendini açık bir şekilde gösterirken bazen ise ertelenir ve ileriki yaşlarda davranışa dökülebilmektedir. Yani ortaya çıkabilmektedir. Bu anlamda anne babalar çocuklarının özellikle duygusal, psikolojik, fiziksel ve biyolojik başta olmak üzere ihtiyaçlarını yeterli düzeyde karşılamalılar.
Çocuğun yaşamının ilk yıllarında anne babayı algılaması, ileriki yıllarda ise diğer insanları ve davranışlarına algılamada temel oluşturur. Bu anlamda aile, çocuk için çok büyük bir önem arz etmektedir. Çocuğun kendine, aileye aidiyet hissetmesi ileride topluma, vatana aidiyet hissetmesine ortam hazırlar. Ailede yetişmeyen bireylerde, aynı zamanda uygun aile ortamında yetişmeyen bireylerde, toplumsal ehliyetin de kazanımı zor olmaktadır. Dolayısıyla aile, toplumun küçük bir misalidir. Bugün birçok toplumda toplumsal bunalımların temel sebebi aile bağlarının koparılmış olması veya zayıflamış olmasından kaynaklanmaktadır. Çocuğun, duygu kazanımı, empati kurabilmesi, insana saygı ve sevgi beslemesi, vicdan, değer, karakter, ahlak kazanması ancak aile ortamında ve özellikle, yaşamının ilk 6 yılında kazanabilmektedir. Çocuğun ilk 6-7 yılı bu kazanımlar için önem arz etmektedir.
Bir çocuğun kişiliğinin de şekillenmesi yine ilk 6 yılda gerçekleşmektedir. Kişiliğin gelişimi anne babanın kalıtsal geninden doğum öncesi ve doğum sonrası faktörlerden etkilenmektedir. Doğum sonrası faktörler, anne babanın etkisi altındadır.
Doğum öncesi çocuğun anne rahmine düştükten ve canlandıktan sonra öğrenme süreci başlar. Bu süreçten itibaren gerek anne babadan aktarılan gen yoluyla gerekse anne babanın çocuğa hazırladığı ortam ve sergilediği tavır ve davranışlar ya çocuğun karakterli ve psikolojik dayanıklılığına veya olumsuzluklar, davranış bozukluklarına sebep olabilmektedir. Anne babanın doğum sonrası çocuğun üzerinde ciddi tesiri vardır. Özetle anne baba çocuğa nasıl davranış sergilerse çocuk o minvalde yetişecektir.
Aşırı hoşgörü ve izin verme tutumu yüzünden çocuk ailede gördüğü bu tutumu sosyal çevrede göremediğinden dolayı çeşitli davranış bozuklukları sergiliye bilmektedir. “Bir şey bütün bütün elde edilmezse, bütün bütün terk edilmez” düsturu burada önemlidir. Aşırı hoşgörü çocuğa zarar verdiği gibi kayıtsızlık da çocuğa zarar verir.
Çocuğun fikirlerine önem verilen ve anlamlandıran anne baba tutumu çocukların cesaretli yetişmesine vesile olacaktır. Bu çerçevede yetişen bir çocuk aktif ve girişken olur. Kendi fikirlerini korkmadan çekinmeden dile getirebilir. Bu da anne babanın örtüşen söz ve davranışları ile çocuğa değer vermesi sonucu meydana gelir. Bir insan hangi davranışın sonucunun ne olacağını bildiği takdirde, ona göre davranış sergiler ve neticede olumlu yönde davranış kazanımını gerçekleştirir. Anne-babası tarafından anlaşılan, yönlendirilen çocuk, kendine güvenir, kendini kontrol edebilir. Üretici olur, mutlu ve huzurlu olur.
İlgisiz anne babalar çocuktan çok kendi ihtiyaçlarını ön plana alırlar, çocuklarını ihmal ederler. Böyle bir aile ortamında yetişen çocuklar duygusal, fiziksel, psikolojik problemlere maruz kalmaktadırlar. Bu tür çocuklar, anne babadan ilgi görmediklerinden, genellikle kendisine ilgi gösteren gruplara dâhil olurlar. Duygusal açıdan kendilerini boşlukta hissederler. Bu da duygusal ihtiyaçlarını istenmeyen kişiler ve gruplardan karşılama sonucunda, illegal gruplara dâhil olmalarına sebep olabilmektedir.
Aşırı koruyucu anne babalar, çocuğun kendi ayakları üzerinde durmasını, kendi fikrini oluşturmasını, kendine yönelik bir hayat anlayışı geliştirmesini engellerler. Böylece dışarıya bağlı, sürekli birilerinin yardımına muhtaç, ayakları üzerinde duramayan çocuklar yetiştirmiş olurlar. Ayrıca, yetişen çocuklar, bir hedefi, ideali, mefkûresi olmayan çocuklar olarak yetişirler. Bu da süreçte çeşitli psikolojik problemlerin ortaya çıkmasına sebep olabilmektedir. Bununla birlikte, çocuk kendini korumaz, savunmasız, içe kapanık ve mutsuz hisseder.
Reddedici anne baba tutumu olan ortamda yetişen çocuklar, duygusal yönden problemli, korkak, çekingen, içe kapanık ya da sinirli, öfkeli, empati kuramayan, çeşitli ruhsal hastalıklara ve davranış bozukluklarına yakalanan çocuklar olmaktadır. Bu tür çocuklar “ya hep ya hiç” davranışı geliştirebilirler. Yani ya öfkeli, sinirli, kavgacı, şiddet uygulayan ya da içine kapanık, sessiz, sakin, asosyal, korkak çocuklar olabilmektedirler. Bunun da temel sebebi, anne babanın çocuğu istememesinden kaynaklanmaktadır. Bu durum genellikle anne baba, çocuk sahibi olmak istemiyor ise, çocuk eşler arasında çatışmaya sebep oluyorsa, anne babadan birinin ya da ikisinin çocuğun bakımını üstlenmekte eksik kalması, beklenen cinsiyetin gerçekleşmemesi gibi sebeplerden kaynaklanmaktadır.
Dengesiz/tutarsız anne babaların yetiştirdiği çocuk ise gerek anne-babanın uyuşmaması gerek anne ve babanın kendi içinde söz ve davranışlarının çelişmesi sebebiyle çocukta davranış bozuklukları meydana gelebilmektedir. Çocuk anne babasının hangi davranışına nasıl karşı koyacağını, nasıl davranış sergilediğini bilmediğinden, kendisi de kaygılı, endişeli, şaşkın, korku halindedir. Böyle bir yaşam ise başta anksiyete olmak üzere birçok ruhsal ve davranış bozukluğuna sebep olabilmektedir.
Sonuç olarak, anne baba tutumu nasılsa çocuk da ona göre şekillenmektedir. Bir çocuk hiçbir davranışı öğrenmeden dünyaya gelmesi ve doğum itibarıyla davranışları öğrenerek şekillendirmesi, yaşadığı çevrenin önemi açısından önemlidir. Burada anne-babalar kendi davranışlarını akıl, mantık, ilim, irfan, hikmet çerçevesinde düzenlerlerse, çocuk da doğal sonuç olarak kendini bu davranışlara odaklar. Bilinçli anne babanın olduğu ailede gerek psikolojik gerekse davranışsal anlamda sağlıklı çocuklar yetişecektir.