Evs ve Hazrec Kabileleri arasında vuku bulan Buas Savaşı, dönemin en kanlı savaşlarındandır. Yahudilerin tutuşturdukları bu savaş iki kardeş kabile arasında gerçekleşmiştir. Hicret’ten beş yıl önce meydana gelen bu savaşın asıl sebebi Yahudiler’in Medine’de kurmak istedikleri ekonomik güçleridir. Yahudiler Evs kabilesine yardım ediyordu, Hazrec ise Muzine Kabilesi’yle antlaşmıştı. Buas Günü’nde savaş kızışmıştı. Hazrec lideri Amr öldürülmüş, Hazrec kabilesi çok kötü bir şekilde mağlup olmuştu. Öyle ki Evs’in bir neferi dayanamamış ve şöyle demişti: ‘’Ey Evs topluluğu Hazrecli kardeşlerinize iyi davranın, onlara acıyınız; zira onların komşuluğu tilki gibi kurnaz olan Yahudilerin komşuluğundan daha iyidir. Yahudilerin oyununa gelmeyiniz.’’ diyerek Evs Kabilesi’ni bu şekilde teskin etmeye çalışıyordu.
Türkiye’de de otuz yılı aşkın süredir devam eden Türk Kürt savaşı, Evs ve Hazrec Savaşı’ndan farklı değil. Her iki taraftan da binlerce gencecik çocuğumuz heder oldu. Binlercesi sakat kaldı. Binlerce köy boşaltıldı. Yüz binlerce gencimiz cahil kaldı. Yüz binlerce aile göç etmek zorunda kaldı. İşsizlik, enflasyon, faiz dayanılmaz bir hal aldı. Bir trilyon TL’den fazla zararımız oldu. O derece kör sağır ve zalim bir savaş vardı ki kimin niçin ve ne zaman öldürüleceği; kimin eli kimin cebinde olduğu bilinmiyordu.
Derin güçler ortalığı darmadağın etmişti. Herkes tedirgin davranıyor; birbirine kuşku ve şüpheyle bakıyordu. Zaman daralıyordu, halk kendinden bezmişti, bir ümit kapısını arıyordu, bir ışık bekliyordu ne zaman şu karanlık bulutlar dağılacaktı, şu ağır ve uzun gecelerden şu dehşetli fitnelerden ve kâbus gibi belalardan ne zaman kurtulacaktı.
28 Şubat, toplumun başına bir balyoz gibi inmişti. Halk diğer siyasi liderler arasında Erbakan Hoca’yı tercih etmişti. Refah Partisi’ni birinci parti yapmıştı. Zor şartlarda Refah Yol adında bir iktidar başa gelmiş, Erbakan Hoca Türkiye’nin başbakanı olmuştu. Erbakan Hoca Bingöl’de yapmış olduğu bir konuşmasında şu hakikati dile getirmişti: ‘’Ne Mutlu Türküm Diyene!’’ dersen başkası da ‘’Ne Mutlu Kürdüm Diyene!’’ diyecek ve bu şekilde seksen yıldır süregelen ırkçılık bağnazlığını protesto etmişti. Hocanın iktidarı bir yıldan fazla sürmemişti. Türkiye’deki derin yapılar, paralel örgütler ve Batı Emperyalizmi Erbakan’ı indirmeye karar vermişti. Alternatif olarak o zamanın DSP Ecevit’i başa getirmek istemişti, bunun bir hazırlığını yapmış olmaları gerekiyordu. Dünyanın süper güçleri Türkiye’deki Kürtler üzerine bir oyun oynamak zorunda idiler. Zamanın Türkiye Başbakanını tahrik edip Suriye’ye baskı uygulamak, Abdullah Öcalan’ı Suriye’den çıkarmak için gerekirse Suriye’ye savaş açmaya yönelik propaganda yapıyorlardı. Mesut Yılmaz Suriye’ye tehditler savuruyor; ‘’Şam’ı başınıza yıkarız.’’ diyordu. Nihayet Suriye Abdullah Öcalan’ı çıkarmış, CIA Öcalan’ı Kenya’dan adrese teslim Türkiye’ye yolcu ediyordu. Neticede bütün süreç Ecevit’e mal edilip birinci parti yapmaya yönelik bir algı operasyonuydu. Evet, Batı tarihte hiçbir zaman Müslüman Kürtlerin taraftarı olmamıştır
Dünya Emperyalizmi Türkiye’de barışın olmasını, kardeş kanının durmasını istemiyordu. 2000’li yıllarda PKK ateşkesi ilan edince Avrupa ülkeleri PKK’yı terör listesine alıp, birçok elemanlarını yakaladılar. Birçok yerde mal varlığına el koydular. Öyle ki PKK’nın genelkurmayı hükmünde olan Murat Karayılan şunları kaydediyordu: ‘’Avrupa’yı anlamakta zorluk çekiyoruz, bizler savaştığımız zaman bizleri destekliyorlar ve hiçbir şekilde bize baskı kurmuyorlar ne zaman ki silah bırakmak istedik ve siyasi olarak haklarımızı istiyoruz dedik Batı bize karşı oluyor ve bize baskı kuruyor.’’ diyordu. Evet, Batı tarihte hiçbir zaman Müslüman Kürtlerin taraftarı olmamıştır. Tarafımız da olsalardı Lozan’da Kürtlerin tüm haklarını gasp etmezlerdi, kürtleri beş parçaya bölmezlerdi. Bir yerlerde kocaman bir millet içinde bir devletçik de olsa ona hak tanınırdı. Burada şunu söylemek istiyorum: Artık yeter! ne Türkler ne de Kürtler birbirleriyle kavgalı olmasın. Birbirlerini tanısınlar ve Allah’ın kanunlarınında var olan tüm haklar belirlensin ve kurulsun. Medine İslam Devleti’nin tüm bendleri esas alınsın. Batı Emperyalizmi ABD’yi hayal kırıklığına uğratsın. Onların aramıza girip hakkımızı savunmalarına ihtiyacımız yoktur. Tehditleriyle bizi dize getirmelerine gerek yoktur. Kobani firtınasında olduğu gibi kendi geliştirdikleri, kendi güçlendirdikleri, silah verdikleri Kobani, Şengal, Mahmur bölgelerine saldırttıkları IŞİD gibi şer şebekelerin tehditlerine de ihtiyaç yoktur. Gelin hep birlikte Allah için barışımızı sağlayalım. Türk kardeşlerimiz için hangi haklar varsa aynılarını yasalaştırıp Kürtlere verelim ‘’Êdî Bes e!’’ deyip savaş diliyle değil, barış diliyle konuşalım; tehdit diliyle değil, kardeşlik diliyle konuşalım. Bin yıldan beri yaşadığımız şu mübarek topraklarda Haçlılara, Siyonistlere ve Mecusi Safevilere kendimizi sömürtmeyelim. Şu bir vakıadır ki Batı, İsrail ve tüm küfür âlemi memleketimizi Suriye’ye çevirmek istiyor. Binlerce örgüt, hizb ve illegal hareket kurup ortalığı karıştırmak istiyor. Unutmayalım ki Batılı ülkeler de emellerini birilerinin yokluğunda görüyorlar, zenginlikleri birilerinin açlığında görüyorlar, güçlerini birilerinin zaafında ve güçsüzlüklerinde görüyorlar. Gelin Evs ve Hazrec Savaşları’ndan dersler çıkartarak Allah Resulü’nün (sav) davetiyle ve İslamiyet’in kabulüyle nasıl barıştıkları, barıştan hemen sonra nasıl bir kardeşlik bağıyla birbirlerine bağlandıklarını, kardeşlikten sonra hicret eden Peygamber (as) ve ashabına kucak açtıklarını, Evs ve Hazrec birlikte ensar olduklarını ve Kuran’da onlarla ilgili Allah’ın ayetleri olduğunu görüyoruz Allah önceleri iman eden muhacir ve ensardan razı olmuş. Onlar da Allah’tan razı olmuşlardı. . Muhammet Allah’ın Resulü ’dür onunla birlikte olan ashap düşmana karşı onurlu kendi aralarında merhametlidirler.(Fetih 29) Yesrip’te kalan muhacir ve ensar Allah Resulü’nün liderliğinde bir medeniyet inşa ettiler. Medine’yi kurdular ve hep birlikte putperestlere karşı koydular. On yıllık bir zaman diliminde Arap Yarımadası’na hükmettiler. Mekkke’yi ve diğer bölgeleri putperestlik hurafesinden arındırdılar. İşte Kürtler ve Türkler Ortadoğu’da yepyeni bir İslam Medeniyeti inşa edebilirler, bir daha birbirlerine güvenip Ortadoğu’da yeni bir düzen oluşturabilirler. Haçlı Safevi ve Siyonist birlikteliğini bozabilir, Arap diktatörlerini çökertip gerçek sivil meşru iktidarlara destek verebilirler. Her nerede olursa olsun mazlumları koruyup zalimlere karşı ortak hareket edebilirler. Afrika’daki aç insanlara çare olabilir, Filistin ve Gazze halkını kurtarabilirler. En büyük hedef olan Kudüs’ü Siyonistlerden arındırıp özgürlüğüne kavuşturabilirler. Dileğimiz şudur ki her iki tarafta derin güçlerin sesine değil yüzyıllardır ezilen, vurulan, yaralanan, eziyet ve cefalara katlanan oyunlardan habersiz olan Kürt ve Türk halkının seslerine kulak verilsin, Batı’nın sahte vaatlerine değil, Kuran’ın ümitlerle dolu vaatlerine riayet edilsin. Kardeşlik hukukuna riayet edilerek ciddiyetle adım atıldığında fesat ve koğuculuk yapanların sözleri dikkate alınmayacak, hakkın sesi daha gür çıkacaktır. Allah’tan temennimiz, tüm tarafların ve halkımızın basiret üzere davranıp, barış, huzur ve kardeşliğin her yerde egemen olması için çalışmalarıdır.

Ali Özgüç

Önceki İçerikKisve ve Kimlik Yozlaşması / Modernite
Sonraki İçerikBarış Sürecinde Kürt Sorununa Çözüm Teklifleri: Bir Dava Önderi Olarak Selahaddin-i Eyyûbi Pratiği