İşte geldi Kur’ân mevsimi; Şimdi kimimiz uzun zamandır okunmayan Furkan’ı tozlu raflardan alıp silecek, belki de yeniden yaşam verecek tozlu kalplerimize. Bu defa dirilecek kalpler ve toz tutmayacak umuduyla geçireceğiz Ramazan. Hani yürüyen Kur’ân (sav) şöyle şikâyet etmişti: “Ey Rabbim, bu Kur’ân mehcur bırakıldı.”(Furkân, 30)

“Bu Kur’ân” dedi çünkü hiçbirimize uzak değildi. Ama biz sadece Ramazanda açmaya erteledik… Kimimiz ise her gün okurdu zaten; Ramazanın gelişiyle yeni bir hedef çizmedik okuduk dilimiz hareket etti. Ama sanki unutma endişesiyle hızlı hızlı, anlamadan, anlamaya gayret etmeden, hatta herhangi bir beklentisi olmadan. Sevabı olmaz mı olur elbet her harf için on sevap aldık tamam, ama gül bahçesinde gül kokusu alamadık. İşte Mehmet Akif Ersoy’un serzenişte bulunduğu halimiz tam da buydu;

Ya okur geçeriz bir ölünün toprağına,

Ya açar bakarız nazm-ı celîlin yaprağına.

İnmemiştir hele Kur’ân bunu hakkıyla bilin,

Ne taze mezara okunmak, ne fal bakmak için…

Şair de farkındaydı durumumuz ortadaydı. Kimimiz ise dua ediyorduk tam altı aydır “bizi Ramazana kavuştur Ey Rabbim” diye dua ediyorduk. Hedefler belirledik “oruç sayılı günlerdir” (Bakara, 184) diyerek en güzel hazırlığı yapmak istedik, “Oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar” (Ahzâb, 35) nidasının muhatabı olmak için çabaladık…

İşte üç sınıf var, peki biz hangisini seçtik? En güzel kelamı mevsiminde tatmaya hazırlandık mı? Geç değil hâlâ son on günde arayabiliriz en kıymetli günü Kadir gecesini her gece Rabbimizin kapısını çalarak bekleyebiliriz. Umulur ki onun tadını bizzat mevsiminde alırız. Hatta efendimizin bu müjdesine talip oluruz; “Cennette reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. ‘Oruçlular nerede?’ diye çağrılır. Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez.”1 Evdeyiz… Camiler kapalı, ama Allah’ın kapısı açık; Reyyân kapısı açık…

Kaynakça

1) Buhârî, Savm 4; Müslim, Sıyâm 166.