Hazırlanın… Fırsatlarla dolu, rahmet ve mağfiret ayı ramazan geliyor…Değişmesini istediğiniz bir şeyler, kurtulmak istediğiniz günahlar, yapmak istediğiniz ibadetler, geceler, istiğfarlar, sadakalar bekliyor sizi. Yetim yürekler de bekliyor yolunuzu gözleyen, bu ay da hatırlanırız diye bir ümitle bekleyen yoksullar bu ayın bereketini bekliyor vesilenizle. Geçen yıl yetiştiremediğiniz hatimler, boş işlerle uğraşırken göz açıp kapayana kadar biten bu ayın sonunda elde kalan pişmanlıkların muhasebesi yine sizi bekliyor. Yetmedi mi on bir ay boyunca uzak kalmak bazı şeylerden? Değişim, karar verince ve fırsat doğunca başlar, başlayınca da devamı gelir. Bu aydan daha güzel bir fırsat var mıdır? Hani denir ya, huşu ile kıldığın namaz son namazınızmış gibi kılmakla olur. Bilemeyiz… Belki de bu da bizim son ramazan ayımız. Cennet kapılarının ardına kadar açıldığı ve şeytanların zincire bağlandığı bu ayda birazcık rahatımızdan vazgeçip nefsin iplerini elimizde tutmanın zamanı gelmedi mi?

En büyük hastalıklarımızdan birinin de erteleme hastalığı olduğunu pek ala biliyoruz. Rabbimize kulluk ölçümüzü her düşündüğümüzde içimizde bir sızı oluşuyor. Ona karşı mahcubiyet ve pişmanlık duyguları kabararak hep sonraki vakitlerde kendimizi düzeltme adına benlik güncellemesi yapıyoruz. Fakat yine bazı şeyleri buna engelmiş gibi yine erteliyoruz. Sanki hep daha güzel bir vakitte daha güzel bir dönüş yapmayı umarak geçiriyoruz ömrümüzü. Bir kandil gecesi, bir umre yolculuğu, veyahut mucizevi bir rüya beklercesine vakit tüketiyoruz. Oysa Rabbimizin bahşettiği her gecenin içinde duaların kabul olduğu ve samimi yapıldığı her vakitte tövbelerin kabul edildiği anlar vardır.

Gel gelelim ramazan ayına…Toplumun çoğu oruç tutup teravih namazı kılıyor. Bu genel olarak herkes için geçerli yapılan bir ibadet. Oysa ki nefsini arındırmak isteyen kişi için bu ayda bitmek bilmeyen fırsatlar vardır. Kardeşim! Herkesten farklı olmak istemez misin?

Gecelerin, sahur ve teheccüd için beklediği biri olmak, dualar ederek seher vakitlerinde Allah’a yakaran biri olup Mü’minun süresinde geçen özellikleri taşımak istemez misin?

“Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler. Onlar ki, zekâtı verirler. Onlar ki, iffetlerini korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir. Kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir. Onlar ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler. İşte asıl bunlar varis olacaklardır. (Evet) Firdevs (Cennetin)’e varis olan bu kimseler orada ebedi kalıcıdırlar.” (Mü’minûn, 1-11) İşte Kur’an’da bir müminin özellikleri. Huşu ile kılınan bir namaz, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirmek, zekâtı verip iffetini korumak…

Mücadele edince cennet uzak değildir kişiye. Kul hakkı hariç, tövbe edilince hiçbir günah affedilmez değildir. Niyet edince amel de gelir devamında. Beklemek… Ama kendiliğinden değişmez hiçbir şey. Ramazan ayı Rabbimizin tekrar tekrar bize bahsettiği büyük bir nimettir. Ruh ve beden güncelleniyor bu ay. Arınıyor, temizleniyor. Özüne dönüyor gün gün. Bu ayı bir fırsat ayı olarak gören kimse ancak değerlendirebilir. Haydi o zaman. Nefisleri arındırmak için hazırlayalım. Kişinin niyeti Allah olursa bütün yollar ona çıkar. Bu aydan daha güzel, bu ayın içinde geçen gecelerden daha güzel geceler, bu ayın rahmet ve mağfireti bol bol yağan başka bir ay daha var mıdır?

“Bir toplum kendini düzeltmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.(Râ’d, 11)

Değişime fırsatları değerlendirerek başlayalım. Haydi şimdi nefisleri değiştirme vakti…