Ruhi Olgunluğa Açılan Kapı “HİKMET”

0
3743

Ruhi-Olgunluğa-Açılan-Kapı-'HİKMET'-önizlemeHayatın karanlık ve dolambaçlı yollarını aydınlatan, iki meş’ale vardır: Biri akıl, öteki hikmet… Kur’an-ı Kerim’de “Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet nasip edilmişse, doğrusu, büyük bir hayra mazhar olmuştur. Ancak tam akıllı olanlar gerçekleri anlar ve düşünürler”1 buyurulmuştur.

İmam Ahmed, Abdullah bin Mesud’tan rivayet ediyor: Resûlüllah’tan dinledim, şöyle buyuruyordu: “Kıskanma (gıpta etmek), ancak iki haslette olur: Bir kişiye Allah mal vermiş ve malını hak yolda harcamaya muvaffak kılmıştır. Diğeri ise Allah kendisine hikmet vermiş ve o kişi hikmet ile hükmeder ve onu başkasına öğretir.”2

Resûlullah(sav), hem kendisi hem de bazı sahabeler için Allah’tan hikmet dileğinde bulunmuş “Bayağı (sefih) kimselere hikmetten söz etme!” anlamındaki uyarısıyla da hikmete ancak fıtratı bozulmamış, ahlakı temiz kişilerin lâyık olduğuna işaret etmişlerdir.

Hikmet kökü kalpte yer edinen, meyveleri söz ve davranışlara yansıyan feyizli bir ağaçtır.

Bir işi körü körüne değil de, önünü sonunu düşünerek ve ondan doğacak bütün zararları ve tehlikeleri bertaraf etmeyi gözeterek yapmaya hikmet denir. Hikmetin başı Allah korkusu, gayesi ise Allah’a ve ruha giden yolları aydınlatmaktır. Dolayısı ile her nerde kötülüğü gidermek ve iyiliği elde etmek varsa, işte orada hikmet vardır, denilebilir. İslam’a davette de hikmet esastır.

“(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.”3

Bundan dolayı bir şeyin içinde gizlenen ve sonuç bakımından ortaya çıkacak olan fayda ve iyiliğe o şeyin hikmeti denilir ki, hikmetin birçok anlamından biri de budur.

Hikmet için yapılan tanımların bazılarına bir bakalım!

Hikmet hem bilgi, hem de iştir: Bilmek ve bildi- ğiyle amel etmektir. Bu ikisini birlikte yürütemeyene hakîm denilmez.

Hikmet; doğruyu yanlışı, hakkı batılı, haramı helâli, güzeli çirkini ayırt etme bilgisi ve melekesidir.

Allah’ın verdiği aklı şehvetlere ve şeytanın vesveselerine kaptıranlar ne kendi iç dünyalarındaki ilhamları, ne de dış dünyada olup biten ibretli sahneleri düşünüp anlayamazlar, kavrayamazlar. Bu suretle büyük bir ilâhî lütuf olan hikmet, ancak temiz yürekli, temiz düşünceli, gerçek akıl sahiplerine nasip olabilir.

Fahruddin Razî’nin beyanına göre, Allah’ın hikmeti, her zaman her yerde, kulların yararına olacak şeyler yaratması demektir. İnsanların hikmeti de başka kulların yararına olacak şeyleri yapmak ve ortaya koymaktır, sünnetullah denilen kâinat düzenini anlayıp ona göre keşif ve icatlarda bulunmak demektir. Yani sadece kendisine yarayacak bir şey değil, baş- kalarına da yarayacak eserler ortaya koymasıdır.

Kâinat bir hikmet kitabıdır. Kur’ân ise bu hikmetin ilâhî dille oluşumunu anlatır ve hatırlatır.

Hikmetin başı ve başlangıcı varlıklara dikkatli bir gözle bakabilmek, tanıyabilmek, kavrayıp üzerinde düşünebilmek ve bir sonuca varabilmektir.

Bu bakımdan hikmetin başlangıç noktası ilim, ortası İslam dinini kabullenmek, ibadet ve itaat etmektir, sonu da ahiret mutluluğu yani rıza-i ilahidir.

Bazıları da hikmeti, “Esmâ-i ilâhiyenin esrarını kavramak.” şeklinde anlamışlardır ki, bu da önemli bir tespittir; evet, kim baktığı her yerde Esmâ-i İlâhiyyenin dalgalandığını görüyorsa, o, hikmeti de kavramış demektir.

Bazı selef âlimleri, hikmeti, “Vahyin gayr-i metlüv olanı, Efendimiz’in (sav) beyan ve sözleridir.” şeklinde tarif etmişlerdir. Nitekim Kur’ân-ı Kerim, “Allah, sana Kitabı (Kur’an) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana olan lütfu büyüktür.”4

Hikmetten mahrum olanlar; nefsine düşkün, tövbe etmeyen, aksine günahta ısrar eden, gururlu, saldırgan, zalim, hak hukuk tanımayan kimselerdir. Dünyasına ve zevkine düşkün, aşırı menfaatçi, cimri, haset eden, kıskanç ve sefih olurlar.

İslâm literatüründe sefih ise hayrını şerrini, kârını zararını ayırt edemeyen kimse demektir. Öyle değil mi? Hangi akıl sahibi İslam’ın nurlu yolundan yüz çevirir? Ebedi hayatını harap eder. Olsa olsa aklını kullanmayan, menfaatini, kârını, zararını, hayrını şerrini hesap edemeyen ve bu yüzden de kendini hakir bir duruma düşürmek isteyenler bu nurlu yoldan yüz çevirir.

“Şeytanın cimri takipçilerine göre akıllılık, servetleri ile övünmek, her zaman daha fazla kazanmaya çalışmaktır. Bunun aksine kendilerine ger- çek hikmet verilenler bu tür davranışı akılsızlık olarak kabul ederler. Onlara göre hikmet, kendi gerekli ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra servetini cömert bir şekilde iyi amellere sarf etmektir.

Birinci grubun bu dünyada daha zengin ve rahat bir hayat yaşaması mümkündür; fakat bu dünya hayatı yaşanılacak hayatın tümü değildir. Bu dünya hayatı, ölümden sonra da devam edecek hayatın sadece küçük bir parçasıdır. O halde bu dünya hayatının kısa zevkleri için ebedî hayatını feda eden kimse çok akılsızca davranmaktadır. Akıllı olan ise, bu dünyada hayatından en iyi şekilde yararlanan ve bu dünyada az bir servete sahip olsa da ahiretteki ebedî hayat için kendisini hazırlayan kimsedir. Hikmetten bahsederken Yüce Allah’ın kendisine hikmet bahşettiği Lokman (as)’ı zikretmemek olmaz. Lokman süresinin 12-19. ayetlerinde şöyle buyrulur:
“Andolsun biz Lokman’a: Allah’a şükret! diyerek hikmet verdik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye lâyıktır.
Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, demişti… Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.
Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.
Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.
Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir

Bakınız Yüce Rabbimiz, bazı hikmetlerini bizimle de İsra suresinde “İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdir” diyerek paylaşıyor.

“Her kim bu çarçabuk geçen dünyayı dilerse ona, yani dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen verir, sonra da onu, kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehenneme sokarız.

Kim de ahireti diler ve bir mümin olarak ona yaraşır bir çaba ile çalışırsa, işte bunların çalışmaları makbuldür…

Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine “of!” bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.

Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: “Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!” diyerek dua et.

Rabbiniz sizin kalplerinizdekini çok iyi bilir. Eğer siz iyi olursanız, şunu bilin ki Allah, kötülükten yüz çevirerek tövbeye yönelenleri son derece bağışlayıcıdır.

Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.

Zira böylesine saçıp savuranlar şeytanların dostlarıdırlar. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür…

Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun.

Rabbin rızkı dilediğine bol verir, dilediğine daraltır. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, (onları) çok iyi görür.

Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın. Biz, onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur.

Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur. Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın muhterem kıldığı cana kıymayın…. Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.

Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu, hem daha iyidir hem de neticesi bakımından daha güzeldir.

Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.

Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin.

Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin nezdinde sevimsizdir. İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilâh edinme; sonra kınanmış ve (Allah’ın rahmetinden) uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.5

Hz. Ömer bir keresinde her biri bir hikmet içerikli şu güzel nasihatlerde bulunuyor:

  1. Kesin bir bilgiye sahip olmadığın sürece Müslüman bir kardeşinin herhangi bir hareketini en güzel şekilde yorumla.
  2. Doğru sözlü ve güzel yaşam sahibi arkadaşlarından ayrılma ve her zaman için onların gölgesinde yaşa; çünkü onlar senin için bollukta süs, darlıkta ise azıktırlar.
  3. Düşmanlarından uzak durduğun gibi Allah’tan korkmayan dostlardan da sakın; Çünkü O’ndan korkmayan kimse asla güvenilir birisi değildir.
  4. Sonunda ölüm olduğunu bilsen de doğruluktan ayrılma.
  5. Günah işlerken akıbetini muhakkak düşün
  6. Bir iş yaparken, içlerinden Allah’tan korkanlarla istişare et; çünkü Allah Teâlâ “Allah’tan, kulları içinde ancak alimler korkar” (Fâtır, 28) buyurmaktadır.”

Ömer AYTAŞ


KAYNAKLAR
1. Bakara 269.
2. Buhari, Müslim.
3. Nahl, 25.
4. Nisâ, 113.
5. İsra, 17-39.