Bir bebek neden güzel kokar? Peygamberlerin günahsız oluşları bizim için ne ifade eder? Öğrencileri tarafından elbiseleri yıkanmak üzere alınan bir âlim şahsiyetin elbiseleri güzel kokar mı? Ya da bir şehit neden şehadet anında güzel kokar?
Günahla güzel kokma arasında bana öyle geliyor ki ciddi bir bağlantı var. Bunu tespit etme imkânı var mı? Ya da bunu laboratuvarda deneye tabi tutabilir miyiz? Bunu tespit için elimizde bir alet var mı? Günümüz bilimi bu konuda ne der?
Bu konu bilim ve teknolojiyi ne kadar ilgilendirir bilmiyorum, fakat kelamî bir konu olarak ele alınabileceği gibi fıkhî bir konu olarak da incelenebilir?
Sıfır günahtan kastımız nedir?
Evvela hepimiz inanıyoruz ki rüşt çağına henüz ermemiş bir çocuk güzel kokar ve hiç kimse onun terinden, kokusundan rahatsız olmaz. Bir bebeği düşünelim, biz biliyoruz ki annesi onun kokusundan rahatsız olmaz, beş yaşındaki bir çocuğun ter kokusu insanı rahatsız etmez. Bu konuda yapabileceğimiz en güzel yorum, bunların “Günahsız oldukları” söylemek olacaktır.
Pekiyi elli ya da altmış yaşında bir insanın bu derece güzel kokması mümkün müdür? Buna evet cevabını verebilmek için yine günah meselesini irdelememiz lazım. Hz. Peygamber miraca çıktığı zaman ona cennet ve cehennem ehli gösterilmiştir. Cehennem ehli olup da zina edenler kısmında yer alanların çok kötü bir koku içinde oldukları rivayet edilir. Bu durum dünyada yaptıkları büyük bir günah sebebiyle başlarına gelmiştir. İçki içen bir insan neden kötü kokar, içki mi kötü kokar yoksa insan mı? Fakat şurası bir gerçektir ki içki içen bir insan gerçekten kötü kokar.
Gelelim güzel kokan bir insana. Bir insan düşünün, güzel koku kullanmadığı halde güzel kokmaktadır. Acaba neden? Peygamber (s.a.s) günahtan korunmuş olduğu için mi güzel kokuyordu? Ya da bu durum, Allah tarafından onlara verilmiş bir mükâfat olup günahla ilişkisi olmayan bir mesele midir? Kanaatimi söyleyecek olursam, mesele tamamen günahla ilgilidir. Çünkü biliyorum ki, şehitler şehit düştükleri anda bütün günahları tamamen affolunmaktadır. Kaynaklarımız bunu ifade etmektedirler. Hatta denizde şehit olanlar, karada şehit olanlara nazaran daha büyük bir mükâfatla karşılaşacaklardır. Onları mükâfat bakımından birbirinden ayıran hadislere sahibiz. Denizde şehid olanın borçları dahi affedilmektedir. Rabbinin katına sıfır günahla çıkmaktadır. Bedeni, deniz savaşında Allah’a sattığı içindir ki tertemiz bir halde/sıfır günahla Rabbinin katına çıkmaktadır. Böyle bir cesed güzel kokmaz mı?
Bir âlim anlatmıştı. Bundan doksan yıl önce sel sularının şiddeti sebebiyle Hz. Hamza’nın cesedini başka bir yere nakletmek isteyen bir Müslüman, şehidin cesedinden parmağına değen kanın bir yıl boyunca hep güzel koktuğunu anlatmıştı. Yine Şehit Ali Haydar kardeşimin cesedini taşıyan insanlar onun güzel koktuğunu söylemişlerdi.
Resûlullah (s.a.s)’in terini uyuduğu sırada silen hanım sahabilerden Ümmü haram bt. Milhan bir cam kavanozda ter damlacıklarını saklarken güzel koktuğundan dolayımı bu işi yapmıştı? Kaynaklar Resûlullah (s.a.s)’in terinin güzel koktuğunu kaydetmiş bulunmaktalar. Normalde insan teri güzel kokmaz, fakat teri kavanoza doldurulan peygamber olunca ve peygamberler de günahsız olunca, sıfır günah ile ter arasında bir ilişki ya da günahla güzel kokma arasında bir bağ kurmak kaçınılmaz olmaktadır.
Bir âlim şahsiyet için de aynı şey söylenmiştir. Asrımızda yaşayan bir dava adamı, bir aksiyoner ve mütefekkir şahsiyet de muhtemelen sıfır günah konumuna eriştiği için kirli elbiseleri talebeleri tarafından yıkanmak için alındığı halde “güzel kokmaktaydı ve buna şaşırmıştık” şeklinde tanıtılmasına vesile olmuştu. Demek ki insan sıfır günah mertebesine erişebilmektedir. Allah (c.c.) dilerse terleri ve kirleri güzel kokuya tebdil edebilir. O buna muktedirdir. Bu kapı her Mü’mine açıktır. Dileyen sıfır günah/güzel koku mertebesine rahatlıkla erişebilir. Yeter ki günahın her türlüsünden; faiz, zina, içki, gıybet, yalan, iftira dedikodu vs. türlerinden uzak durmasını bilelim. Günah, kötü koktuğu gibi sahibini de kötü kokutur. Allah’ı hakkıyla bilen bir mü’min, dilerse bu mertebeye erişebilir.
Hayatın her anını ibadet şuuruyla yaşayan bir mü’min kalp neden güzel kokmasın ki? Kalp güzel kokarsa her çarpmasında ter gözeneklerine güzel kokular sergilemeye devam eder. Mü’min bu kapından şehadetle de girebilir. Şehidin bedeni toprağa ya da denize düşerken Rabbinin katına en güzel kokuyla gidecek ve geride kalanlar bunun kokusunu alabileceklerdir. Resûlullah (s.a.s) bu yüzdendir ki şehidin kokusunun “misk kokusu” olduğunu haber vermiştir. Belki de Resûlullah (s.a.s)’e şehitlerin kokusu koklatılmıştı ya da vahiy bunu ona bu şekilde haber vermişti.
Yaşadığımız şu asırda gözlere ve kulaklara, burunlara, hâsılı tüm bedene haram kokuların kayıtsızca salındığı bir ortamda, günahtan azade yaşama mümkün değil gibi. Her ne olursa olsun bu hususa dikkat etmek ve günahsız ortamların peşinde olmak bir mü’min için kaçınılmazdır. Mü’min sıfır günahın/güzel kokunun peşinden koşan asker gibi olacaktır.
Ne dersiniz? Bedenleri günaha bulaşmış mü’minler için şehadetin kutlu kapısını çalıp da misk kokusuyla Rablerine kavuşma zamanı gelmedi mi?
Rabbimizden niyazımız, bizleri sıfır günah bedenlere, güzel kokan tenlere eriştirmesidir.

Mehmet Akbaş
1972 Şanlıurfa doğumlu, imam-hatip mezunu, lisans, yüksek lisans ve doktorayı Marmara Üniversitesi ilahiyat fakültesinde tamamladı. 2012 yılında doçent oldu. Suriye, Irak, Pakistan, Suud,Ürdün, Özbekistan, Bosna-Hersek ve Amerika’da araştırmalar yaptı. İslam halklarının kaynaşması adına Uluslararası sempozyumlar düzenledi. Savaş öncesinde Suriye sınır bölgesinde yaşayan kardeş halkların kaynaşması için bir grup arkadaşıyla beraber Dicle Kalkınma Ajansı destekli Sosyo-Kültürel sahada bir yıllık bir proje yaptı, fakat projenin uygulamasına bir ay kala Suriye savaşının patlak vermesi üzerine hedefini gerçekleştiremedi. Dicle Kalkınma Ajansında kalkınma kurulu üyesi olarak çalıştı. İslam halklarının manaya ve kardeşliğe daveti ve bu söylemde buluşması için Davet ve kardeşlik Vakfı mütevelli heyetinde yer aldı, temsilciliğini yaptı. İnsanımızın kültür seviyesinin yükselmesi ve okuması için bir grup arkadaşıyla beraber İstanbul’da Oku-Der’i (Okuma Alışkanlığını Kazandırma Derneği) kurdu. Beş yıl başkanlığını yaptı. Memurların hak-hukuk ve insani taleplerini savunma adına Hakkari Eğitim-Bir-Sen’i kurdu. Bir yıl başkanlığını yaptı. Ümraniye Eğitim-Bir-Sen şubesinde beş yıl sekreter olarak çalıştı. MEB bünyesinde 14 yıl öğretmenlik yaptı. Kürtçe’nin serbestiyet kazanmasıyla Kürtçe ezgi-ilahi-dua ve şiirlerden oluşan beş albüm yaptı. Arapça-Türkçe-Kürtçe ve İngilizce konuşur. Mardin Artuklu Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
×
1972 Şanlıurfa doğumlu, imam-hatip mezunu, lisans, yüksek lisans ve doktorayı Marmara Üniversitesi ilahiyat fakültesinde tamamladı. 2012 yılında doçent oldu. Suriye, Irak, Pakistan, Suud,Ürdün, Özbekistan, Bosna-Hersek ve Amerika’da araştırmalar yaptı. İslam halklarının kaynaşması adına Uluslararası sempozyumlar düzenledi. Savaş öncesinde Suriye sınır bölgesinde yaşayan kardeş halkların kaynaşması için bir grup arkadaşıyla beraber Dicle Kalkınma Ajansı destekli Sosyo-Kültürel sahada bir yıllık bir proje yaptı, fakat projenin uygulamasına bir ay kala Suriye savaşının patlak vermesi üzerine hedefini gerçekleştiremedi. Dicle Kalkınma Ajansında kalkınma kurulu üyesi olarak çalıştı. İslam halklarının manaya ve kardeşliğe daveti ve bu söylemde buluşması için Davet ve kardeşlik Vakfı mütevelli heyetinde yer aldı, temsilciliğini yaptı. İnsanımızın kültür seviyesinin yükselmesi ve okuması için bir grup arkadaşıyla beraber İstanbul’da Oku-Der’i (Okuma Alışkanlığını Kazandırma Derneği) kurdu. Beş yıl başkanlığını yaptı. Memurların hak-hukuk ve insani taleplerini savunma adına Hakkari Eğitim-Bir-Sen’i kurdu. Bir yıl başkanlığını yaptı. Ümraniye Eğitim-Bir-Sen şubesinde beş yıl sekreter olarak çalıştı. MEB bünyesinde 14 yıl öğretmenlik yaptı. Kürtçe’nin serbestiyet kazanmasıyla Kürtçe ezgi-ilahi-dua ve şiirlerden oluşan beş albüm yaptı. Arapça-Türkçe-Kürtçe ve İngilizce konuşur. Mardin Artuklu Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.