Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd, onun resulüne, ehli beytine, ashabına ve kıyamete kadar yolunda gidenlere salat ve selam olsun. Kalemi elimize aldığımızda kâğıda akan şey, gördüklerimizin, yaşadıklarımızın kendi süzgecimizden geçirilerek aktarılmasıdır. Bu vesile ile ben de cezaevinde yaşadıklarımdan edindiğim tecrübeler ile gerek yapmayı ihmal ettiğimiz, gerek ertelediğimiz ümitlerden bazılarını paylaşmak istiyorum. Bu bir hikmet ve tedbirin gereğidir. Çünkü Allah batıla mühlet veriyor. Yolun sonuna gitmesi suçların, en iğrencini işlemesi ve en şiddetli azabı hak etmesi içindir. Bu mühlet aynı zamanda hakkında sınavdan geçmesi içindir. İyiyle kötünün ayrılması, zorluklardan yılmadan yoluna devam eden kimselerin büyük mükafatlara erişmesidir. Bu sınavın amacı şu halde hak namına bir kazanç, batıl namına bir zarardır. Allah müminler için zindanları irade ve sabrı öğreneceği bir okul yapmıştır. Müminler bu zorlu şartlar altında sıkıntılara tahammül etmeyi, nimetleri terk etmeyi öğrenir. Çünkü nimete, nimetle ulaşmaz. Rahatı isteyen kişi, önce rahatı terk etmelidir. Allah’ın dinine yardım etmek, hizmet etmek ciddiyet, çaba ve sabır işidir. Adanmışlar ile şartlanmışlar arasındaki mücadele bitmez. İnsanın soyu bir, huyu bindir. Kimisi yaşamak için yaşatmaz, kimisi yaşatmak için yaşamaz. Yaşamak için yaşatmayanlar kendisinden başkasının hayatına, fikrine ve yaptıklarına tahammül etmezler, hayat hakkı tanımazlar. Tarih böylesi örneklerle doludur. Kimi adaletiyle, kimi ilmiyle, kimi hayâsıyla, kimi cihadıyla, İslam’a hizmet etmiş, ismi tarih sayfalarına salih kimseler olarak geçmiş ve asırlardır dua ve hayırla yâd edilmektedirler. “Zaman geçer kişi duymaz, insanoğlu baki kalmaz” diyen Kaşgarlı Mahmut’un bu ifadesine göre kalıcı olan insan değil, onun bıraktığı eseridir. Ancak nice kimseler vardır ki, yapmış olduğu zulümden, kötülüğünden dolayı gerek onların zulmüne maruz kalanlar gerek bu zulme şahit olanlar ve gerek bunları okuyup duyan ve öğrenenler tarafından hep kötü yâd edilmiş ve edilecektir. Bir olaya nasıl bakarsan öyle algılarsın.
Hz. Ömer, Medine sokaklarını kontrol ederken açlıktan ağlayan çocuklarını avutmak için tencerede suyun içine taş koyarak kaynatan bir kadına rastlar. Hz. Ömer, “Neden maruzatını Ömer’e bildirmedin?” dediğinde, kadın şu anlamlı cevabı verir, “Ömer benim durumumu bilmeyecekse neden halife oldu?
Maalesef bugün kürsülerde ‘adalet’ diye haykıranlar, esas, uygulamaya geldiğinde işin rengi değişip daha çok menfaatler öne çıkmaya başlıyor ve bu da tüm insanlık için bir felakettir. Adaletin ve merhametin uzağında kalmak bizi zalimlerden yapar. Hiçbir dünyevi kazanç bir insanı kaybetmekten daha değerli değildir. Ne kaybedecek vakit ne de insanımız olmasın!
İçimizdeki beyinsizlerin, hainlerin ve zalimlerin yüzünden bizleri helak etme Allah’ım, bizlere yardımını esirgeme Allah’ım, rahmetinle bize yardım et, Allah’ım rahmetine muhtacız, yardımına muhtacız. Her insanın kendi doğruları vardır. Fakat herkes için doğru olan bir gerçek vardır, o da Kuran ve sünnettir. Maalesef bazı insanlar, insanların doğrularını Kuran ve sünnet süzgecinden geçirmek yerine kendi doğrularına kendi sabit düşünce kalıbına oturtmaya çalışıyorlar. Ehli Sünnet mensubu olmayı başkasına bırakmayan, doğrularına olan sabit fikirli kimseler esinlendikleri önderlerin gaybı bildiğine, yanılmaz ve günah işlemez olduğuna inanıyorlar. Akıllarını kullanmayan bu insanlar kullanamadıkları akıllarıyla İslam’a hizmet edeyim derken ne kadar zarar verdiklerinin farkında bile değildirler. Rivayete göre Allah, Hz. Âdem’i yarattığında ona şu üç nimeti takdim eder; akıl, iman ve hayâ. Sonra bunlardan birini seçmesini ister. Hz. Âdem hangisini seçer? Tatbikî de aklı. Çünkü aklı olmayanda, ne iman olur ne de hayâ. Ancak akıl kaygan sabun gibidir. Kimisi hiç kullanmaz, kimisi doğru kullanmaz, kimisi de yıpranmasın diye başkasının aklını kullanmayı tercih eder. Akıl insanda var olan kapasiteyi kullanma mekanizmasıdır. Aklını kullanmayan üretken olamaz, sürekli başkasından direktif almaya, başkasının hayatını yaşamaya mahkûmdur. Cezaevinde en büyük sıkıntıyı bu sabit fikirli, başkasının aklını kullanan insanlardan görüyorum. Ancak durum ve şartlar ne olursa olsun şartlar oluştuğunda herkes davetimizin muhatabıdır. Hiçbir zaman nefsi davranmamalı, kendimiz ve toplumla iç içe olmalıyız. Kendimize ve topluma faydalı birer fert olmalıyız. Yaptığımız tüm hayırlı işlerde gerek dünyada gerek ahirette mutlaka ama mutlaka mükafatını göreceğimizi unutmamalıyız. Her şeye rağmen hayat devam ediyor. Yaşadığımız bu dünyada yapmış olduğumuz her bir hareketin, davranışın, olgunun bir başlangıç, bir de bitiş süresi vardır. Fakat her olgu zamanında yapılırsa bir anlam ifade ve değer ifade eder. Her şeyin bir zamanı vardır ve her şey zamanında güzel ve anlamlıdır. Siz siz olun, bugün aklınızdan geçen, yapmayı planladığınız meşru güzel amellerinizi asla yarına bırakmayın. Ne yapacaksanız hemen ama hemen, şimdi yapın. Sadece bugünü yaşayacağım. Bunun için başkalarına yardım edecek ve insanlara yararlı olacağım. Bu amaçla bir hastayı ziyaret edecek, bir cenazeye katılıp taziyesine mi gideceksiniz? Hemen gidin. Nafile namaz mı kılacaksınız? Hemen abdestinizi alın ve namaza durun. Kitap mı okuyacaksınız? Hemen günlük, haftalık, aylık ve yıllık program hazırlayıp okumaya başlayarak, uygulamaya geçin. Bir iyilikte bulunmaya mı karar verdiniz? Çevrenizdeki muhtaç kimselerin ihtiyaçlarını gidererek hemen işe koyulun. Açları doyurup, sıkıntılı olanların sıkıntılarını gidererek İslam’ın güzelliklerini yaşayarak bilfiil topluma gösterin ve örnek olun. Güçsüz ve felakete uğrayanlara yardım edin. Alime ikram edip hürmet gösterin. Büyüğe saygı gösterip küçüğe merhamet edin. Mazlumun yanında zalimin karşısında durun. Eşinize onu sevdiğinizi söylemek ve hediye mi almak istiyorsunuz? Ertelemeyin hemen yapın. Bir yakınınızı telefonla arayıp sılayı rahim mi yapmak istiyorsunuz? Şeytan unutturmak için araya başka şeyler koymadan sarılın telefona ve hemen arayın. Yolunu şaşırmış bir insanı bataklıktan kurtarıp hidayetine vesile mi olmak istiyorsunuz? Davetinizi geciktirmeyin. Anne babanızı sevdiğinizi onlara hissettirmek mi istiyorsunuz? Hemen eşinizi ve çocuklarınızı alarak, onlara aldığınız hediye ile beraber gidin. Anne babanızın ellerinden öpün onlara sarılın. Sevdiğinizi hissettirin. Çocuklarınızla zaman geçirmeyi mi planlıyorsunuz? Planınızı yapıp hemen uygulayın. Ama ne yapacaksınız hemen yapın. Çünkü siz bugün, bugünü yaşıyorsunuz. Ve yarını yaşayacağınıza dair hiç bir garantiniz yok.
Ebedi hayata intikal edenlerin kaldığı dünyadaki yurtlarına bir bakıp yediden yetmişe çok sayıda insan sessizce yatıyor kabirlerde. Orada yatanların sadece bedenleri değil, aynı zamanda ertelenmiş umutları, söylenmemiş sözleri, yarım bırakılmış işleri de vardır. Evet, kim bilir onlar hayata veda ettikleri sırada neleri yarına bırakmışlardı? Hepimizin hayatı yarınlara bırakılmış işlerle, ertelenmiş umutlarla dolu. Ve sanki tüm yarınlar bizimmiş gibi hayaller kurarken gerçekleştirmeyi hep sonraya bırakıyoruz. Ve sonra bakıyorsunuz ki emellerimize ulaşmadan ecel gelip bizi buluvermiş.
Bu duygularla kendiniz ve aileniz için yaptığınız dualarınızda diğer kardeşleriniz için cimrilik etmeyin. Yer duadır, gök duadır. Müslümanların zaferi, kâfir ve zalimlerin helak olması, müşriklerin zilleti, mustazafların kurtulması, bedenleri ve yürekleri esir alınmış, hasretlerin vuslata kavuşması, esirlerin serbest kalması için sürekli dua edin. Bu kardeşlerinizin sizin üzerinizde bulunan en küçük hakkıdır. Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Birbirlerinden ne koparlar ne de ayrılırlar. Rabbim kardeşliğe nifak düşürmek isteyenlere fırsat vermesin! Tüm kardeşlerimi seviyorum. Bu süreçte beni ve yürekleri esir alınmış tüm mazlumları dualarınızda yalnız bırakmayacağınızı umut ediyorum. Sözlerimin sonu Alemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun.
Selam ve dua ile.
Allah’a emanet olun.
Not: Bu yazı yazıldıktan iki hafta sonra Veysel Dağtekin kardeşimizin suçsuz olduğu anlaşılıp serbest bırakılmıştır.

Önceki İçerikDuaya Dayîke
Sonraki İçerikDavet Yolunda Hatıralar