Cemaat olmadan İslam’ın yaşatılması imkansız olduğundan İslam cemaate ayrı bir önem vermiştir. Ana kaynağı Kur’an ve sünnet olan ve peygamberimizi de (s.a.s.) cemaatin en büyük önderi olarak gören her cemaat, İslam’ın yaşanması ve uygulanması bağlamında toplumumuzun vazgeçilmez temel yapı taşları içinde yer alır. “Allah’ın (c.c.) yardımı cemaatle beraberdir.” hadisine uygun olarak hareket eden her cemaat, İslâm’ı doğru anladıkları, teoriyi pratiğe döktükleri, İslam’ın eğitim anlayışını topluma yönelik sunduğu sürece bu anlayış toplumda mutlaka karşılık görecektir.
İslam, bütün hüküm ve esasları açısında genel ve kapsayıcıdır. İslam, hem dünyada hem de ahirette İnsanların bütün meselelerini düzenleyen İlahi bir kanundur. Hasan El-Benna İslam’ın kapsayıcılığı ile ilgili “Başta şunu söylemek istiyorum; biz İslam’ın, eğitim ve ahlakının hayatın her vakasına şamil olduğuna inanıyoruz. İslam, insanın hem dünya hem de ahiret hayatını düzenler. İslam’ın getirdiği nizamın sadece ibadet ve ruhaniyetle ilgilendiğini sananlar büyük bir hataya düşmüşlerdir. Zira İslam; hem akide, hem ibadet, hem vatan, hem milliyet olduğu gibi aynı zamanda din ve devlet, maneviyat ve pratik hayat hem Kur’an hem silahtır. Kur’an açıkça söz etmekte ve bunu İslam’ın çekirdeği, aslı kabul etmekte ve bu faaliyetlerin hepsinde Müslüman’ın ihsanla muamelesini emretmektedir.” diyerek gerçek manada İslam’ın özünü bize açıklamaktadır.
Mustafa Özcan cemaatlerin siyasi yönü ile ilgili “Elbette cemaatlerin siyasi veya kalkınmayla ilgili gayeleri ve hedefleri olacaktır. Lakin öncüller ile sonuçları birbirine karıştırmamak bağlamında, gaye olarak siyasi hedefler mahfuz tutulsa da cemaat, siyaseti veya ticareti yöntem haline getirmemelidir. Belki de cemaat olarak doğrudan bu alana girmemelidir. Bu durumda ihlası kırmamak ve atar damarı temiz tutmak esas olmalıdır.” diyerek cemaatin siyaseti yöntem olarak esas almaması gerektiğini vurgular. Cemaatler ve partiler, birçok yerde aşırılığa kaçarak siyasi erozyona uğramış ve grupçuluk yaparak toplumun birliğini bozacak bir hal almaya başladı. Kişilerin İslami hassasiyetlerden çok cemaatinin veya partisinin menfaatini öne almasını cemaatlerin sapma başlangıcı olarak kabul edebiliriz. İslami hassasiyetlerden çok cemaatin reklamı ve cemaatini öne çıkarma hastalığı her fertte gizli bir şekilde bulunmuş olup zaman zaman hassas olaylarda yer bulduğu anda ortaya çıktığını görüyoruz.
Bireylerimizin çoğu, yaşanılan zulme ve ölümlere karşı duyarsız olmuş ve yeter ki bağlı olduğum parti, kurum, kuruluş zarar görmesin, diyerek cahili bir toplumun üyesi haline gelmiştir maalesef. Abdullah Azzam Afganistan anılarında çoğu gencin maalesef cemaatlerine tapar hale geldiğini ifade etmektedir.
Bu durum Hristiyan olup sonradan Müslüman olan Adiy Bin Hatim’in durumuna benzer. Resûlullaha (s.a.s.) Tevbe 31. ayet iniyor: “(Yahudiler) Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını), (Hristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh’i (İsa’yı) rabler edindiler. Halbuki onlara ancak tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O’ndan başka ilah yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.” Eski bir Hristiyan olan Adiy Bin Hatim itiraz ediyor. Biz rahipleri rab edinmedik, diyerek itirazını dillendiriyor. Resûlullah da (s.a.s.) siz onların helal dediklerine helal, haram dediklerine haram, demiyor muydunuz? Adiy Bin Hatim de evet, deyince resûlullâh (s.a.s.) işte sizler böylelikle onları rab edindiniz, der. Durum bu, acaba bizler de çevremizde buna benzer nasıl bir ortam içinde miyiz? Allah (c.c.) ve resûlünün emir ve yasakları mı yoksa lider olarak bilinen şahısların yorumları ve direktifleri mi bizim için daha önemli?
Hadislere şüphe ile bakanlar, Kur’an’dan çok hocalarının kitabını öne çıkaranlar, Resulullah (s.a.s.) yerine akıl hocalarını esas aldılar. Zamanla Kur’an’ı gayr-ı meşru hedef ve amaçlarına uyarlayarak Resulullah’ın (s.a.s.) bize ulaştırdığı İslam’dan farklı bir İslam ile halkımızı aldattılar. Sözde suya sabuna dokunmayan, siyasetten uzağız, diye diye aslında en büyük siyaseti yaparak gerçek İslam’dan uzak, ajandasında ümmetin birliği olmayan cemaatler, örgütler türedi.
FETÖ’nün dini motivasyon araçlarını ve yöntemlerini kullanan kaç cemaat var, araştıralım. Cemaat üyeleri bunları sorgulasın. Sürekli öne çıkarılan birileri var mı? Liderin her açıdan reklamı ve koyu savunuculuğu yapılıyor mu? Tek adam üzerine kurulan kaç cemaat var? Liderlerine hak ettiği değer kadar mı itibar ediliyor, yoksa abartı mı var?
Herkes ve her kesim liderlerini ve lider kadrosunu bir daha gözden geçirsin! Üyelerin artık bundan sonra da her türlü sonuçla yüzleşmesinin vakti gelmiştir.
Şahıslara değil de İslam’a olan bağlılığımız, gerçek ve doğru islami prensiplere uygun hareket etmemiz, ümmet anlayışı içinde olmamız, bizim sorunlarımızı çözecek ve Türk’ü ile Kürt’ü ile Arap’ı ile içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bizleri kurtaracaktır.
Hasan El Benna’nın: “İslam’da şahıslarla bağlılık yoktur, şahıslar Allah ve resûlüne (s.a.s.) bağlılığı derecesinde itibar görür.” ifadesi tüm STK’lara yol ve yöntem açısından önemli ilkesel bir nasihattir. İslami bir kuruluşta bir şahıs öne çıkmış ve ona aşırı saygı ve tanzim yapılıyorsa o lider helakinize sebep olabilir. Bir cemaat veya STK’da ölümüne birisi lider oluyorsa ondan da kaçının.
Cemaatlerin doğru çalışma metodunu anlama açısından Müslüman Kardeşler Hareketi’ne bakmakta fayda vardır. Müslüman Kardeşler Teşkilatı dünyanın en büyük İslami cemaatlerinden olup dünyanın 150 küsur ülkesinde var, bu teşkilatta bile 4 yılda bir ‘Genel Mürşid’ seçimi yapılıyor ve bir lider en fazla 8 yıl liderlik yapabiliyor.
Neden sizce?
Bu yöntemle ömür boyu liderlik yolu kapanmış oluyor. Böylelikle cemaatler şahısların tekelinden kurtularak Kur’an ve Sünnet çizgisinde ilkesel bir yöntemle hareket ediyor ve böylelikle başkaları tarafından kullanılma ihtimalinin de önüne geçilmiş oluyor. Geçenlerde bir cemaat liderlerinin istihbarat örgütleri ile nasıl çalışmak zorunda bırakıldıklarını okuduk. Günümüzde FETÖ üzerinden cemaat olgusu, bilinçli ve art niyetli olarak itibarsızlaştırılmak isteniyor. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Evet, cemaatlerde eksiklik veya yanlışlık varsa bunun yönetici ve üyeler tarafından iyileştirip İslam’ın arzu ettiği bir şekle sokmalıdır. Hasan El-Benna bu hususta ciddi ilkeler getirmiş ve bu istismarı engellemiştir.
Cemaatler, bugünün Ortadoğu’sunda kullanılmaya çok fazla müsait. Üyeler tam anlamıyla İslam’ı anlamada ve öğrenmede eksik yetiştiriliyor. Kur’an ve Sünnet kaynağından uzak, sadece hocaların veya liderlerin kitapları okutuluyor. Cemaatlerin FETÖ gibi kullanılmasının ana sebebi bu. İşte İhvan eğitim yöntemi buna engel oluyor ve gerçek asr-ı saadet İslam’ının izlerini bize sunuyor.
Cemaatlerin ve sivil toplum kuruluşlarının bu saatten sonra aynı delikten bir daha ısırılmaması için azami gayret içinde olmalıdır. Bu sebeple cemaatler cemaat içinde şeffaflığı sağlamak zorunda ve durumundadır.

Önceki İçerikMüslüman Kardeşlerin 3. Genel Mürşidi Ömer el-Tilmisani
Sonraki İçerikKendini Bilmek ve Sorumluluk Bilinci