İLİM
Bir bilge kişi, “Hayatta en hakiki mürşit İlimdir” der. Mürşit, yol gösterici demektir. Hayatta en hakiki mürşit İlim ise, İlmin de bir mürşidi olmalı. O da ahlaktır. Onu formüle eden bilge, “İlmin en hakiki mürşidi Ahlaktır” der. Hangi ahlak? sorusu akla gelebilir. Medeniyet tasavvurumuzda ahlakın kavramsal anlamı, “insanın yaratılışı, doğası” demektir. Ve “hilkat” kökünden türetilmiştir. Bunun anlamı şudur: Ahlâklı davranış, yaratılışa en uygun davranıştır. Medeniyet anlayışımızda Yaratılışla çelişen davranışlar, ahlaki davranışlar değildir. Bu bağlamda Ahlakı, yaratılış fıtratına uygun tarzda yönlendirecek bir rehbere, bir mürşide ihtiyaç vardır. Bu da ancak, varlık dünyasının yaratıcısı olan Allah’tan başkası olamaz. Dolayısıyla, “Ahlakın da en hakiki mürşidi Allah’tır” Buradan baktığımızda, ahlakın bir aşkın referansa ihtiyacı olduğu açıktır.
İlmin muhatabı, insandır. İlim, insanı inşa eder. Bu inşa sürecinde ilim, insanın tüm boyutlarını/bileşenlerini dikkate alarak, mükemmel bir şekilde yetişmesini sağlamaya çalışacaktır. Eğer bir boyutu eksik kalırsa, arzu edilen hedef yakalanmamıştır demektir.
Yunus Emre şöyle der:
“İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır .”
“Kendini bilen rabbini bilir” der bir Bilge kişi. Bu çok anlamlı ve iddialı bir sözdür. İnsanın kendisini bilmesi demek, fizyolojik, biyolojik, anatomik, psikolojik, sosyolojik ve benzeri tüm fonksiyonları bilimsel manada bilmesi, bu bilim dallarının arka planını, hikmet yönünü bilmesi, bu alanların birbirleriyle olan ilişkilerine vakıf olması demektir. Bu ilimlere vakıf olan kişi, hem haddini, hem kendini hem de Rabbini bilir.
Peygamber efendimiz,
“İlim (Hikmet), Mü’minin kaybolmuş malıdır. Nerede bulursa alır” diyerek, bütün bir yeryüzünde ve küresel ölçekte çok geniş ve evrensel bir bakış açısıyla davranmamız gerektiğini ifade buyurmaktadır.
“İki günü eşit olan, ziyandadır” Hadisi, bize ufuk kazandırmaktadır. Bu durumda her gün, bir önceki güne göre, gerek mesleki, gerek bilimsel, gerek zihinsel kısacası her alanda ilerde olmamız gerekmektedir. Aksi halde, zararda oluruz. Bu müthiş bir ileri projeksiyondur.
İlimle ilgili Hz. Ali’nin çok hikmetli ve anlamlı sözleri vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:
“İlim servetten üstündür. Çünkü sen serveti korursun, oysa ilim seni korur”.
“İlim dağıtmakla çoğalır, mal ise dağıtmakla azalır. İlim, hükmeden; Mal ise, kendisine hükmedilendir.”
“İlim, alçaklarda kalanları yükseltir, bilgisizlik de yüksektekileri alçaltır.”
“İlim Sahibinin dostu çok, mal sahibinin düşmanı çok olur.”
Aristo, “Bilim, iyi zamanlarda servet, kötü zamanlarda bir sığınak ve iyi bir rehberdir” der.
Bu anlamlı ve ufuk açıcı sözler, insanın geleceğini inşa etmede önemli parametrelerdir.
İlim vardır. Alim vardır. Alem vardır.
Medeniyet tasavvurumuz, “Alimin ölümü, Alemin ölümü demektir” der. Bu sözden ilham alarak biz de deriz ki, “Alimler dirilirse, toplum dirilir”. Toplumun kendine gelmesi, dirilmesi; Rol-Model konumunda olan alimlerin dirilmesi ile mümkündür. Alimler, Kutup yıldızları gibidir. Toplumun önünü açan ve aydınlatan projektörlerdir.
İlmiyle amel eden, ihlasla hareket eden, dört başı mamur, hem inzal ayetlere (Kur’an) hem kevni ayetlere (Kainat/Evren) hem de beşeri ilimlere vakıf ve hakim olan alimlere bütün bir insanlık, su gibi, hava gibi, oksijen gibi muhtaçtır.
GELECEĞİN İNŞASINDA TEMEL PARAMETRE: UMUT
Varoluşsal bir değer olan umut, yaşam için gerekli olan bir yakıttır. Umudu olanlar, yaşarlar. Umutsuz olanlar, yaşar gibi yaparlar. Umudu olanlar, hayata katma değer katarlar. Umudu olmayanlar, hayata katma değer katmadıkları gibi, olanı de zehirlerler. Umudu olanlar, toplumun yükünü alırlar. Umudu olmayanlar, topluma yük olurlar.
Bir düşünür, “Umut, varoluşsal bir sermayedir” der. Umudunu yitirenler, bu sermayeden mahrum kalırlar.
Umut, iyimserlik eksenli bir yaklaşım iken, umutsuzluk, kötümserlik eksenli bir yaklaşım tarzıdır. İyimserler, topluma ya umut olurlar ya da umut verirler. Umut, toplumu canlı tutar. Geleceğin imarında ve inşasında umudun büyük payı vardır.
Olaylara ve olgulara iyimser eksenli yaklaşanların umudu hep diri olur. Bu yaklaşım tarzı, varoluşsal sermaye demek olan umudu çoğaltır. Kötümser eksenli yaklaşım tarzını benimseyenler, varoluşsal sermayeyi tüketirler. Ünlü Bilim Adamı Fritz der ki:” İyimserler, olasılıkları görürler, Kötümserler, görmeyi reddederler”.
Toplumun umuda ihtiyacı var. Bu ihtiyaç, su gibi, ekmek gibi, oksijen gibidir. İnsanların umudunu kırmak, gelecekle alakalı planlarını-projelerini-projeksiyonlarını tahrip etmektir.
Bir düşünür, umut açısından insanları ikiye ayırır:
“1.Umut eden insanlar,
2.Umut olan insanlar.
Umut edenler, dua ederler.
Umut olanlar, dua olurlar.
Umut eden insanlar bir çekirdekse, umut olan bir ağaçtır.”
Her çekirdek, ağaç olmaya adaydır. Umut eden insanlar, umut etmeye devam ederlerse, umut olurlar. Umut olanlar, toplumun inşasında rol-model insanlardır. Bu insanlar, Kutup Yıldızı gibidirler. Geleceğimizin imarında ve inşasında bu kutup yıldızlarına şiddetle ihtiyaç vardır.
İyimserlik, umut eksenlidir, bireyi aktifleştirir.
Kötümserlik, umutsuzluk eksenlidir, bireyi pasifleştirir.
Umut, inşa ve imar edicidir. Umutsuzluk, imha ve tahrip edicidir.
Varlık dünyasında özgül-ağırlığı olan varlıklar içinde en gelişmişi ve en onurlusu olan insan,” Umut eden ve Umut olan” fonksiyonunu icra ederse, bu dünya adeta Cennet’e dönüşür. Aksi olursa, ne olacağını tahmin etmek zor değildir.
Umut, bireydeki potansiyel aklı, kinetik akla dönüştürerek dinamizm kazandırır.
Umutlu olanlar, bal arısı gibi üretirler. Umutsuzlar ise, sinekler gibi hep tüketirler. Tüketmekle kalmazlar, üretenlerin azmini kırarak, tüketime yönlendirirler.
Üstad Bediüzzaman, “Güzel gören güzel düşünür, Güzel düşünen hayatından lezzet alır” diyerek, İyimserliğin ve Umudun temel parametreleri olan “Güzel görme” ve “Güzel düşünmeye” dikkat çekmiştir. “Güzel görme”, bakış açımızı ve zihin dünyamızı zenginleştirirken, “Güzel düşünme”, tasavvur, tefekkür ve tezekkür dünyamızın, insan fıtratına uygun biçimde şekillenmesine ve irfan derecesine varmasına katkı sağlayacağı kuşkusuzdur.

Önceki İçerikDarlık mı? Varlık mı? Hangi İmtihan Daha Zor?
Sonraki İçerikMüslüman Topluma Bakış