Tunus’ta Darbe Hükümeti İş Başında

Tunus’ta “Tek Adam” diktatörlüğü inşa etmek suretiyle, devrim öncesi totaliter rejimi geri getirmek için adım adım ilerleyen Kays Said, Necla Buden Ramazan isimli bayana darbe hükümetini de kurdurdu. 11 Ekim 2021 tarihinde kuruluşunu resmen ilan eden bu hükümet Cumhurbaşkanlığı sarayında, yeni diktatör Kays Said’in önünde yemin ederek göreve başladı.

Yeni diktatör halkın oylarıyla seçilen milletvekillerinin oluşturduğu Meclis’i tamamen devreden çıkardığı için kurulan hükümetin herhangi bir parlamentodan güvenoyu alması gerekmiyor. Diktatör Kays Said’in onaylaması yeterli oluyor.

Yine ortada bir Meclis olmadığı için hükümetin cumhurbaşkanı dışında kimseye hesap vermesi de gerekmeyecek. Hakkında gensoru önergesi verilemeyecek. Kendisini hesaba çekme imkanına sahip bir siyasi muhalefetle de karşı karşıya olmayacak. Onun uygulamalarını eleştiride aşırı gidenlerin hesaplarını görme görevini de diktatör Kays Said üstlenmiş durumda. Zaten kendisine birtakım eleştirilerde bulunanları “vatan haini” olarak yaftalamaya başladı ki diktatörlerin muarızlarını etkisiz hale getirme konusunda en sık başvurdukları yöntemlerden biri de böyle ağır ithamlarda bulunma ve etiketlemedir.

Not: Tunus’ta yeni diktatörlük sürecinin başlatılmasından bugüne kadar izlediği politika hakkında Ribat dergisinin Kasım 2021 sayısı için hazırladığımız dosyada biraz daha ayrıntılı bilgiler vermeye çalıştık. Konu hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenlere bu yazımızı okumalarını öneririz.

Lübnan’da Hizbullah-Emel İttifakının Telaşı
Lübnan uzun süreden beri muhtelif çalkantılara sahne oluyor. Son dönemde ise, 4 Ağustos 2020 tarihinde Beyrut limanında meydana gelen büyük patlamanın soruşturulması amacıyla açılan davaya ve dava çerçevesinde sorgulamaya dahil edilen isimlere yönelik itirazlardan dolayı birtakım çalkantılar yaşanıyor.
Lübnan’daki Şii cemaatin siyasi kanadının başını çeken Hizbullah örgütü ile Emel Partisi söz konusu davada, kendilerinin sahiplendikleri bazı isimlerin soruşturmaya dahil edilmesine şiddetle tepki gösterdi. Bu yüzden soruşturmayı yürüten ve hıristiyan kesime mensup hakim Tarık El-Bitar’ın taraflı davrandığı iddiasında bulunarak dava hakiminin değiştirilmesini talep ettiler.

Lübnan Temyiz Mahkemesi’nin onların taleplerini iki kez reddetmesi üzerine de 14 Ekim 2021 tarihinde Beyrut’taki Adalet Sarayı önünde toplanarak gösteri yaptılar. Gösteri esnasında etraftaki binalardan keskin nişancılar tarafından uzun namlulu silahlarla ve roketatarlarla saldırı düzenlendiği söylendi. Çıkan olaylarda 7 kişi hayatını kaybederken onlarca kişi de yaralandı.

Hizbullah ve Emel mensupları saldırıların hıristiyan kesimin siyasi örgütü niteliğindeki Ketaib Partisi (Falanjist Parti) militanları tarafından gerçekleştirildiği iddiasında bulundular. Ancak Ketaib Partisi ileri gelenleri suçlamaları reddederken, Hizbullah ve Emel mensuplarını “barışçıl” olduğunu iddia ettikleri gösteriye omuzlarında roketatarlar taşıyarak gelmekle suçladılar.

Lübnan yönetimi olaylar hakkında soruşturma başlattı. Ancak burada düşündürücü olan, Hizbullah ve Emel Partisi’nin Beyrut limanı patlamasıyla ilgili soruşturmaya kendi adamlarının dahil edilmesinden duydukları rahatsızlık.

Olayın, Hizbullah’ın desteklediği Hasan Diyab hükümeti zamanında gerçekleşmiş olması sebebiyle, limanda bekletilen büyük miktardaki patlayıcıyla ilgili ihmalde bu örgütün adamlarının da payının olması ihtimali mevcut ve zaten bu yönde birtakım suçlamalarda bulunuldu. Bu durum karşısında hakimin de ihmalleri olduğu şüphesi bulunan kişileri sorgulamaya dahil etme hakkının olması gerekiyor. Eğer bir kusurları yoksa ve iddialar gerçeğe uygun değilse bunu mahkeme önünde ispat etmek mümkün. Ama Hizbullah ve Emel’in iddialarını mahkeme önünde ispat etmeyi değil de zorbalıkla kabul ettirmek ve kendi adamlarını sorgulamanın dışında tutmak istemeleri zaten başlı başına bir telaşa ve ayıbın ortaya çıkabileceği korkusuna işaret ediyor.

Irak’ta Tartışmalı Seçimler
Irak’ta 10 Ekim 2021 tarihinde gerçekleştirilen seçimlerde başarılı olamayan İran güdümlü ittifak sonuca bir türlü razı olmak istemedi.

Aslında Irak’ta bilindiği üzere, ABD işgali sonrasında, kendilerince Saddam’dan intikam alma iddiasıyla işgal güçleriyle ittifak oluşturmalarından dolayı Şii siyasi oluşumlar sahayı kapmış durumda. O yüzden seçimlerde artık birinci derecede onların davulu çalınıyor.

Şu var ki meydanın bu kesimin eline geçmesi için perdenin arkasında dümenler çeviren İran, sahanın genel anlamda Şii kesimi temsil konumundaki siyasi oluşumlara değil, özel anlamda kendisiyle yakın işbirliği içinde olan ve kendi siyasetinin takipçiliğini yapan oluşumlara kalmasını istiyor. Ama son seçimlerde bu konuda istediği olmadı. Şii taban bu kez İran yanlısı ittifaktan değil, İran’la birtakım sorunları olduğu tahmin edilen, onu tümüyle karşısına almasa da tamamen güdümüne girmeyi de istemeyen Mukteda Sadr’a bağlı grubu tercih etti. O yüzden Sadr’a bağlı grup 73 sandalye kazanırken, İran’ın desteklediği Haşdi Şabi’nin de içinde bulunduğu Fetih Koalisyonu 16 milletvekili çıkarabildi. Yine Şii kesimin siyasi liderlerinden olan Nuri El-Maliki’nin başkanlığındaki Kanun Devleti Koalisyonu 35, Haydar El-Ibadi ile Ammar El-Hakim’in ittifakı ise 4 sandalye kazanabildi.

İran güdümlü ittifak bu sonuçlara razı olmayarak seçimlere şaibe karıştığını ileri sürdü. O yüzden oyların yeniden ve elle sayılmasını istedi. İstenen yapıldı ama sonuçlar pek değişmedi.

Irak Yüksek Seçim Komisyonu Başkanı Adnan Celil 17 Ekim tarihinde Bağdat’ta düzenlediği basın toplantısında 3 bin 681 seçim merkezinde elle sayım işleminin tamamlandığını, elektronik tasnif işlemiyle yüzde yüz uyumlu olduğunu belirterek kesin sonuçları açıkladı.
Başbakan Mustafa El-Kazımi seçimlerin dürüstçe olduğunu ileri sürdü. Irak yargısı da yapılan son itirazları reddederek seçim sonuçlarının resmen ilan edilmesine izin verdi. Ama buna rağmen yine İran güdümlü koalisyon sonuçlara razı olmayarak ortalığı germeye devam etmekte kararlı olduğunu gösteren birtakım tavırlarla öne çıkmaya çalıştı. Bu durum karşısında Irak’ın yeni bir karışıklıkla karşı karşıya gelmesi endişeleri artmaya başladı.

Suriye’de Silahların Gölgesinde Siyasi Pazarlıklar
Suriye’de, zaman zaman rejim güçlerinin saldırıları devam ediyor. Bu saldırılarda büyük ölçüde sivil kesim zarar görüyor. Bu arada Şam’da bir askeri aracın hedef alınması sonucu 14 rejim askerinin öldürüldüğü açıklandı. Bunun dışında da muhtelif noktalarda rejim güçlerini hedef alan saldırılar gerçekleştirildi.

Bir yandan bu şekilde karşılıklı saldırılar devam ederken bir yandan da siyasi çözüm üretme amaçlı faaliyetler de devam ediyor. Tayyib Erdoğan ile Rusya Cumhurbaşkanı Putin arasında Eylül sonunda gerçekleştirilen Soçi Zirvesi’nin gündeminde Suriye konusu da vardı.

Uluslararası güçlerin baskılarıyla, yeni Suriye Anayasa taslağı üzerinde çalışmalar yapılması amacıyla Cenevre’de muhalif heyetiyle rejim heyetini bir araya getiren toplantılar başlatıldı.
Tabii bu arada özellikle Türkiye’de, Suriye’de artık her şey yoluna girmeye başlamış, mülteciler için güvenli ortam oluşuyormuş ve herkes evine dönebilirmiş gibi bir hava estirmeye çalışanlar da yoğun bir propaganda faaliyeti başlattı. Oysa muhtelif haber ajanslarının, evlerine dönenlerin başına gelenlerle ilgili olarak kamuoyuna yansıttığı haberler durumun hiç de öyle olmadığını, dönenlerin çok ciddi zorluklarla karşılaştıklarını, bazılarının tutuklanıp işkence edildiklerini, bazılarının öldürüldüğünü gözler önüne seriyordu.

Çünkü Suriye’de yaşanan sorunun temel sebebi Baas zulmüdür. Bu zulmü merkeze oturtan ve onun bileğini güçlendiren bir formül kesinlikle bir çözüm ortaya koyamaz.

Sudan’da Geçiş Süreci Sancıları
Sudan’da bu sıralarda yarı cunta yönetimin askeri kanadının geçiş süreciyle ilgili ittifakın şartlarına tam uymamasından ve yönetimde askerin etkisinin devam etmesinde ısrar etmesinden dolayı sıkıntılar ve çalkantılar yaşanıyor.

Askeri kanadın başını çekenlerin tutumundan rahatsız olan kesimler 21 Eylül Salı sabahı bir darbe teşebbüsünün bastırıldığı iddialarının da aslında, askerin yönetimdeki konumunu güçlendirme amacına yönelik bir taktik ve kurgu olduğu iddiasında bulundular. Zaten geçiş yönetiminin sivil kanadını oluşturanlar da bu konuda birtakım şüpheleri olduğunu belli etti.
Gelişmeler bu ülkede geçiş sürecinin bayağı sancılı geçeceğini, darbe sonrasında yapılan iktidarı paylaşma anlaşmasının her şeyi halledemeyeceğini gösteriyor.

Bahreyn’in İşgalci Siyonistlerle Dansı
Arap dünyasındaki ihanet rejimleri, siyonist işgal yönetimiyle ilişkileri güçlendirerek Filistin davasına ihanet yolunda ilerlemeye devam ediyor. Suudi Arabistan’ın arka bahçesi durumundaki Bahreyn de, başkenti Manama’da işgal rejiminin büyükelçiliğinin açılmasına imkan verdi. Açılış, işgal rejiminin Dış İşleri Bakanı Yair Lapid’in iştirakiyle gerçekleştirildi. Lapid’in ziyareti aynı zamanda Bahreyn’e bir işgalci dış işleri bakanının ilk ziyareti niteliği taşıyordu. İşgalci bakan ziyareti esnasında Bahreyn’in ileri gelenleriyle karşılıklı işbirliğini geliştirme konusunda muhtelif görüşmeler de yaptı.

Arap dünyasındaki ihanet rejimlerinin işgal rejimiyle ilişkileri normalleştirme hatta güçlendirme konusunda adeta bir yarışa girmeleri siyonist işgalcinin zulüm ve saldırganlıktaki cüretini de artırıyor. Nitekim Lapid’in Bahreyn ziyaretinden kısa bir süre önce işgal askerleri Cenin ve Kudüs’te muhtelif bölgelere baskınlar düzenleyerek beş Filistinliyi şehit etmişlerdi.

Bu arada işgal mahkemesi, Mescidi Aksa’da yahudilerin sessizce ibadet edebileceklerine dair bir karar çıkardı. Bu karar Mescidi Aksa’yı yahudi mabedine dönüştürme planının bir aşamasını oluşturuyordu. Filistin halkından gelen tepkiler üzerine yahudi medyası bölge mahkemesinin kararı iptal ettiği yönünde haberler yayınladı. Ancak konuyla ilgilenen Filistinli avukatlar siyonist medyanın halkı aldatmak için bu haberleri yayınladığını Kudüs Bölge Mahkemesi’nin Kudüs Sulh Mahkemesinin verdiği izni iptal anlamına gelecek bir karar ise vermediğine dikkat çektiler.

Bu arada, altı Filistinli esirin Gilboa Hapishanesi’nden kaçmasıyla birlikte Filistinli esirlerin tümünden intikam alma amaçlı baskı uygulamalarının da devam ettiği belirtiliyor. Bu yüzden İslami Cihad Hareketi’nden 250 esir 13 Ekim Çarşamba günü topluca açlık grevi başlattı.

Yazar
1962 Artvin Yusufeli doğumludur. İlk, orta ve lise öğrenimini kendi memleketinde tamamladıktan sonra Ankara Ünv. İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. İstanbul Marmara Ünv. İlahiyat Fakültesi’nde Hadis dalında yüksek lisans yapan Ahmet Varol, 1984’ten bu yana basın alanında çalışmaktadır. Bu alanda çalışmaya ilk olarak İslam mecmuasının Dış Haberler sorumlusu olarak görev yapmakla başladı. Daha sonra Altınoluk dergisine geçerek bu derginin “İslam Dünyası” bölümünü hazırladı. Bu dergide çalıştığı sırada Erkam Yayınları’nın da editörlüğünü yaptı. Aynı dönemde haftalık olarak yayınlanan Vahdet gazetesinin de Dış Haberler bölümünü hazırlıyor ve bu gazeteye İslam dünyasıyla ilgili yazılar yazıyordu. Ekim 1996 – Ekim 2000 arasında dört yıl süreyle, aylık olarak 48 sayı yayınlanan Vahdet dergisinin Yazı İşleri müdürlüğünü yaptı. Şimdiye kadar birçok periyodik yayın organında İslam dünyası ve genelde dış politikayla ilgili yazıları neşredilen Ahmet Varol’un, Yeni Akit gazetesinde dış politikayla ilgili haftada üç gün yazısı yayınlanmaktadır. Aylık Ribat, Vuslat ve Davet Mektebi dergilerinde de düzenli şekilde yazıları yayınlanıyor. Bunların dışında değişik İslami yayın organlarında farklı zamanlarda İslam dünyasındaki gelişmelerle ilgili yazıları ve Özel FM adlı radyoda da “Dünya Döndükçe” başlıklı periyodik programı yayınlanıyor.
Yazara Yaz
×
1962 Artvin Yusufeli doğumludur. İlk, orta ve lise öğrenimini kendi memleketinde tamamladıktan sonra Ankara Ünv. İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. İstanbul Marmara Ünv. İlahiyat Fakültesi’nde Hadis dalında yüksek lisans yapan Ahmet Varol, 1984’ten bu yana basın alanında çalışmaktadır. Bu alanda çalışmaya ilk olarak İslam mecmuasının Dış Haberler sorumlusu olarak görev yapmakla başladı. Daha sonra Altınoluk dergisine geçerek bu derginin “İslam Dünyası” bölümünü hazırladı. Bu dergide çalıştığı sırada Erkam Yayınları’nın da editörlüğünü yaptı. Aynı dönemde haftalık olarak yayınlanan Vahdet gazetesinin de Dış Haberler bölümünü hazırlıyor ve bu gazeteye İslam dünyasıyla ilgili yazılar yazıyordu. Ekim 1996 – Ekim 2000 arasında dört yıl süreyle, aylık olarak 48 sayı yayınlanan Vahdet dergisinin Yazı İşleri müdürlüğünü yaptı. Şimdiye kadar birçok periyodik yayın organında İslam dünyası ve genelde dış politikayla ilgili yazıları neşredilen Ahmet Varol’un, Yeni Akit gazetesinde dış politikayla ilgili haftada üç gün yazısı yayınlanmaktadır. Aylık Ribat, Vuslat ve Davet Mektebi dergilerinde de düzenli şekilde yazıları yayınlanıyor. Bunların dışında değişik İslami yayın organlarında farklı zamanlarda İslam dünyasındaki gelişmelerle ilgili yazıları ve Özel FM adlı radyoda da “Dünya Döndükçe” başlıklı periyodik programı yayınlanıyor.
Önceki İçerikMedreselere Genel Bir Bakış
Sonraki İçerikHasna el-Hariri’nin Tutuklanma Hikâyesi-1