İslami cemaatler uzun yıllardan beri ittifak/birlik kuramamış, sürekli ihtilaf içerisinde olmuşlardır. Bu ihtilaf da ümmetin zillet içerisinde yaşamasına (buna yaşamak denirse) sebep olmaktadır. Bu parçalanmışlık insanları umutsuzluğa sevk etmekte insanlar birliğin kokusunu bile alamamaktadır. Peki ümmetin ihtilafı baki mi, ittifak ufukta görünmüyor mu? Bu bağlamda çeşitli sorular akla gelmektedir.
Batı dünyası ittifak halinde, bizler ise ihtilaf halindeyiz. Bunun tam tersi olması gerekiyorken bu durum nasıl açıklanabilir? Bu, bütün Müslümanların üzerinde kafa yorması gereken bir soru. Cevabını birkaç maddeyle vermeye çalışalım.
“Onlar müstahkem kaleler içinde veya duvarlar arkasında olmadan sizinle toplu halde savaşamazlar. Kendi aralarındaki çekişmeleri şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın, halbuki kalpleri darmadağınıktır…”(Haşr, 14) Emperyalist Batı dünyasının bir araya gelmesi onların zilletlerindendir. Onlar çıkarları için bir araya gelmek zorundadırlar, bu birliktelik bir kutsala dayanmadığı için aynen çete üyelerinin bir araya gelme zorunluluğu gibi bir araya gelmiş ve zahiri bir birliktelik oluşturmuşlardır. Onlar çekişmelerine ve kalpleri birbirlerine karşı kin dolu olmalarına rağmen bir araya gelmek zorundadırlar.
Batı dünyasında belli bir iş bölümü mevcuttur. Bu iş bölümü belli bir düzen getirmektedir. İslami cemaatlerde ise böyle bir iş bölümü mevcut değildir. Her cemaat her işi yapmaktadır. İslami devletin yapması gereken görevler (canı koruma/vatanı koruma /nasları uygulama) kimin tarafından yapılacağı belli olmadığı için bu boşluk emperyalist ve onların işbirlikçileri tarafından suistimal edilmekte ve binlerce fitnenin anayuvasını oluşturmaktadır. Bu fitne yuvasında, islami eğitim almayan kişiler güya askeri birlikler kurmakta, hadleri uygulamakta, ancak islami bir yönetimin yapması gerekenleri yapmaktadırlar.
Sayılan bu iki durum zahiri ittifakları izah etmek için söylenilebilir. İhtilafların giderilmesi ve cemaatler arası yakınlaşmanın olabilmesi için başlıca ihtilaflar ve bunların çözüm yolları nelerdir?
Bu soruyu birkaç açıdan cevaplamaya çalışalım.
Cemaatler arasında vazifelerin taksim edilmemesi neticesinde her bir grup aynı sahada aynı fertler üzerinde planlar yapmakta ve herkes kendi mensubunu arttırmaya çalışmaktadır. Bu durum da rekabete, kıskançlığa ve belli bir süre sonra da ihtilaf ve çatışmaya sürüklemektedir.
Böyle bir durumda cemaatlere gösterilen teveccühü kıskanmamak ve “Benim ücretim Allah’a aittir.” şiarıyla ihlasla hareket etmek gerekir.
Cemaatlerin sevaba çok hırslı olması; fertlerini, güçlerini arttırmaya çalışmaları ihtilafın diğer bir sebebidir. Zamanla bu hırs rekabete sürüklemekte ve cemaatler kapalı birer kutuya dönüşmekte; diğer cemaatlerin kaynakları okunmamakta, okunsa dahi onlara bir önyargıyla yaklaşılmaktadır.
Unutmamak gerekir ki her bir cemaatte ihlaslı bir şekilde çalışan fertler bulunmaktadır. Bizim davamız hak olduğu gibi diğer kardeşlerimizin de davaları hakka dayanmaktadır.
Çokluk/güç isteyen kardeşim, ameller ancak ihlaslı olursa makbuldür. İhlasla yapılan küçük ameller, ihlassız yapılan büyük amellerden Allah katında daha değerlidir. Sayıyı önceleyen kardeşim, seni dinleyenlerin sadece insanlar olmadığını, şuur sahibi ruhlar ve melekler tarafından çepeçevre kuşatıldığını düşün ve rahatla.
Kendisine güç verilenler de bunu kendilerini hakim kılmak için değil, İslam’ı hakim kılmak için kullanmalıdırlar. Eğer bu güç bize değil de Müslüman Kardeşlerimize verilmişse onlara destek çıkılmalıdır.
İhtilafın sürekliliğini sürdüren sebeplerden biri cemaatlerdeki program farklılığından kaynaklanmaktadır. Bu problem üç şekilde çözülebilir:
a. Birincisi; cemaatlerin programlarının birbirine yakınlaştırılmasıdır. Maalesef birçok oluşum kendi aliminin kitabını öncelikler sıralamasında birinci sıraya koymaktadır. Bu kaynaklar defalarca okunmakta çoğu zaman bunlar Kur’an ve Sünnet’in önüne geçebilmektedir. Bu kaynaklar istifade için kullanılabilse de bunlar hata barındırmayan, eksiksiz kaynaklar değildir. Böyle olunca bütün cemaatler rakipleri tarafından hatalı görülen durumları acımasız bir şekilde eleştirilmektedir. Şunu unutmamak gerekir ki hatasız iki kaynak mevcuttur: Kur’an ve Sünnet. Bunlar haricindeki kaynaklarda hata mevcut olabilir. Bizim öncelikle bu iki kaynaktan beslenmemiz gerekir. Aynı kaynaktan beslenemeyenler ortak paydada buluşamamaktadır.
b. İkinci yol ise şöyledir: Her alanı kapsayan örnek bir eğitim programını alıp uygulamaktır. İhvan-ı Müslimin bu alanda kendisini kanıtlamış dünyanın birçok ülkesinde faaliyeti olan, her kesime hitap edebilen Peygamberi bir metot uygulayan bir oluşumdur. Kur’an ve Sünnet eksenli bir eğitim programı mevcut olup bireyden aileye, aileden topluma, toplumdan devlete, devletten Hilafete aşamaları çok dikkatli bir şekilde oluşturulmuş ve bizi özgürlüğe kavuşturabilecek yol işaretlerini tek tek açıklamış bir programı vardır. Yeniden bir program hazırlamak yerine hazır bir program uygulamak ümmete zaman da kazandıracaktır. Zaten İhvan’ın eğitim programı yerel şartlar göz önünde bulundurularak ana temasına dokunulmadan genişletilebilen bir programdır.
c. Üçüncü yol: İslam’ın öncülüğünü yapacak ve İslam’ın bayrağını taşıyacak bir neslin ortaya çıkmasıdır. Bu nesil İslam’ı yeryüzüne hâkim kılmak için mal ve canlarıyla mücadele edecek davası İslami, kaynakları rabbani ve yolu da rabbani olacaktır. Bunlar kendilerini davalarına adayacaklar, insanlardan bir karşılık beklemeyecekler bu durum da bir çekim merkezi oluşturacak ve farklı gruptaki Müslümanlar akın akın buraya gelecek tek bir bayrak altında toplanacaklardır.
İttifak bir zorunluluk mu, İttifakın yol işaretleri nelerdir?
Elbette. Hiçbir cemaat fiili bir cemiyete karşı nazari/fikri olarak karşı koyamaz. Cemiyete karşı cemiyet meydana getirmek zorundayız. Organik bir topluma karşı organik bir yapıyla (kültür, siyaset, medya, ordu…) karşı koyabiliriz. Müslüman olmayan toplumlar devlet halindedir, Müslümanların da devlet haline gelmesi bir zorunluluktur. Kılıç ancak kılıçla bertaraf olunabilir. İttifaktan yana tavır koymayan her bir cemaat, ahiret gününde bu sorumluluktan kurtulamayacak her gün dökülen Müslümanın kanının hesabı onlardan sorulacaktır.
İttifak bir zorunluluktur. “Topluca Allah’ın ipine sarılın, ayrılmayın ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşman idiniz de O kalplerinizin arasını uzlaştırdı. Onun nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Siz bir ateş uçurumunun tam kenarında iken sizi oradan O kurtardı…”(Ali İmran 103) Evet şu an ümmet bir ateş uçurumunun tam kenarında. Kurtuluşumuz ise Allah’ın ipine sarılmamız ve ittifak haline gelmemizdir.
Fıkhi ihtilafları, yoruma elverişli meseleleri bir kenara bırakıp ortak noktalarımızı arttırmaya çalışmalıyız. İhtilaflı noktalarda birbirimizi mazur görmeli, ortak noktalarda dayanışma içerisinde olmalıyız.
İtaat kavramının eksik anlaşılması ittifakın engellerindendir. Fertleri itaatsizliğe sevk eden sebepler olduğu gibi cemaatlerin hatta devletlerin itaatini engelleyen sebepler vardır. Fertler tembelliklerinden, eski amellerle avunduklarından, enaniyetten, kibirden vb. sebeplerden başka bir ferde itaat etmeyebilir Cemaatler de kendi liderlerinin liderliğinde bir İslam alemi hayal edebilir. Bütün yönetimin kendi kadrolarına teslim edilmesini isteyebilir.
Bu ihtilaf; görev dağılımının yapılması, programların yaklaştırılması ve oluşacak bir istişare heyetiyle çözülebilir. Oluşacak olan istişare heyetinde bütün cemaatlerin temsilcisi olmalı, bu istişare heyetinin alacağı kararlar da herkesi bağlayıcı olmalıdır. Alınacak kararlara itaat etmeyen ve tefrika çıkartanlar da yalnızlaştırılmalı bunlara toplumsal bir baskı uygulanmalıdır. Unutmamak gerekir ki ferdin itaatsizliği onun kibrini gösterir. Cemaatin itaatsizliği de cemaatsel bir kibrin varlığını gösterir. Unutmayalım ki bu ümmet itaat terbiyesi alıp itaat etmeyi öğrendiğinde özgür olacaktır. Özgürlük itaatin içinde saklıdır.
Hz. Ömer’in, “Cemaatsiz İslam olmaz, emirlik olmadan da cemaat olmaz, itaatsiz emirlik olmaz.” sözü bu minvalde önemlidir. Gücün ve itaatin tek merkezde toplanmasına çalışılmalıdır. Unutmayalım ki hakta birleşmeyenler batıl tarafından dağıtılırlar.
Müslüman Kardeşin diğer cemaatlerdeki kardeşlerine dua etmesi onunla karşılaştığında müsafaha etmesi, ittifakın adımlarındandır. Dua bizi birbirimize yaklaştıracak ve manevi bir atmosfer oluşturacaktır. Müslüman kardeşlerimize karşı içimizde kin ve nefret barındırmamalıyız. Ruhlarda bir birliktelik oluşturmalı, bu birliktelik gerçek hayata da yansıyacak ve bizi aynı saflarda bir araya getirecektir. “Eğer yeryüzünde bulunan her şeyi harcasan yine de onların kalplerini birleştiremezsin, fakat Allah onların arasını birleştirdi…”(Enfal, 63)
Allah’ın yardımının bizim birlikteliğimizle geleceğinin bilincinde olmak da ittifakın adımlarından biridir.
Allah elbette bu ümmeti tek bir bayrak altında toplayacaktır, bu onun vaadidir; peki biz hazır mıyız?

MAHMUT YILDIRIM