Allah, yeryüzünde iradesini temsil etmek üzere insanı yaratmış, orada ilâhî emirleri yaşama görevini de ona vermiştir. Kuran-ı Kerîm’de de buyrulduğu gibi, Allah, insanı kendisine kulluk etsin diye yarattı. İnsana verdiği hayatta da kendisine hidayet yolunu gösteren Kur’ân-ı Kerim’i gönderdi.

Hem lafız, hem de mana olarak ilâhî olan Kur’ân-ı Kerim’in gönderiliş gayesi, insanlığı hidayete ulaştırmaktır. Bunun gerçekleşebilmesi için Kur’ân’ın, lafız ve mana boyutunu kapsayacak şekilde okunması gerekir.
“İşte kitap; (Kur’an-ı Kerim) onda asla şüphe yoktur. O, günahtan sakınanlar için bir rehberdir.” (Bakara, 2-3)
“Kendilerine kitap verdiğimiz ve onu hakkını vererek okumakta olanlar var ya, işte kitaba iman edenler onlardır; ama her kim onu inkâr ederse işte asıl kaybedenler onlardır.” (Bakara, 121)
Hidayet; bu kitabın özü, hidayet; bu kitabın karakteristiği, hidayet; bu kitabın yapısı, hidayet; bu kitabın mahiyeti. Fakat kimin için? Bu kitap kimin için hidayet ve ışık kaynağı? Kimin için rehber, nasihatçi ve gerçeklerin açıklayıcısıdır? Takva sahipleri için elbette. Kalbe bu kitaptan yararlanma yeteneği veren özellik, takvadır. Kalbin kilitli kapılarını açarak, bu kitabın içeri girip oradaki rolünü oynamasını sağlayan faktör takvadır. Kalbi, faydalı olanı almaya, benimsemeye ve kabul etmeye hazırlayan niteliktir takva.
Kur’an’dan hidayet bulmak isteyen kimsenin öncelikle ona temiz ve samimi bir kalple yaklaşması, sonra da bu yaklaşımını korkan ve çekinen bir kalple sürdürmesi gereklidir. Ayrıca böyle bir kalbin sapıklığa düşmekten ya da sapıklık tuzağına yakalanmaktan da kesinlikle sakınması lâzımdır. İşte ancak o zaman Kur’an, kendisine çekingen, korkulu, saygılı, duyarlı ve faydalanmayı isteyen bir eda ile yaklaşan kalbe sırlarını ve nurlarını aktarır. Bir gün Hz. Ömer, Ubeyy b. Kâ’b’a takvanın ne olduğunu sordu. Ubeyy b. Kâ’b da kendisine “Sen hiç dikenli bir yolda yürümedin mi?” diye sordu. Hz. Ömer “Evet, yürüdüm” dedi. Ubeyy b. Kâ’b “Peki, o durumda ne yaptın?” diye sordu. Hz. Ömer “Paçalarımı sıvadım ve dikenlere takılmamaya özen gösterdim” deyince Ubeyy b. Kâ’b: “İşte takva budur” dedi.
Evet, işte takva budur. Yani kalp duyarlılığı, şuur bilenmişliği, sürekli korku, kesintisiz çekingenlik ve yolun dikenlerinden uzak durma titizliği. Hayat yolunun dikenlerinden; yani arzu ve ihtiras dikenlerinin, istek ve emel dikenlerinin, korku ve vesvese dikenlerinin, boş umut ve asılsız korku (fobi) dikenlerinin ve daha birçok dikenlerin cirit attığı yol.1
Bize örnek olacak peygamber gönderdi.
“Andolsun ki, Allah’ın elçisinde sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmaya inanan ve Allah’ı çok anan kimseler için en güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 21)
Evet, insanoğlu sonu bir gün gelecek ve bitecek olan dünya hayatında yaşıyor. İnsanoğlu bilmez mi bir gün bu yol bitecek? Ve bu yolda neleri rehber edindiği kendisine sorulmayacak mı?
Bizlere yol gösterici Kur’an inmişken ve bu yolun asıl sahibi bize bu yolun nasıl gidileceğini, ne gibi zorluklar yaşayacağımızı, bu zorluklar sırasında neler yapmamız gerektiğini bize yol gösterici Kur’an’da açıklamışken insanoğlu Kur’an’dan nasıl uzak durabilir?
Allah, ayetlerinin birçoğunda tefekkürden bahseder. Kâinatı tefekkür etmeyi, geceyi, uykuyu, yağmuru, zamanı ve bizzat Kur’an-ı Kerîm’i tefekkür ile okumamızdan bahseder. Zaten Kur’an’ın kendisi tefekkür edilerek okunmadığı sürece diğer bütün tefekkür edilmesi gereken kavramlar eksik kalacaktır. İnsanoğlunun Kur’ân-ı anlamamasının, yaşayamamasının bir nedeni de ayetler üzerinde tefekkür etmeden ve manasını anlamadan okumasıdır. Peki, tefekkür nedir?
Tefekkür: Tasavvur etme, hatırlama, düşünme, kafayı çalıştırma, bir işin akıbeti konusunda düşünme anlamlarına gelir.
Tam tersi ise gereği gibi üzerinde düşünmemek ve üzerine durmadan, kafa yormadan hızlı bir okumadır. Bu okuma sahabe efendilerimizin Kur’an’ı okuma metoduna tamamen ters bir durumdur. Hz. Ali efendimiz bize Kur’an’ı ancak düşünerek anlayacağımızı buyurur: “Kendisinde anlayış ve idrakin bulunmadığı hiçbir ibadette ve yine kendisinde tedebbürün bulunmadığı hiçbir kıraatte hayır yoktur”
Ebu Cemra rivayet ediyor: “Abdullah bin Abbas’a dedim ki ben hızlı okuyan birisiyim. Kur’an-ı Kerîm’i üç günde hatmediyorum. Şöyle dedi: “Bir gece Kur’an-ı Kerîm’in sûrelerinden birini tedebbür ederek ve tertil üzere okumak bana senin gibi okumaktan daha sevimlidir.”
Ayetler üzerinde ne kadar tefekkür edilirse, Kur’an o denli yaşantımızda, amellerimizde belirgin olacaktır.
Rabbimiz ayetinde şöyle buyuruyor:
“(Ey Muhammed!) Bu Kur’an çok mübarek bir kitaptır. Onu sana indirdik ki, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsın.” (Sa’d, 29)
Bu kitap mübârektir, bereket kaynağıdır, insanları berekete, hayra, güzelliğe, sevaba, cennete ulaştırandır. Kur’an’la beraber olan kişi tüm bereketlere, tüm hayırlara ulaşacaktır. Kur’an’la beraber olanlar hayatta daha mutlu, daha dengeli, daha huzurlu olacaktır. Ama âyetlerini tedebbür etmek şartıyla. Âyetleri tedebbür edilecek bu kitabın. Âyetler üzerinde düşünülecek, kafa yorulacak, anlamaya çalışılacak. Bu âyet bana ne dedi, benden nasıl bir görev istedi diye kafa yoracak ve onların dediklerini yapma ve yaşama yolunda olduğumuz müddetçe bu kitap bize bereketlerini sunacaktır.2
Bir ayetin manasını düşünmek için tekrarlamak müstehaptır. Kur’an-ı Kerîm hayat kitabımızdır. Hayatımızın her merhalesinde kitabımıza uyarsak yol gösterici kitabımız bizi en doğru yola iletecektir. Karanlığımıza ışık olacaktır. Kur’an’ı okurken tefekkürün vazgeçilmezimiz olması gerek ki bizler onun ışığından her daim istifade edelim. Bizler için Efendimizin (s.a.s.) hayatı örnektir. Onun, bir tek ayeti tekrar ederek sabahladığı rivayet edilir.
“Şayet onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır. Eğer onları affedersen, hiç kuşku yok sen hem izzet hem hikmet sahibisin.” (Mâide, 118)
Bizler hayatımıza baktığımızda sadece tek bir ayeti bile ne kadar üzerinde düşünerek okuyoruz. Efendimiz (s.a.s.), tek bir ayeti tefekkür ederek sabahlamıştır. Bu bizim için büyük bir derstir. Günümüzde sahip olduğumuz teknoloji ve imkânları da kullanarak bu hidayet kitabından daha fazla istifade etmeliyiz.
Sahabenin Kur’ân okuma usulünden dikkat çeken noktalardan bir diğeri de onların, ayetler üzerinde uzun soluklu bir tefekkür ve tedebbür süreci yasayarak vahyi sindire sindire mütalaa ederek okumalarıdır. Sahabenin bu durumunu, tabiinin büyüklerinden Ebu Abdurrahman es-Sülemî şöyle anlatmaktadır. “Osman b. Affan, Abdullah b. Mes’ud ve Kur’an’ı bize öğreten diğerleri, peygamberden onar ayet öğrendiklerinde o ayetlerdeki ilim ve ameli iyice özümsemeden başka ayetlere geçmediklerini anlatırlardı. Derlerdi ki: Biz Kur’an’ı ilim ve amelle birlikte öğrendik.”
İşin özünü belirtmek gerekirse sahabe için Kur’an tilavetinde temel esas, onu okumak, anlamaya çalışmak ve elde edilen ilkeleri hayata yansıtmaktır. Efendimiz (s.a.s.), “Allah’ım Kur’an’ı kalbimin baharı, gönlümün nuru, üzüntümün dağılmasına ve sıkıntımın ortadan kalkmasına vesile kılmanı dilerim”3 buyurmuştur. Bu güzel duayla sizleri Allah’a emanet ediyorum.

Kaynakça
1) Fîzilâl’il Kur’an 2) Besairu’l Kur’an
3) Ahmed bin Hanbel, Müsned,1,391