“Ey Ademoğulları! Mahrem yerlerinizi örtecek ve sizi süsleyecek elbiseler indirdik. Sorumluluk ve hayâ elbisesi daha da önemlidir…” (Arâf, 26)

“Mümin erkeklere söyle; bakışlarını kontrol etsinler ve iffetlerini korusunlar…” (Nur, 30)

“Mümin kadınlara da söyle; onlar da bakışlarını kontrol etsinler ve iffetlerini korusunlar; herkesin görebileceği yerleri (el ve yüz gibi) dışında cazip (mahrem) yerlerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine örtsünler…” (Nur, 31)

İslâmî kavramlarımızın modern zamanın rengine bürünerek Kur’ân ve Sünnetteki anlamları dışına çıkılarak tahrif edilmesi veya tahrife varır şekilde yorumlanıp uygulanması yanlışlarımızdan biri olsa gerek. Ekonomi, politika, sekülerizm vb. gibi güncel kavramlar ile sağlıksız münasebetimiz bizi Kur’ânî temel ilke ve kavramlardan uzaklaştırır hale getirdi.

Bunlardan tesettür de pratikte tahrif ettiğimiz kavramlardan biridir. Peki, nedir bu tesettür? En öz manasıyla tesettür; örtünmek demek olup şer’an, kadın ve erkeğin örtünmesi gereken yerlerini örtmesidir. Tesettürdeki asıl kasıt ise “teberrüc” yasağı olup, yani dikkat çekme, kendini gösterme, teşhircilik sayılan durumlara düşmemektir. Tesettür, ilahi emri ruha yani varlığın özüne giydirip bununla amel etmektir. Bu durum şeklî örtünmenin ötesinde olup, örtünmede esas olan “takva örtüsü”nün eyleme geçirilme halidir. Tesettür; giyim kuşamda, konuşmada, bakışlarda kadın erkek ayrımına girmeden, fıtri olan örtünme emrine riayet edip şer’î ölçülerde giyinmek ve örtüsüz kişilere nazar etmemektir.

Bilinçli bir tesettür hali ile amel eden ve takva elbisesine sahip kişinin tesettür halindeki tüm zamanı, Allah’ı tesbih etmesi gibidir. Çünkü tesbihat; varlıkların yaratılış formuna göre uygun davranma biçimidir ve tesettüre riayet eden herkes her haliyle Allah’ı zikretmektedir, tesbih etmektedir.

Peki, tesettürde neyi tahrif ediyoruz? İtikadî yönden sıkıntımız olmamasına rağmen, toplumsal hayatta itikadî olanı eyleme geçirmede sıkıntılarımız var. Bir özeleştiri olarak, İslâmî kimliğimizle tesettür bilincinden, seküler yaşamın baştaki örtü modasına savrulmamızdır asıl problem. Tahrif ettiğimiz husus ise, tesettürün kadının başındaki örtüye indirgenerek anlamının daraltılması ve ilahi kasıt yani takva elbisesinin hayattan çıkarılmasıdır. Öyle bir hale gelindi ki, Karunî bir fiil olan markalı giyimi göstertmek için çaba sarf ediliyor. Kadınlar daha şık giyinme çabasındayken; erkekler ilgilerini, şık giyinen kadınlara yöneltiyor ve bu türden hatalar tesettür bilincini dinamitliyor. Dinamitin infilak etmesi sonucu da ittikatta deizmi, amelde ise seküler yaşamı arttırıyor.

Hülasa, İslâmî emirleri her yönüyle almadığımız için, dili örtüp haram sözlerden sakındırmadığımız için, malı haramdan korumadığımız için, zamanı namaz bilinciyle uygun geçirmediğimiz için toplumda İslâmî hassasiyetimizi koruyamadık. Toplumun görünür yüzü ve aynası olan kadınlar olduğundan bu ihmalkârlığımız tesettüre yansıdı ve biz ilahi emri yeterince hayatımıza yansıtamadık. Bu yüzden tesettür kavramını tahrif ettik. Tahrifattan tesettürün özüne dönüşümüzden de umutsuz değiliz; çünkü her çağ ve devir müminin tecrübesidir. Belki de bu tecrübe bize “örtmenin, onu örtülü hale getirmek olmadığını, örtmenin Hikmet-i İlahi’yi görme olduğunu öğretir.”