“Kur’ân Mekke’de indi, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı” sözü eski ve anlamlı bir sözdür. Mekke’de nazil olan ilâhî kelâm en çok Mısırlı hafızların göğsünde korunmuş ve İstanbullu hattatların eliyle yazı malzemelerine nakşedilerek modern dünyaya ulaşmıştır. Bu söz, sadece Kur’ân için değil, diğer İslâmî ilimler için de geçerlidir. Zira Kur’ân’dan süzülerek günümüze ulaşan dinî kaynakların nerede ise kahir ekseriyeti Anadolu’da yazılmış ve başta İstanbul kütüphaneleri olmak üzere yine Anadolu’nun muhtelif yerlerinde muhafaza edilmiştir. Bunun içindir ki, yukarıdaki meşhur söze benzer bir söz daha bulunmaktadır ki o da şudur: “İstanbul yazma cennetidir”. Hiç şüphe yok ki, bu kültürel miras, hattatların ve nâsihlerin eşsiz çalışmaları sonucu günümüze ulaşmıştır. Konunun daha iyi anlaşılması için aşağıda bazı teknik bilgiler verilmiştir.

Yazmalar (mahtût/mahtûtât), papirüsten deriye, pamuk levhadan kâğıda el ile yazılarak meydana getirilmiş otantik eserlerdir.1 Bazen mahtût, bazen el yazması olarak ifade edilen bu terim çoğunlukla “yazma” olarak yaygınlık kazanmıştır. Yazma veya mahtût denilince eski dönemlerde el ile yazılmış eser ya da eserler anlaşılmaktadır.

Nâsih veya müstensih (hattât), herhangi bir eseri kaleme alan kişiye denmektedir. Nüsha, birbirinin tıpkısı olan yazılı şeylerin her biri anlamında kullanılmaktadır.2 İstinsâh ise bir yazıya, yapıta bakarak örneğini elle çıkarma, aynısını yazma, kopya etme işlemidir.

Tahkîk, orijinaline uygun ve nüsha farklarını da gözetip bu farkları belirterek bir eseri modern bir şekilde yeniden kaleme almaktır. Muhakkik bu işi yapan kişiye denmektedir.

El ile yazılıp çoğaltılmış yazma eserler, günümüzdeki basma eserler gibi birbirinin aynısı olmayabilir. Zira bu eserler çoğu kez ayrı ayrı kişiler tarafından tek tek yazılarak çoğaltıldıkları için her biri bazen bilerek, bazen de bilmeyerek atlama, ilâve veya herhangi bir kelimenin yanlış okunarak yazıya geçirilmesi ile farklılıklar arz edebilir.3 Bu durumun düzeltilmesi muhakkikin işidir. Muhakkik, eseri müellifinin arzu ettiği şekle tekrar dönüştürmekle mükelleftir.

İlk İslâm yazmacılığı, Hz. Osman’ın Kur’ân-ı Kerîm’i istinsah ettirerek bir nüshasını Medine’ye, diğer nüshalarını da Kûfe, Basra ve Şam’a göndermesiyle başlar. İslâm tarihindeki ilk yazma eserler bu mushaflardır. Daha sonra kitap yazmacılığı gelişerek diğer ilim dallarında da varlığını sürdürmüştür.4

İslâm’ın ilk dönemlerinde yazı, farklı malzemelerin üzerine yazılırken Çinli esirlerin hicrî ikinci asırda kâğıdı bulmalarıyla yazmacılık oldukça ilerlemiş, hicrî dördüncü asırda ise papirüs, yerini kâğıda bırakmıştır.5

Türklerin İslâm’a girmesi ile dinî ve fennî ilimler ivme kazanmış, bu ilimler Arapça, Farsça ve Osmanlıca olmak üzere üç temel dilde kaleme alınmış ve medreselerde okutulmuştur. Medreselerde okutulan bu eserler zamanla çoğalmış ülkenin büyük yerleşim merkezlerinde kütüphanelerin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bunun yanında ilim adamlarının özel kütüphanelerinin ve tarihî/otantik eserleri, sevenlerin özel koleksiyonlarının da var olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. Cengiz Han ordusunun Bağdat kütüphanelerini yakmasıyla bu kültürel miras zayıflamıştır. Aynı şekilde Yıldırım Bayezid ve Fahreddin Paşa’nın Hicâz’daki eserleri İstanbul’a nakletmesi ile bu birikim yer değiştirmiştir. Ayrıca günümüzde dijital sistemin gelişmesi ile birlikte yazmaların yer değiştirmesi kolaylaşmıştır. Mesela Mardin’deki yazmalar eserler, personel ve imkân yetersizliğinden Konya’ya nakledilip dijital ortama aktarılmış ve kopyaları tekrar Mardin’e gönderilmiştir. Keza dünyadan örnek olarak sunulabilecek yerlerden Tokyo Üniversitesi’ne bağlı Doğu Kültürleri Enstitüsü koleksiyonu6 ile Paris, Berlin, Petersburg gibi büyük merkezlerde bulunan yazma kütüphaneler İslâmî kaynaklar açısından önem arz etmektedir.

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte eskiye ait ne varsa ötelenmiş ve maalesef yazma eserler de bundan nasibini almıştır. Yıllarca süren kısıtlı erişim sonucu bazı yazmalar tahrip olmuş veya kaybolmuştur. Üniversitelerin açılmasıyla birlikte yazma eserlerin makûs talihi nispeten değişmiş ve bu kültürel miras ile ilim dünyasının arasındaki köprü yeniden tesis edilmiştir. Fakat üzülerek belirtmeliyiz ki, asrımızın teferruat içinde boğulmuş, dünyevî meşgaleler içinde yorgun düşmüş ve sosyal medya ile bilincini kirletmiş nesli bir Âb-ı Hayât çeşmesi olan bu kıymetli eserleri okuyamıyor bile!..

İslâm’ın gelişi ile birlikte İslâm dünyası hızlı bir şekilde dinî ve fennî ilimlerde gelişme kat etmiştir. Çok geçmeden İslâm âleminin Mekke, Medîne, Bağdâd, İskenderiye, Şâm, Kurtuba ve İstanbul gibi büyük merkezleri ilim merkezi haline gelmiş ve buralarda sayısız eser barındıran büyük kütüphaneler açılmıştır. Ayrıca dijital ortamda erişime açık birçok yazma eser sitesi bulunup bunlardan karşılıksız eser indirmek mümkündür. Bu sitelerden bazıları şunlardır:

İslâm dünyasındaki yazma eser sayısı hakkında kesin bir sayı söylemek mümkün değildir. Bu konudaki istatistikler yaklaşık olup kesin değildir. Sıralama yapılırken, dünyadaki Arapça yazmaların sayısı ile ilgili bilgi veren bazı kaynaklara güvenilmiştir. Buna göre en fazla Arapça yazma eser koleksiyonu bulunan ülkeler sırasıyla Türkiye, İran, Mısır, Irak, Suudi Arabistan, Fas, Suriye, Tunus, Yemen, Pakistan, Afganistan ve Cezayir’dir.7

Ayrıca Rusya, Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Tacikistan, İran, Çin, Hindistan gibi ülkelerde de çok sayıda yazma eserin mevcut olduğunu söylemekte yarar vardır.8

Dışarıdan getirilen yazmaları hesaba katmasak İstanbul ve Anadolu’daki yazma eserlerin çokluğu şu anlama gelmektedir: Nüfus sayısının fazlalığı, ilmî seviyenin yüksekliği ve çoğu âlim olmayıp sadece okuma-yazma ile geçimini sağlayan kişilerin çokluğu… Ancak her ne sebeple olursa olsun yazma eserlerin çokluğu kültürel birikimimiz önemli bir kanıttır.

Acaba bu yazma eserlerden yeterince istifade ediyor muyuz? Maalesef bu soruya olumlu cevap vermek çok zor… Bunun, kültürel mirasımıza verdiğimiz değerden başka diğer değişik sebepleri vardır: Alfabe devrimi ile Arap harflerinin kaldırılıp yerine Latin alfabesinin kaim edilmesi, orta-lise ve yükseköğrenimde eski eserlerin okunmasına yönelik derslerin olmaması veya eksik olması, yüksek fiyat, yazma eser merkezlerine uzaklık gibi sebeplerle yazmanın elde edilememesi. Şunu burada özellikle belirteyim ki, bendeniz 2010 yılında İstanbul’dan bir yazmayı 120 TL ile ve büyük zorluklarla elde ederken aynı yazmayı Medine-i Münevvere’den 30 TL’ye ve daha hızlı bir şekilde elde etmiştir. Fakat son birkaç yıldır Kültür ve Turizm Bakanlığının bu konudaki çalışmaları takdire şayandır. Bakanlık, Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı (YEK) bünyesinde zengin bir veri tabanı oluşturmuş, Türkiye’deki ilgili kütüphanelerle koordineli bir çalışma içine girmiştir. Sınırlı sayıda da olsa sisteme kontör yükleyerek bilgisayarınıza ilgili eseri indirmeniz mümkündür. Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığına bağlı kütüphanelerden bazıları aşağıda sıralanmıştır. Söz konusu kütüphanelerden istenen esere ulaşmak mümkündür.

    • Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi
    • Beyazıt Yazma Eser Kütüphanesi
    • Millet Yazma Eser Kütüphanesi
    • Selimiye Yazma Eser Kütüphanesi
  • Kastamonu Yazma Eser Kütüphanesi
  • Konya Yazma Eser Kütüphanesi
  • Amasya Yazma Eser Kütüphanesi
  • Erzurum Yazma Eser Kütüphanesi
  • Ziya Gökalp Yazma Eser Kütüphanesi
  • Raşit Efendi Yazma Eser Kütüphanesi
  • Manisa Yazma Eser Kütüphanesi

Mahtût eserler, maddî ve manevî açıdan paha biçilmez eserlerdir. El yazması eserler, mâzinin düşünce, kültür ve bilgi birikiminin yeni nesillere aktarılmasında en önemli fonksiyonu icra etmektedir. Bu miras ve birikim, özgün düşüncelerin oluşmasında ve yeni ufukların açılmasında fevkalade bir öneme sahiptir. Dolayısı ile el yazması eserlerin tahkîk edilerek neşredilip istifadeye sunulması büyük bir ehemmiyet arz etmektedir.9

Pekiyi, yazma eserlerin gün yüzüne çıkması için ne yapmalı? Bu soruya birçok cevap verilebilir. Ancak kanaatimizce en önemli cevap, kültürel mirasa karşı zihinlerin uyarılmasıdır. Zira kültürel mirasın önemi anlaşılmadan özverili ve hasbi bir şekilde çalışmak zordur. Bu bağlamda devletin ve hükümetlerin yapacağı şeyler ile bireylerin yapacağı şeyler vardır. Devlet, ilkokuldan üniversiteye kadar bireylere zemin hazırlamakla mükelleftir. Bu meyanda devlet, üniversitelerdeki Arap dili bölümleri ile Kütüphanecilik ve Arşivcilik bölümlerinin sayısını çoğaltıp bu bölümlerden mezun olanların atamasını yaparak kütüphanelerdeki personel sayısını artırmalı; ulaşılması zor olan koleksiyonları ulaşılır hale getirmeli; mevcut yazmaları hızlı bir şekilde dijital ortama aktararak ücretsiz ve kotasız bir şekilde okuyucunun hizmetine sunmalıdır. Keza devlet, yazma eserler ile ilgilenenlere maddî destek vererek onları bu konuda teşvik etmelidir. Ayrıca yazma eserler konusunda dünyada birinciliği elinde tutan Türkiye, Yazma Eserler Enstitüsü adı altında bir enstitü kurmalıdır.

Bireylere gelince: Bu konuda ümidi hep diri tutmak gerekmektedir, ama durum pek de iç açıcı değildir. Ancak yine de bu coğrafyada atalarının mirasını gün yüzüne çıkarmak isteyen bir zümrenin mevcut olduğunu söylemek mümkündür. Bu özel kişilerin, “Tahkîk ihyâ’ü’l-mevât’tır: Tahkîk ölü diriltme işidir.” sözünden hareketle kılı kırk yararak, bıkmadan, usanmadan sabır ve teenni ile hareket etmeleri lâzımdır. Zira tahkîk işi her ne kadar bazı ilim çevrelerince maalesef ilmî bir çaba olarak görülmese de zor ve zahmetli bir iştir.

Kaynakça

1) Niyazi Ünver-Dursun Kaya, Yazma Kitaplar, http://www.yazmalar.gov.tr/sayfa/yazma-kitaplar/9. (ET: 25.09.2018). 2) http://www.tdk.gov.tr. (ET: 25.09.2018). 3) Ünver-Kaya, aynı eser. 4) Ünver-Kaya, aynı eser. 5) Ünver-Kaya, aynı eser. 6) Bkz. http://www.tufs.ac.jp/common/fs/asw/tur/htu/list1.html. 7) Ünver-Kaya, aynı eser. 8) Ünver-Kaya, aynı eser. 9) Bahattin Dartma, “El Yazması Eserlerin Önemi ve Resmî Olarak Kayıtlı Olmayanların Durumu Üzerine Kısa Bir Değerlendirme”, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt 15, Sayı 1, 2015, s. 8.