“O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.” (Mülk, 2)

Yüce Rabbimiz bu ve benzeri ayetlerde hayat, ölüm ve ahiret üçgeni içerisinde bir süreçten geçeceğimizi ve bunun neticesinde ya kazananlardan olup ebedi saadete kavuşacağımızı ya da kaybedenlerden olup helak olacağımızı bizlere bildiriyor. Tabi bu süreç içerisinde neler ile karşılaşacağımızı, nasıl bir tavır almamız gerektiğini yine yüce Rabbimiz bizlere bildirerek bu imtihan sürecinde deyim yerindeyse bizlere kopya vererek kurtuluş yolunu gösteriyor.

“Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine (dünyaya) süs olsun diye yarattık ki, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim.” (Kehf, 7)

“Nefsânî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, soylu atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere düşkünlük insanlara çekici gelmiştir. İşte bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak güzel yer, Allah’ın katındadır.” (Âl-i İmrân, 14)

Bu dünya hayatında aldatıcı şeylerin imtihan gereği önümüze geleceğini ama bunlara karşı da nasıl davranmamız gerektiğini, bunun neticesinde ise müjdelere mazhar olacağımızı bizlere bildiren yüce Rabbimiz; “Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri.” (Bakara, 155) buyurur.

Hayat, ölüm ve ahiret. Aslında ölüm ve ahiretimizin sonucunu belirleyecek olan hayatımızdır yani üzerinde hayatımızı devam ettirdiğimiz, imtihan alanımız olan dünyamızdır. Mademki yüce Rabbimiz dünyayı bizler için bir imtihan alanı kıldı mademki ebedi hayatımız olan ahretimizin sonucunu belirleyecek olan dünyamızdır o halde dünyaya karşı tavrımız nasıl olmalıdır?

Değerli olan şeye bizleri götüren de değerli olmalıdır. Şu halde bizleri ebedi saadete erdirecek olan dünyamızı önemsemeli, ona değer vermeli, onu çok iyi tanımalı ve onu çok sevmeliyiz. Ama onu önemsememizin, ona değer vermemizin en önemli noktası da onu sevmemizin ölçüsüdür. Peki, bunun ölçüsü ne olmalıdır? İşte bu ölçüyü bildiğimiz ve bu ölçüye uyduğumuz zaman dünya bizim için önemsenmeye ve sevilmeye değer bir yer olur.

Bir rivayete göre Hz. İsa’ya atfedilen şu söz ölçüyü belirtir niteliktedir; “Dünya, geçilecek bir köprü gibidir. Bu köprünün tamiriyle uğraşmayın, hemen geçip gidin.” Hz. Osman (r.a) efendimiz de: “Allah, size dünyayı, onunla ahireti arayasınız diye verdi. Ona meyledesiniz diye değil.” der. Öyleyse şunu unutmayalım ki dünya bizim için yaratıldı ama bizler de ahiret için yaratıldık. Ahirette de yüce Rabbimizin rızasının sonucu olan cennet ve gazabının sonucu olan cehennemden başka bir yer yoktur. Hz. Lokman’ın (a.s) da işaret ettiği gibi “Dünya deniz gibidir, çok kimse boğulmuştur. Gemin takva, yükün iman, halin tevekkül olursa kurtulursun.” Bizler kendimize Hz. Lokman’ı (a.s) rehber edinirsek işte o zaman dünya denizinden sağ selamet ahiret limanına ulaşabiliriz.

Tüm bu çerçeveden baktığımız zaman kötü olan dünya değildir, dünyayı sevmek, dünyayı önemsemek ya da ona değer vermek değildir. Yani bunların hiçbiri salt bir şekilde yerilmiş değildir. Kötü olan, yerilmiş olan dünyevileşmektir, ona meyledip hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak, o köprünün üzerinde ev kurmaya çalışmak ve bu ev için nice gözyaşı nice kanlar akıtmaktır. Ama nedense ibret almayan insanoğlu kendilerinden önce dünya için nice gözyaşı, nice kanlar akıtan dedelerinin bu dünyada kalmadığı gibi kendilerinin de kalmayacağını, kendilerinin de zamanı geldiğinde Rabbimizin huzuruna varacağını ve bunun hesabını çetin bir şekilde vereceğini düşünmezler.

“Bize kavuşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olup onunla rahat bulanlar ve ayetlerimizden gafil olanlar yok mu, işte onların kazanmakta oldukları (günahlar) yüzünden varacakları yer cehennemdir.” (Yunus, 7-8)

Dün Allah Resulünün torunu Hz. Hüseyin (r.a) efendimizi şehit edenlerin önde gelenleri en fazla 6 yıl yaşamış ve her birinin akıbeti feci bir şekilde olurken bugün Mısırda Rabia meydanındaki katliama destek veren Kral Abdullah’ın, katliamın üzerinden bir yıl geçmeden vefat etmesi ibret vericidir.

Ne idi dün Hz. Hüseyin efendimizi şehit edenlerin amacı, hırsı? Ne idi bugün Mısır, Suriye’de katliam yapan Sisilerin, Esedlerin amacı? Liderlik mi, mal mı, makam mı, zenginlik ya da saygınlık mı? Amaç ve gaye ne olursa olsun bu dünyanın Nemrutlara, Firavunlara, Ebu Cehillere kalmadığını görmüyorlar mı? Ne yaparlarsa yapsınlar ölümden kurtuluşun olmadığını, bir gün ölümün kendilerine de geleceğini görmüyorlar mı? İşte tüm bu yaptıklarının sebebini yüce kitabımız bizlere bildiriyor.

“Bu (azap) şundan dolayıdır ki, onlar, dünya hayatını sevmiş ve onu ahirete tercih etmişlerdir. Allah da kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Nahl, 107)

Hâlbuki Hz. Ali (r.a) efendimize kulak verselerdi bu azaba duçar olmayacaklardı: “Sizden sonrakiler sizden ibret almadan, sizden öncekilerden ibret alın.”

Bizler de gerek dünün gerek bugünün kâfir, zalim ve fasıklarından ibret alıp, dünyayı geçilip gidilecek bir köprü olarak görürsek işte o zaman kurtuluşa erebiliriz. Bizler de bugün dünyayı ahretimize tercih etmezsek işte o zaman helake duçar olmaktan kurtulabiliriz.

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya, 35)

Hepimiz imtihan oluyoruz ve hepimizin imtihanları da farklı farklı alanlarda oluyor, kimimizin imtihanı makam, kimimizinki mal, kimimizinki şan şöhret, kimimizinki kariyer, diploma, aile, ev, araba… Kısacası bizi dünyaya bağlayan ve Rabbimizin emir ve yasaklarını ihmal etmemize sebep olan her şey ama her şey. Bazen dünyevileşmemiz için büyük hedeflerimizin olması gerekmiyor, büyük katliamlara imza atmak da gerekmiyor, her insan kendi zaman ve mekânında kendi konumunda imtihan oluyor. İşte bize düşen görev bu imtihan alanımız olan dünyada ebedi olan ahiret mükâfatına erebilmek için çaba ve gayret göstermektir.

İşte o zaman dünya bizim için değerli ve sevilmeye değer bir yer olur.

“Birtakım insanlar (Allah’ı tesbih ederler) ki ne ticaret ne de alış-veriş onları Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.” (Nur, 37)

“Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Eğer iman eder kötülükten sakınırsanız, Allah size mükâfatınızı verir. Ve sizden bütün mallarınızı harcamanızı da istemez.” (Muhammed, 36)

“Allah da onlara hem dünya nimetini hem de ahiretin mükâfatını verdi. Allah güzel davrananları sever.” (Âl-i İmrân, 148)

“Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.” (Âl-i İmrân, 133)

Bu manada dünyayı sevip dünya ve ahiret nimetine erenlerden olabilmek dileğiyle…