İlk öğrenmeye başladığım yıllarda –hâlâ devam ediyor mu bilmiyorum– kibrit kutularının üzerinde “vasati kırk çöp” ibaresi yer alırdı. İlk öğrenme dönemimizde “vasati” kelimesinin ne ifade ettiğini bilemiyorduk ve başka şeylerle irtibatlandırıyorduk. Ufak çaplı araştırma ve lügat kullanma yıllarına eriştiğimiz öğrenme çağlarımızda “vasati” kelimesinin “ortalama” anlamına geldiğini öğrendik. Bu durumun ispata ihtiyacı vardı ve onun için farklı kibrit kutularını boşaltır ve tek tek çöpleri sayardık. Hayret! Hepsi kırkar çöpten oluşuyor! Ne fazla ne eksik. Ne ifrat ne tefrit. Hepsi vasat, hepsi istenen sayı ve ebatta. Bütün çöpler belli bir ölçüde ve denge ile yerleştirilmiş.
Kâinatta her şey belli bir ölçü ve denge üzerine yaratılmıştır. Ayette de Allah’ın (cc) belirttiği gibi: “Gerçekten biz, her şeyi bir ölçü ve dengede yarattık.”1 Ölçüsüz hiçbir şey yoktur. Galaksiler bir ölçüyle yaratılmıştır. Güneş, ay ve yıldızlar belli bir dengede ve bir ölçüyle yaratılmıştır. Akleden her insanın bunu fark etmemesi ve bu dengeye rağmen Allah’ı (cc) tanımamazlık etmesi akıl kârı bir iş değildir. Denge, sadece gök cisimlerinde veya yeryüzüne yoktur. Akla gelen ve gelmeyen her şeyde bir denge vardır. Dağların yaratılmasında, nehirlerin ve ovaların yaratılmasında, hayvan ve bitkilerin yaratılmasında, denizlerin yaratılmasında bir ölçü ve denge vardır. Allah’ın (cc) yaratmasında herhangi bir dengesizlik ölçüsüzlük bulunmaz. Bu gerçek, Allah’ın açık hükmüdür. “Allah her şey için bir ölçü koymuştur.”2
Bu kadar şeyi dengeli yaratan bir Allah, insanı madden ve manen dengesiz mi yaratacak? İnsanın dengesizce yaptıkları işlere göz mü yumacak? Allah, aşırı giden kullarına yaptırım uygulamaz mı? Bu kullar ister Müslüman kisvesiyle aşırılık yapsınlar isterse başka din, inanç veya ideoloji adına yapsınlar, her hal ve şartta aşırılık -ifrat veya tefrit fark etmez- yerilmiş ve reddedilmiştir. İbni Abbas’tan rivayet edilen bir hadisi şerifte Resülullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Dinde aşırı gitmekten sakının. Zira sizden önce dinde aşırı gidenler helak oldu”3 İbni Mes’ûd’un (ra) rivayet ettiği bir hadisi şerifte de Allah’ın Resûlü (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Aşırı gidenler helak olmuştur”4
Bu ümmet, kerîm olan kitabımızın ifadesine göre vasat, dengeli, orta bir ümmettir. Kur’an-ı Kerim’de de Allah (cc) bu ümmetin vasat ümmet olduğunu şöyle ifade ediyor: “Böylece sizi orta yolu benimseyen bir ümmet yaptık ki, siz insanlara örnek olasınız ve Peygamber de size örnek olsun…”5 Bu ayetle ilgili Şehid Üstad Seyyid Kutub uzun açıklamalarda bulunmuş ve hangi konularda Müslümanın vasat olduğunu şu şekilde ifade etmiştir:
“Bu ümmet, bütün insanlığa örnek olan orta yolu benimsemiş bir ümmettir. Buna göre, insanlar arasında adaleti ve hakkaniyeti egemen kılar, onların benimseyecekleri kriterleri ve değer hükümlerini ortaya koyar, onlar arasında görüşünü açıklayınca esas alınan görüş bu olur, insanların değer yargılarını, düşüncelerini, geleneklerini ve sloganlarını ölçüye vurur ve bunlar hakkında “Bu doğrudur, bu yanlıştır” diyerek son ve kesin sözü söyler. Yoksa bu ümmet, insanların tümüne örnek olması, onlar arasında adaleti hâkim kılması gerekirken düşüncelerini, değer yargılarını ve kriterlerini yönlendirmekle yükümlü olduğu diğer insanlardan biri olamaz.
Bu ümmet böylece bütün insanlığa örnek olurken kendi örneği de Allah Resülü olacaktır. Buna göre Peygamber, onun kriterlerini, değer yargılarını belirleyecek, davranışlarını ve geleneklerini hükme bağlayacak, yaptığı her işi tartıya vurarak onun hakkında son sözü söyleyecektir. Bu ayet, bu ümmetin mahiyetini ve görevini böylece belirliyor ve kendisine görevini ve konumunu tanımayı, büyüklüğünün bilincine varmayı, rolünü gerçek boyutları ile değerlendirmeyi ve bu rolü oynamaya yaraşır biçimde hazırlıklı olmayı öneriyor.
Bir de bu ümmet vasat (orta yolda olan) bir ümmettir, hem de kelimenin tam anlamıyla “vasat” bir ümmet. Bu kelime ister “iyilik, üstünlük” anlamlarına gelen “vesâdet” kökünden türemiş sayılsın, ister “itidal ve orta yolculuk” anlamına alınsın ve isterse bu kelimenin maddi ve somut anlamı kastedilmiş olsun.”
Seyyid Kutub (ra) daha sonra bu ümmetin hangi konularda vasat ümmet olduğunu şu şekilde ifade etmiştir:
“Düşünce ve inanç alanlarında “vasat (orta yolu benimseyen)” bir ümmet. Yani ne maddeden soyutlanmış bir maneviyatçılık ne de maddeyi tek gerçek olarak gören materyalizm gibi dengesiz bir aşırılığa girmez. Bunun yerine “ruha sarılmış ceset” ya da “cesede yapışmış ruh” esprisinde sembolleşen fıtri dengeye bağlı kalır. (…)
Sosyal düzenleme ve koordinasyon alanında “vasat (orta yolu benimsemiş) bir ümmet. Yani, hayatı tümü ile ne duygulara ve içgüdülere ve ne de kanunlara ve cezalara bırakır. Bunun yerine bir yandan eğitim ve yönlendirme yolu ile insan duygularının düzeyini yükseltirken öte yandan da kanunlar ve cezalar aracılığı ile toplum düzenini güvenceye bağlar. İnsanlar arasında bir denge kurar. Bunun sonucu olarak insanları ne sultanın, diktatörün kamçısına ve ne de vicdanlarının başıboş sesine teslim eder, bunun yerine bu ikisi arasında uyumlu bir sentez kurar.
İnsanlararası ilişkiler ve karşılıklı bağlar alanında “vasat (orta yolu benimsemiş) bir ümmet”. Yani ne ferdin kişiliğini ve bu kişiliğin dayanaklarını ortadan kaldırarak onun benliğini toplumun ya da devletin kişiliğinde eritir ve ne de ferde kendinden başka hiç kimseyi düşünmeyen, bencil ve muhteris bir kişi olma serbestliği tanır. (…)
Dünyada, yeryüzünün göbeğinde ve yerkürenin orta kuşağındaki fonksiyonu itibariyle “vasat (orta yolu benimseyen) bir ümmet.” Toprakları üzerinde İslâm’ın egemen olduğu bu ümmet, uzun yüzyıllardan beri şu ana kadar yeryüzünün Doğusu ile Batısı, Güneyi ile Kuzeyi arasında bir köprü durumundadır.
Zaman perspektifi konusunda “vasat (orta yolu benimsemiş) bir ümmet.” İnsanlığın, kendisinden önceki çocukluk dönemini noktalayarak kendisinden sonraki aklî gelişme çağına bekçilik ve koruculuk yapmaktadır. İnsanlığın bu iki dönemi arasında durarak bir yandan insanın gelişmesine ayak bağı olan çocukluk döneminden kalma saplantıları ve hurafeleri silkeleyip atarken öte yandan insanlığı aklın, nefsin arzularının fitnesinden uzak tutmaya çalışmaktadır.”6
İnsan belli bir dengede yaratılmıştır. İnsanın fiziki özelliklerine ve durumuna bakıldığında her şey yerli yerindedir. Hiçbir ölçüsüzlük veya eksiklik, fazlalık görülmez insanın görünüş yapısında. Göz olması gereken yerde, kulak, burun, kollar ve bacaklar olması gereken yerde ve hepsi de belli bir ölçü iledir. Bütün mafsallar birbiriyle uyumlu. Yani tam ortalama bir halde, hiçbir taşkınlık ve eksiklik yok, her şey dengeli, her şey vasat.
İnsanın rutin hayatı bir denge içerisindedir. İnsan herhangi bir dengesizlikle karşılaştığı zaman o dengesizliği gidermek için çareler arar. Mesela katlanılmayacak derecedeki hava sıcaklığını klimayla dengelemeye çalışır, sıcak suyu buz ile dengeler. Soğuğu sevmez, soba veya kalorifer ile dengeler. Tuzsuz olan bir şeyi tuzla, şekersiz olan şeyi şekerle dengeler. Bunlar, Allah’ın insan fıtratına yerleştirdiği bazı denge unsurlarıdır.
Dış âlemde gösterilen hassasiyet maalesef iç âlem için gösterilmiyor ve içsel başıboşluk oluşabiliyor. Günümüz Müslümanlarına bakıldığında –istisnalar hariç- birçok dengesizlik görülmektedir. Sözlerle fiiller arasındaki dengesizlik bunların başında gelir. Bazı insanlar namazları cemaatle ve vaktinde kılmaya özen gösterdikleri gibi gıybet, dedikodu, kul hakkı yemek… hususlarına pek önem vermezler. Bazı insanlar, insanları Allah yoluna davet hususunda alabildiğine gayretli iken kendisi bazı konularda duyarlı olmayabiliyor. Bazıları insanları güzel ameller hususunda teşvikte bulunur; fakat kendisi yapmaz. Kimisi vaaz ve nasihat etmeyi pek sever; fakat kendisi vaaz ve nasihatlere kapalıdır. Kimisi dış görünüş olarak tüm İslâmî hassasiyetlere uyar; fakat başkaları hakkında sui zanda bulunur, iftiralarda bulunabilir, herkese ve her şeye çok rahatça öfkelenebilir, insanlara hor bakar.
Velhasıl; her şeyin hayırlı olanı ve kabul göreni vasat olanıdır. Aşırılık da hafife alma da istenmeyen ve hoşnut olunmayan bir durumdur. Bizler vasat, itidal üzere yaşayan bir ümmetiz. İslâm, kolaylık ve itidal dinidir. Her türlü aşırılıktan uzak bir dindir. Dinde bile aşırı gitmekten sakındıran peygamberin ümmetiyiz. Zira bizden öncekilerin dindeki aşırılıkları yüzünden helâk olduklarını unutmamalıyız. Efendimiz (s.a.s)’in şu emrine uyan kullardan olmalıyız: “İfrat ve tefritten uzak dur, vasatı tercih et; çünkü işlerin en hayırlısı orta olanıdır.”7 Aşırılıktan ve aşırı gitmekten Allah’a sığınırız.

Kaynaklar
Kamer: 49
Talak: 3
Nesâî, Kitâbü’l-Hacc: 5/268
Müslim: 2670.
Bakara: 143
Seyyid Kutub, Fî-Zilâli’l-Kur’ân: 198-199.
Beyhâkî.

Önceki İçerikDavette Ferdi Teşebbüs Dönemi
Sonraki İçerikAşırılıklar Karşısında İslami Tavır