İslam ümmetinin dağınıklık, ayrılık ve kargaşa içerisinde olduğu düşünülüyor. Baktığımız zaman bize de öyle geliyor ama gözden kaçırdığımız bir nokta var, o da görülen dağınıklığın arkasında oluşan o büyük hakikat. Bakın, İslam ümmetinin şu anki halini, görüneni ve görünmeyeni çok veciz bir şekilde anlatan güzel bir hikaye:
Bir gün bir terzi dikiş yaparken küçük çocuğu yanına gelir. Bir de ne görsün, ortalık darmadağınık bir halde, babası da o dağınıklık içerisinde bir şeyler yapıyor. Hemen babasına sorar: “Babacığım neden bu kadar dağınıklık var? Neden hala orada işlerini yapıyorsun?”” Babası çocuğuna gülümseyerek şöyle cevap verir: Evlat gel bir de bu taraftan bak bakalım.” Çocuk gelir, babasının gösterdiği yere bakar ve gördüğü mükemmel desenlerle oluşan resmi görünce çok şaşırır.
Biz de baktığımız zaman kan, gözyaşı, hüzün ve mağlubiyet görüyoruz. Ancak göremediğimiz tarafta nice harika resimler oluşuyor. Oluşacağından hiçbir şüphemiz yok. Çünkü Allahu Teala’nın bizlere vaadi var:
“Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek isterler. İnkârcılar ne kadar istemeseler de Allah nurunu, dinini tamamlayacaktır.” (Saff, 8)
Belki oluşacak olan resmi biz göremeyebiliriz ancak böyle bir inanca sahip olmamız bizi ayakta tutacak ve belki de evlatlarımız hazırlanmakta olan o güzel resmi görecekler. İnkârcılar bizleri yıkmak ve oluşacak olan o güzel resmi bozmak için geçmişten günümüze kadar nice planlar yapmaktan geri durmamışlar. Ancak Allahu Teala onlara belli bir mühlet vermiş ve şöyle buyurmuştur:
وَإِذۡ يَمۡكُرُ بِكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِيُثۡبِتُوكَ أَوۡ يَقۡتُلُوكَ أَوۡ يُخۡرِجُوكَۚ وَيَمۡكُرُونَ وَيَمۡكُرُ ٱللَّهُۖ وَٱللَّهُ خَيۡرُ ٱلۡمَٰكِرِينَ
“İnkâr edenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldürmek, ya da sürmek için düzen kuruyorlardı. Onlar düzen kurarken, Allah da düzenlerini bozuyordu. Allah düzen yapanların en iyisidir.” (Enfal, 30)
Yeri gelmişken bu ayetle ilgili olarak şu konuyu da açıklamakta fayda var: Ayetin zahiri manasına bakıldığı zaman sanki ‘Allah tuzak kurar’ manası anlaşılmakta. Hâlbuki Allah’ın şanına tuzak kurmak yakışmaz. Burada belagatte ‘müşakele sanatı’ adı verilen bir sanat vardır. Müşakele sanatı ise; sözü söyleyen kişiye karşılık, onun kullandığı kelimelerle ancak o kelimelere farklı anlamlar yükleyerek cevap vermek demektir. Yani burada ‘Allah tuzak kurar’ değil de ‘Allah onların tuzağını bozar’ anlamı verilmelidir. Bu sanat Kur’an-ı Kerim’de başka ayetlerde de geçmektedir. Mesela, Allahu Teala münafıkların, Müslümanlara “sizinle birlikteyiz” deyip daha sonra kendi aralarında konuşurken ise onlarla dalga geçtiklerini bildirdikten sonra halbuki Allah’u Teala’nın onlarla dalga geçtiği bildirilmektedir. İşte burada ‘Allah onlarla dalga geçer’ anlamı yerine şu anlamı vermek daha doğrudur: ‘Allah onları alaylarından dolayı cezalandırır’. Bir başka örnekte ise; Allah: “Böyledir, ayetlerimiz sana gelmişti de sen onları unutmuştun, bugün de öylece unutulursun” der. (Ta-ha, 126) Burada Allah’ın unutması elbette mümkün değildir. Anlaşılması gereken, Allah’ın ayetlerini dünyadayken unutan kişinin ahirette cezası onun yok sayılmasıdır.
Müşakele sanatından kısaca bahsettikten sonra konumuza, kâfirlerin kurdukları plan ve tuzakları hakkında bilgileri alarak devam edelim: Yine Allahu Teala, bir başka ayette ise onların kurdukları planların ve tuzaklarının kendilerince ne kadar büyük ve sarsılmaz olarak görseler de Allah’ın planı ve düzeni karşısında yok mesabesinde olduğunu şöyle ifade etmiştir:
“Şüphesiz onlar düzenlerini kurdular; oysa dağları yerinden oynatacak olsa bile, bu düzenleri hep Allah’ın elindeydi.” (İbrahim, 46)
Evet, onlar plan kuruyorlar, tuzaklar hazırlıyorlar, bizleri birbirimize düşürüp bölmek ve parçalar haline getirmek istiyorlar. Bunu kısmen başarmış görünseler de zafere ulaşamayacaklar. Baktığınız zaman sanki birlik olmuşlar, güçlerini birleştirmişler ve aralarında düşmanlık yokmuş görünürler. Hâlbuki onların nasıl bir tefrika içinde olduğunu Allahu Teala şöyle haber vermektedir:
“Onlar sizinle toplu olarak, ancak surla çevrilmiş kasabalar içinde veya duvarlar arkasından savaşı kabul edebilirler. Kendi aralarındaki çekişmeleri ise serttir; onları birlik sanırsın, oysa kalpleri birbirinden ayrıdır. Bu, akletmeyen bir topluluk olmalarındandır.” (Haşr, 14)
Bu ayetleri tarih boyunca yaşanan olayları ve günümüzde yaşanan olayları da düşünerek tekrardan okuduğumuz zaman, hakikaten de ayette belirtilen durumların gerçekleştiğini göreceğiz. Tarihte olduğu gibi bugün de kâfirler kendileri Müslümanların karşısına çıkmak yerine sömürge haline getirdikleri devletleri, kendi amaçları doğrultusunda yönlendirdikleri örgütleri kullanmaktan geri durmuyorlar. Ayette geçen etraflarındaki surların veya arkasına saklandıkları duvarların bugün mahiyetleri farklı olsa da işlevleri aynıdır. Yine kendileri savaşmak yerine masum, savunmasız, duygularıyla oynanmış ve aldatılmış insanları acımasızca ve hunharca kullanmaktan zerre kadar vicdan azabı duymuyorlar. Tabi ki bu yaptıkları yanlarına kalmayacak:
“Sakın Allah’ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma; gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir.” (İbrahim, 42)

MUSAB KOPARAL