Gazeteci yazar Mine İzgi Hanımefendi, Gaziantep Kız Medresemizi ziyaret etti. Şu anki Medrese Müdiremiz Sümeyye Emir kendisi ile bir röportaj yaptı.
Uzun yıllar gazetecilik mesleğiyle uğraşan Mine İzgi, sırayla Milli Gazete ve Vakit gazetelerinde editörlük yapmıştır. Daha sonra Moral Haber sitesinde yazılarıyla yazarlığa adım atmıştır.
Asıl uzmanlık alanı Çocuk Eğitimi ve Gelişimidir. Uzmanlık alanı üzerine yazdığı kitaplarıyla annelere verdiği tavsiyeler ve örneklerle yazarlık serüvenini sürdürmektedir. Evli ve iki çocuk annesi olan Mine İzgi, Kızımı Yetiştiriyorum isimli kitabı için “kızının olmadığını, ama sübjektif olmaktan ziyade objektif olarak çalışmalarını gerçekleştirdiğini, kızının olması halinde kendi doğrularını, değer yargılarını ve öngördüklerini yazacağı için böyle olmasının kitabı daha anlamlı hale getirdiğini belirtmiştir.
Yazarın bugüne kadar yazmış olduğu kitaplar, Kızımı Yetiştiriyorum, Genç Kıza Özel Mektuplar, Oğlumu Yetiştiriyorum, Oğluma Dinini Öğretiyorum, Kızıma Dinini Öğretiyorum, Nitelikli Genç Kız Rehberi, Biz Kadınlar, Cennet Yuvamız. Sizleri şu anda yazarla yapılan röportajla baş başa bırakıyoruz.
Öncelikle sizin hikâyenizle başlayalım. Bu mesleği seçmede sizi etkileyen faktörler nelerdir?
Üç darbe görmüş, değerlere ve kutsallara sahip çıkmanın en büyük erdem olduğu dönemlerde yaşamış biri olarak kıymet bilen bir kuşak olduğumuzu söylemek isterim. Yokluğu gören, varlığın kıymetini çok daha iyi anlıyor. Altı çocuklu bir ailede kendisine de bir bütçe ayrılan ve “bayram için giyinsin” diye alınan kırmızı rugan pabuçlarını yastığının altına koyarak sabahı zor eden ve yetişkin döneminde de kendisini modern dünyanın kolları arasına terk eden insanlarla mücadele ederken bulan biriyim.
Tek amacım bu dünyada varlık ile yokluğu belli olan bir kul olmaktır. Bunun için de yazmak benim en önemli materyalimdir. Daha doğrusu benim için yemek içmek gibi doğal bir şeydir yazmak… Nasıl başladığımdan ziyade nasıl devam ettiğimi söylemek isterim size… Çünkü kendimi bildiğimden beri yazı yazmaktayım ve öncelikle kendime yazmaktayım. Her çocuk gibi günlük ve hatıra defteri yazmakla başlayan serüvenim, ortaokulda yarışmalara yazı göndermekle devam etti ve daha liseyi bitirmeden gazete ve dergilere yazı yazmakla bugünlere geldim. Tek derdim vardı, doğruları yaşamak ve yaşatmak. Bunun için de yazmak en önemli araçtı benim gençlik yıllarımda…
Bugün insanlara ulaşmanın yolu çok daha kolaylaştı, ama belki de yazının verdiği o te’sirden uzaktayız. Belki de onun için söylenenler havada kalıyor. Yazının kalıcılığı ve iz bırakacak en büyük miras olması, benim yolculuğumu hızlandırdı diyebilirim.
Yazılarınız genellikle aile ve çocuk üzerinedir. Neden aile ve çocuk?
Emperyalist güçler her zaman için kendilerine mani olacağına inandıkları fikir ve görüşleri yıkmak için ellerinden geleni ardlarına koymamışlardır. En büyük yıkımı da aile ve özellikle kadın üzerinde yapmışlardır. Bu yüzden bu alanda çalışmalar yapmaktayım. Aileden korkmakta da haklılar, çünkü yeni nesiller içinden ya modern bir Fatih Sultan ya bir Osman Gazi çıkarsa emperyalistlerin hali nice olur?
Hiç okunmayacağını bilseniz, yine de yazmaya devam eder miydiniz?
Evet ederdim. Çünkü önce kendim için yazdığım için, ben nefes alıp veriyorsam yazmaya devam edeceğim. Kendi nefsimi terbiye için yazdığımdan bunu yapmaya devam edeceğim…
En büyük hayaliniz veya gerçekleştirmek istediğiniz projeleriniz nelerdir?
En büyük hayalim, Rabbimin rızasına uygun işler yapmak ve çocuklarımın da bu yolda olmasını sağlamak böylece ardından iz bırakan biri olarak hatırlanmak. Gerçekleştirmek istediğim projeleri yavaş da olsa hayata geçirmeye gayret ediyorum. Mesela bu yıl başlattığım “Çocuğum İçin Okuyorum” projesiyle Türkiye’nin her yerindeki anne babalara ulaşmayı hedefliyorum. Detaylı bilgiyi instagram mineizgi44 adresinde bulabilirsiniz. Kısaca bahsetmem gerekirse, okul sayısının %10’unu hedef kitle olarak seçiyoruz. Bunun için de okul-aile birliği ve okul idaresiyle irtibata geçip, okul mevcudu 1000 kişi ise %10’u 100 kişi eder, söz konusu 100 kişiyi okul belirliyor ve biz de en uygun fiyata eğitim kitapları gönderip velinin okumasını istiyoruz, sonrasında yazarını gönderip atölye çalışması yaparak soru ve sorunları üzerine söyleşi düzenliyoruz. 5 kitap okunmasını istiyoruz. Sonunda da katılım belgesi verdiğimiz kapanış programıyla büyük bir seminer programı yapıyoruz.
Aynı şekilde namaz platformu olarak, özellikle de gençlere namazı anlatmak için yine tüm yurtta programlara katılıyorum. Davet edilen her yere gitmeye gayret ediyorum, çünkü rahmetli annemin sadakai cariyesi olarak, meccanen bunları devam ettiriyorum. Rabbim tüm ölmüşlerimize rahmet eylesin, benim de arkamdan çocuklarım böyle hayırlar yapsın inşallah…
Mesleğiniz aile ilişkilerinizi olumsuz etkiliyor mu veya yeteri kadar ailenize vakit ayırabiliyor musunuz?
Elbette aileme vakit ayırıyorum. Çünkü planlı ve programlı olduğunuz, en önemlisi de önceliklerinizi doğru belirlediğiniz zaman hiç bir ihmal olmuyor. Tüm hayatımızda da öyle değil mi? Önceliklerimizi belirlerken yanlış yapıyor ve zamanın bereketini değerlendiremiyoruz. Mesela ben güneş doğmadan kalkar ve bir daha uyumam. Akşam vakitleri de ailemle dolu dolu vakit geçirir, çok geç ayakta kalmam. Zamanı iyi organize ettiğinizde sorun olmuyor yani…
Eğitimli anneler demek, eğitimli toplum demektir diyorsunuz. Sizce çocuk eğitiminde annenin rolü babanınkinden daha mı baskın?
İkisinin önemi ve rolü farklıdır. Elma ile muzun vitaminleri aynı mıdır? Fakat ikisi de meyvedir, neden aynı olmasın ki, diyemeyiz. Çocuk eğitiminde anne baba da, kendi rollerine göre ayrı ayrı öneme sahiptirler. Fakat kadınların bir derece daha önde olmaları, çocukla daha çok vakit geçirmelerinden ve fıtratlarından gelmektedir. Onun için de kadın eğitilirse toplum eğitilir denmektedir. Çünkü kadın sadece kendi çocuğunu doğurmaz, toplumu doğurur… Yani toplumlar kadının elinde şekillenmektedir. Kadının önemi anneliğindendir… Kadın, teslimiyette Hz. Hacer, ilimde Hz. Aişe, ferasette Hz. Hatice ve evlat yetiştirmede Hz. Fatıma ruhuna ulaştığında asli kimliğine ulaşmış olmakla beraber, kendisine atfedilen misyonu da bihakkın yerine getirmiş olur.
Babanın ailedeki yeri de önemlidir. Çünkü o da, ayette geçtiği gibi “Kavvam”dır. Yani evin koruyup, gözeticisi, kriz yöneticisi ve savunucusudur. Klişe olsa da kadın iç işleri bakanı, erkek de dış işleri bakanıdır. Her ikisi de görevlerini aksatmadan yaparlarsa aile de hasarsız ve hüsransız olarak huzurla yaşar…
Çok stresli bir toplumuz. Hayat şartları meşguliyetler vs. aile ortamını olumsuz etkiliyor. Sizce aile içindeki huzuru koruyabilmenin bir püf noktası var mı?
Tabii, herkes kendine göre bir çözüm bulmuş olabilir, ama benim püf noktam, kimsenin bir başkasının hakkına tecavüz etmemesi, birbirinden rol çalmaması ve herkesin kendi görevini yapması. Aile bir şirket değildir ve yazılı kuralları yoktur, fakat toplumsal norm dediğimiz yazılı olmayan ve uyulduğunda düzen sağlayan uygulamaları göz ardı etmemek gerekir. Bir de bana kalırsa insanlar, mutluluğu aile içinde değil de dışarda arıyorlar, asıl mutluluğun sevdiklerimizle beraber yaşamak olduğunun lezzetini bir alsak, hiç de sorun yaşamayız. İşte burada da meşguliyetlerimizi önceleyip planlayarak bu huzuru sağlayabiliriz.
Bakış açılarımız da önemli elbette… Nereden bakıyoruz ve olayları nasıl değerlendiriyoruz? Olumlu bakmayı, elimizde olana şükretmeyi ve doğal yaşamı ne kadar becerebiliyoruz? Bunları yapınca mutluluk kendiliğinden gelecektir ve ben hayatımda öyle yapmaya çalışıyorum. Güzel görüp, güzel düşünüp, güzel yorumlayınca, hayatınız da doğal olarak güzelleşiyor…
İnsanın en mucizevî yönü, düşünebilmesidir. O zaman bu mucizevî yönü iyi kullanarak, tüm sorunların üstesinden gelebiliriz. Önemli olan olumlu düşünmek ve düşündüğümüze de gönülden inanmak ya da teslim olabilmek. Galiba biz düşündüğüm şeye teslim olmak yerine direniyoruz ve bu da bizi mutsuz ediyor.

Sizi, Kızımı Yetiştiriyorum, Oğlumu Yetiştiriyorum kitaplarını yazmaya teşvik eden faktörler nelerdir?
Kızların kız olmaktan, erkeklerin de erkek olmaktan uzaklaşıp tek cinsiyete doğru gidilmesi. Kızlar kız gibi yetişmeli, erkekler de erkek gibi… En büyük sıkıntı, kızı ve oğlu olan ailelerin hepsine aynı davranması… Hâlbuki herkes biricik ve özel, kimse kimseye benzemiyor. Bu ayrımın görülmemesi bu kitapları yazmamdaki en büyük etkendir.
Günümüz sorunlarından teknoloji bağımlısı çocuklar için anne baba olarak neler yapılabilir? (Mesela henüz iki yaşında telefon bağımlısı çocuklar var.)
Bir kere anne babalar kendini bu bağımlılıktan kurtarıp, çocuklarına doğru örnek olmalıdırlar. Biz yetişkinler hep çocuklarımızı kolluyoruz, hâlbuki yaptıklarımızla yanlış şeyler kodladığımızın farkında değiliz. Kollamayı bırakıp, doğru kodlama yapılırsa ve irade eğitimi sağlanırsa bu teknoloji nikmeti (şiddetli ceza, aşırı ceza), nimete dönüşecektir. Öyleyse önce biz düzelmeliyiz…
‘Alıç ağacı gibidir benim annem’ demişsiniz bir yazınızda… Sizce güçlü bir aile için güçlü bir anne şart mı?
Anne ya da baba, ama birinin mutlaka güçlü olması gerekir diye düşünüyorum. Güçlüden kastım, ne parasal ne de bedensel güç tabii ki. Ahlâkî olarak güçlü olmayı kastediyorum. Mesela, güçlü bir karakter sahibi olmak… Hayatta en etkili örnek, kişinin anne babasıdır, onlardan birinin güçlü olması yetişen birey olarak size yeter.
Okuduğunuz sürekli takip ettiğiniz yazarlar var mı? Ve sizce kitap okuma alışkanlığı kazandırılmak için neler yapılmalıdır?
Birçok yazar okuyup takip etmekteyim. Tek tek isim vermektense, şu kadarını söylemem gerekirse, çağdaşım olan yazarların çoğunu takip ederim. Aynı alanda yazıp çizdiğim isimleri de takip ederim. Ama hepsinden daha önemlisi, günlük Kur’an-ı Kerim okumalarımı daha da önemsiyorum. Mutlaka bir ayet olsa da okumayı aksatmadığım tek kitap Kur’an-ı Kerim’dir. İnsanın ufkunu ve ruhunu açıyor, her platforma mutlaka bunun önemine vurgu yapar ve tavsiye ederim. Ben çok istifade ettiğim için, tecrübeye binaen söylüyorum.
Hayatınızda en fazla iz bırakan olay veya durum nedir?
En küçük oğlumun dünyaya gelmesi ve onun doğuşundan 52 gün sonra annemin gerçek dünyasına doğması… Bu iki olay, hayatımın miadıdır diyebilirim. Zaten ibret almak için doğum ve ölümü bir anlasak, inanın hayatımız çok daha başka olur. Ben çok yakın zamanda her ikisini de yaşadığım için tam anlamasam da anlamak için çaba sarf ediyorum…
Cennet Yuvamız adlı kitabınız var. Bize de yuvalarımızı cennete dönüştürecek birkaç tavsiyede bulunur musunuz?
“İnsan insanın kurdu” diyen Marksist söyleme karşı, “insan insanın yurdu” diyerek, insanı insana mirasçı kılan bir dini gerçeği unutmadan, yurdumuz yuvamız olursa yuvamız da Cennet olur. Yani birbirimizin rakibi değil de ekibi olduğumuzu anlarsak, imtihan sırrımızın birbirimizi anlamaktan geçtiğini bilirsek, cinnet geçirilen yuvadan Cennete dönüşen yuvaya kapı aralarız. Bunun ilk şartı samimiyettir diye eklemek isterim. Her hâl ve durumda samimi olarak, eşimize kalbimizi açacak ve şeffaf olacağız. Tabi bu her iki eş için de geçerlidir. Erkek “kavvam” olur, kadın da “sekinet” sahibi olursa, o yuva da Cennet olur inşallah…
Ve son olarak, bir eğitimci-yazar olarak genç kızlarımıza neler söylemek istersiniz?
Genç kızlara sürekli üretmeleri gerektiğini söyleyebilirim. Üretebilme, bir yerde tüm duyguların coştuğu, tüm duyumların olgunlaştığı bir olgudur. Tüketmek yerine üretmek çok önemlidir. Hem bu durum, kırılanı atmayı değil, tamir edip onarmayı gerekli kılar ve dönüşümü sağlar. Üreten insan, tüketen insandan çok daha mutlu ve başarılıdır. Bunun için de “ben bunu başaramam” diyerek, öğrenilmiş çaresizlik sendromu yaşamadan, “ben bu işi başarabilirim” diyerek, önce kendine sonra Rabbine güvenmeyi bilmektir.

Röportaj: Sümeyye Emir