“Gençlerimiz, bu günümüz, yarınımız ve geleceğimizdir. Onları anlamak, öncelikle onların gözünden hayata bakabilmekten geçer.”

1. KONUK: Sedat Baver BERUS

-Kendinizi tanıtır mısınız?
-Selamünaleyküm. Ben Sedat Baver BERUS. Yirmi yaşındayım. Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi 1. Sınıf öğrencisiyim. Aslen Şanlıurfa Halfetiliyim ama Güneydoğu Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde ikamet ettim. Şu anda üniversite sebebiyle Şanlıurfa’da yaşamaktayım.

-Senin için aile ne demektir, ailenin hayatındaki önemi nedir?
-Aile, insanın dünya ile ilk bağlantı noktasıdır. İnsanın, dünyaya ve insanlara bakışı ile ilgili düşüncelerinin temeli, burada atılmaktadır diye düşünüyorum. Zamanla hayatımızı birçok şey etkilemektedir. Fakat ölene kadar en önemli yapı, budur bence. Hayatımdaki önemi ise çok fazla. Kötü günlerinde ve iyi günlerinde ilk aradığın, ilk konuştuğun kişiler ailendir. Aile ile ilgili çok küçük sıkıntılar bile büyük etkilere sebep olabiliyor hayatınızda. Anlayacağınız aile, benim için hayatımdaki en önemli yapıdır.

-Arkadaş çevrenizi seçerken nelere dikkat edersiniz?
-Arkadaş çevremi, “O insanla anlaşabilir miyim?”, “Düşünce olarak yakın mıyız?” gibi sorulara cevaplar arayarak belirlerim. Tabi bunlar ile ilgili bir rapor ya da formum yok. Şuna inanıyorum; eğer fikirleriniz, davranışlarınıza etki ediyorsa zaten size uymayacak insanlar ile anlaşamazsınız. Sizinle arkadaşlık yapabilecek insanlarsa size daha çok bağlanır.

-İyi arkadaşın tanımı nedir sizce?
-Peygamber Efendimiz (s.a.s.), iyi arkadaşın tanımını yaparken “İyi arkadaş; size Allah’ı hatırlatır.” diyor. İyi arkadaş bence hem şimdiki zamanınızı hem de geleceğinizi güzelleştirecek arkadaştır.

-Müslüman gençlerin, farklı ideolojilere eğilimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Ben de Müslüman bir genç olarak, bu durumlara geniş bir perspektiften bakamıyorum tabi. Ama kendi gözlemlerimden çıkardığım kadarıyla kardeşlerimin farklı ideolojilere eğilimlerinin sebebinin, İslam’ı tam olarak bilmemeleri ve anlamamaları olduğunu düşünüyorum. Bu konuda onlar kadar çevremizin de suçlu olduğunu düşünüyorum. Çünkü aklımıza takılan bazı sorulara cevap ararken İslami kaynaklar ve anlatılardan daha çok farklı ideolojilerin çalışmalarıyla karşılaşıyoruz. Bu durum biraz çaba ve gayretle minimize edilebilir.

-Büyüklerin gençlere nasıl davranmalarını beklersiniz?
-Abilerimizin ve ablalarımızın gençlere daha çok güvenmelerini ve inanmalarını istiyorum. Günümüz gençleri olarak, biraz pasif ve yetersiz kaldığımız bir gerçek. Bunun en büyük sebeplerinden birinin, yetişkinlerin gençlere yeteri kadar inanmamaları ve güvenmemeleri olduğunu düşünüyorum.

-Sizin rol model aldığınız biri var mı, varsa onun özelliklerinden bahseder misiniz?
-Bütün Müslüman kardeşlerim gibi benim de rol model aldığım kişi, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’dir. Etkilendiğim birçok kişi var aslında. Şu an iki tanesinden bahsedeyim.

Birinci Hz. Ömer efendimizin cesareti, dik duruşu ve devlet yönetimindeki adaletidir. İkincisi de bu çağda İslam’ın bir parçasını değil de İslam’ı bir bütün olarak gören ve bu uğurda can veren Mısırlı âlim Hasan el Benna’dır.

-Bir genç olarak, Z kuşağı’nın varlığına inanıyor musunuz?
-Bilimsel olarak böyle sınıflandırmalar yapıldığını biliyorum ama anladığım kadarıyla ülkemizde, artık bilimsellikten öte sınıflandırma yapmak için kullanılan bir tabir. Hep var mıydı? Oluşturuldu mu? Detaylı incelenmesi gerekir diye düşünüyorum. Olmayan bir gerçekliğin tekrar tekrar dile getirilmesinin, bir noktadan sonra o şeyi oluşturacağı açıktır.
-En son okuduğunuz kitap hangisi ve etkilenip altını çizdiğiniz cümlesi neydi?

-Son okuduğum kitap değil ama güzel bir kitaptan, bir alıntı yapmak istiyorum. Kitap Sezai Karakoç Hocamızın “İslam’ın Dirilişi” adlı eseri. Orada şöyle diyor: “Müslümanların İslam’a yeniden dönüşleri, Kur’an’ı yeniden bulmaları, Sünnet’i yeniden anlamaları; klasik İslam düşünce ve teoriğini, çağdaş İslam düşüncesini, tarihi İslam pratiğini şuura getirmeleri demek olacaktır. Gelenekleşmiş bölümler yıkılacak, çatışmalar durdurulacak, sapmalar düzeltilecek, yeni, diri bir İslam insanını ortaya koyacaktır.”

-Hayalini kurduğunuz bir dünya varsa bundan bahseder misiniz?
Evet, hayalini kurduğum bir dünya bulunmakta. Hayalini kurduğum dünyada, ümmetin ve mazlum tüm insanların uğradığı zalimliğe dur diyebilecek bir otoritenin olması, en önemli nokta olacaktır. Uzun süredir olduğu gibi son dönemde de gördük ki; mazlumun yanında, zalimin de karşısında durabilecek güçlü otoriteler yok. Biz, varlığının hayalini kuralım ve çalışalım, sonucu Allah gösterecektir.

2. KONUK: Türkan Yumuşak

-Sizi tanıyabilir miyiz?
-Ben Türkan Yumuşak, Şanlıurfalıyım, İlahiyat Fakültesinde okuyorum.

-Müslüman bir toplumun oluşmasında kadının rolü nedir sizce?
-Kadın, toplumun mimarıdır. Eğer o iyi olursa toplum imar olur, eğer o iyi olmazsa toplum, ifsat olur. İyiden kastım şudur: Bilgili, güzel ahlaklı, kendini geliştiren, çağın avantajlarından ailesini faydalandırabilen, dezavantajlarından da koruyandır. Kadın bir ferttir. Toplumdaki rolü, onu fert olmaktan ziyade, toplumun çekirdeği, kaynağı pozisyonuna getiriyor. Onun için önemle belirtmek isterim ki kadın, akıl, ruh, beden yönünden iyi olmalıdır. Bu üç melekeyi, zinde tutacak olan da kadının, imanın gereğini, yaratılışının gayesini iyi anlamasıdır. Tabi sadece kadın değil tüm fertler için durum böyledir. Toparlayacak olursak, tüm yönleriyle sağlıklı kadın, sağlıklı ailedir. Sağlıklı aileler de, sağlıklı toplum demektir.

-Bir aile tasavvurunuz var mı? Bize bundan bahsedebilir misiniz?
-Aile tasavvuru denilince, Kur’an ve Sünnet’i anlayan ve uygulayan bir aile olabilir. Efendimizin bir baba olarak, kızı içeri girdiğinde başından öpüp kendi yerine oturtması, eşlerine ev işlerinde yardımcı olması. Yüzlerce örnek getirilebilir. En güzel model Efendimizin ailesi. En güzel aile örneğini bize gösteren o olduğu için ondan daha iyisini bilmiyorum.

-Bir kişinin sahip olması gereken en önemli haslet nedir sizce?
-İnsanın sahip olabileceği en yüce haslet (erdem), hayâ ve edeptir.

-En çok okuduğunuz yazar kimdir? Okuduğunuz kitaplardan altını çizdiğiniz bir cümleyi bizimle paylaşır mısınız?
-En çok okuduğum yazar yok aslında. Hangi kitap, hangi yazar ilgimi çekerse, hoşuma giderse onu okurum. En son Eşrefoğlu Rumi’nin “Müzekki’n-Nüfus” kitabını okudum. İçinde beni etkileyen altını çizebileceğim birçok sözden birini yazayım: “Rizkun cedid, yevmün cedid (Yeni bir gün, yeni bir rızık).”

3. KONUK: Ebru Subaşı Kırıkçı

-Hoş geldiniz, kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
-Ebru Subaşı Kırıkçı, Şanlıurfa doğumluyum. Bir devlet okulunda Din Kültürü öğretmeni olarak çalışıyorum. Üç yaşında bir oğlum var. Okumayı, araştırmayı, yeni şeyler öğrenmeyi seven biriyim. Güncel olaylara merakım var. Aynı zamanda Din Sosyolojisinde ihtisas yaptım. Hep ilgi duyduğum Medya ve İletişim’i de açıktan bitirdim.

-Her insanın hayattan birtakım beklentileri vardır. Sizin bu hayattan beklentileriniz nelerdir?
-Hayattan beklentim; hayatın, bana güzellikler getirmesi diyebilirim. Sağlıklı, huzurlu bir ömür, bu hayattan herkesin beklentisidir sanırım. Benim de çok ütopik bir beklentim yok açıkçası. Küçük, şirin ailemle huzur dolu bir ömür istiyorum. Sevdiklerimin başına kötü olayların gelmemesi, evladımın hayırlı bir evlat olması, mesleğimde, ilk günkü heyecanımı son güne kadar kaybetmemek, çok sevmek, çok sevilmek, bu hayattan beklentilerim diyebilirim.

-Hayattaki beklentilerinizi gerçekleştirmek için oluşturduğunuz uzun süreli ve kısa süreli hedefleriniz var mı, bu konuda ne söylemek istersiniz?
-İyi bir anne olmayı istiyorum. Bunun için sürekli kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Sevdiğim insanlar için fedakârlıklar yapıyor, onlarla geçirdiğim her anın çok özel olduğunu biliyorum. Birlikte olduğum anları, ziyan etmemeye çalışıyorum. Herkesi mutlu edecek, ufak tefek sürprizler yapıyorum. Öğretmenliğimin ilk anlarından itibaren, öğrencilerimle samimi bir ilişki kurmaya çalışıyor, onların hayatına dokunabilmek için çabalıyorum.

-Topluma hizmet etmek adına, gönüllü olarak yaptığınız çalışmalar ve etkinlikler var mı?
-Mesleğim gereği, değerler eğitimine çok dikkat ediyor ve önemsiyorum. Değerlerin, toplumun yapı taşları olduğuna inanıyorum. Bu sebeple, gerek mesleğimi icra ederken, gerekse günlük hayatta, değerlerimizi ön plana çıkarmak için çabalıyorum. Sosyal medya hesaplarımı, daha çok bu amaçla kullanıyorum. Öğrenci ve arkadaşlarımla bu anlamda etkinlikler, organizasyonlar yapıyoruz. Bunun dışında sık sık yardımlaşma faaliyetlerine katılıyorum.

-Beğenerek okuduğunuz şair ve yazarlar hangileridir?
-Cemil Meriç, Mustafa Kutlu, İlber Ortaylı, Necip Fazıl Kısakürek, Turgut Uyar, Sabahattin Ali, Halil Cibran, Stefan Zweıg.

-Hayalini kurduğunuz bir dünya var mı? Bu dünyadan bize bahsedebilir misiniz?

-Herkesin özgürlüğüne saygı gösterilen fakat bu özgürlüğün, fıtrat dışına çıkmadığı, uçuk yaşamların olmadığı, adaletin saptırılmadığı, hiç kimsenin açlıktan ölmediği, çocuklara, kadınlara, hiç kimseye zarar verilmediği, güvenlik sistemlerine ihtiyaç duyulmadığı, “göçmen” kelimesinin, lügatlerde sadece kuşlar için kullanıldığı bir dünya hayal ediyorum. Çocukların toprağa, suya, ağaca, çiçeğe, böceğe, özgürce dokunabildiği; kalplerde nefretin, kinin, öfkenin olmadığı bir dünya hayal ediyorum. Bu çok zor olmamalı, hayallerde kalmamalı. İnsanların geçim sıkıntısı için değil geçen zaman için tasalandıkları bir dünya olmalı. Merhametin yerden ve gökten aktığı bir dünya olmalı. Bugün bu hâle gelmemiz, kalplerdeki merhamettin sökülüp atılmasındandır.

-Bizi kırmayıp röportajımıza konuk olduğunuz için size çok teşekkür ederim. Allah’a emanet olun.