Gençlik… Gelip geçti… Bir günlük süstü;
Nefsim doymamaktan dünyaya küstü.
Eser darmadağın, emek yüzüstü;
Toplayın eşyamı, işim acele!

Necip Fazıl ne güzel anlatmış değil mi gençliği? Oysa bize bitmez ve tükenmez gelen zamanın, aslında bizim elimizde olmadığını fısıldıyor gibi dizeler.
Hepimiz zamanında çılgın gençlerdik; kanı hızlı akan, gözü kara, taşı sıktı mı suyunu çıkaracak güçteydik. Şimdiyse seccade başında diz ağrısından oturarak namaz kılma hazırlığındayız. “Aman efendim daha yaşımız kaç? Yaşlı sensin!” dediğinizi duyuyor gibiyim. İşte tam da onu demek istiyorum.
Genç bedenlerde yaşlanmış ruhlar taşıyoruz.

Namaza kalkarken zorlanan gencin yaşlı bir amcadan ne farkı var ki? İnsanın yaşını belirleyen şey ruhtur aslında. Ruhu yaşlanmış bir gencin, manevi hastalığa tutulmuş bir kalbin, yarış atı gibi koşturulan bir çocuğun, akranları ve yanındakiler tarafından anlaşılmayan ruhun hastalıklı bir insandan, yaşlanmış bir teyzeden ne farkı var ki?

Oysa bizi genç ve dinamik tutan şey ruhumuzdur, ruhumuzu diri tutan şey ise imanımızdır. Sizce cihat için hazırlanan 80 yaşındaki Ebû Eyyüb el-Ensari’ye yaşlı diyebilir miyiz? Efendimizin müjdesi için Hicaz’dan İstanbul’a gelen sahabinin imanı, ilk günkü gibi taze, heyecanı ilk anki gibi diri olmasaydı onu yollara düşürür müydü? İmamı Buhârî’nin bir hadis için yüzlerce kilometreyi heyecan ile yürümesini sağlayan şey, hadis aşkının onun ruhunu taze tutması ve beslemesi değil miydi?

İnsanı yaşlı kılan ve hareket kabiliyetini kısıtlayan şey yıpranmış bir ruh, o ruhu kısıtlayan şey kararmış kalp, bu kalbi kısıtlayan ve yaşlı kılan şey ise Süveyda’nın genişliğidir.
O hâlde bizim ruhumuzu genç tutabilmemiz için imanımızı canlı ve dinamik bir hâl üzere idame ettirmemiz gerekiyor. O zaman bizler huşu ve ihlas ile Allah’ın ipine sımsıkı sarılarak, her davranışın, O’nun rızasını kazanmamız için bize verilen bir fırsat olacağını bilerek ubudiyet hâliyle hayatımızı idame ettirirsek ruhumuzu deforme edecek durumlar ile kolaylıkla baş edebiliriz.

Yaşlanmış bir ruhun, zayıflamış gücüyle kendi hayatını devam ettirmesi bile mümkün değilken bu ruhun, İslam davasına hizmet etmesini beklemek hayalden öteye geçemeyecektir. Oysaki genç ruhların, hem kendi hayatlarını hem de İslam davasındaki görevlerini sağlam bir şekilde muhafaza etmeleri, bizleri İslam davasına muhalif olanlar karşısında daha güçlü kılacaktır.

Efendimiz (s.a.s.), bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur bizlere:
“Gerçekten Allah (c.c.), meleklerine karşı, kendisine ibadet eden bir gençle iftihar ederek buyuruyor: “Ey şehvetini benim için bırakan genç! Ey gençliğini bana bağışlayan genç! Sen benim nezdimde meleklerimin bazısı gibisin.” (İhyâu Ulûmiddin, 2/432)

Sözün özü,, kalbe Allah’tan başka bir şey koymaz ve nefsani arzularımızı dizginlersek işte o zaman her daim dinamik ve her daim genç kalabiliriz.
Ruhunu her zaman genç kılanlara selam olsun!