Cehalet, define sandığının üzerinde dilencilik yapmaktır. İslâm’ın fetih anlayışından habersiz olan birtakım kıt akıllılar, zır cahiller, bunun bir işgal hareketi olduğunu zannetmekte ve bu yüzden zalim devletlerin yaptıklarını İslâmî fetihlerle bir tutmaktadır. Hâlbuki bunun böyle olmadığını tarih ispat etmiştir. İslâm’ın hâkim olduğu her toprak parçasında insanlar diledikleri inancı yaşayabilmişler, bu konuda hiçbir baskı ve zulme maruz kalmamışlardır. Bugün bu topraklarda mücadele edenler, yalnızca sapık örgütlenmeler, gayri ahlakî oluşumlar olmuştur. İslâm’daki fetih anlayışı, insanların Müslüman olmadan dahi İslâm’a boyun eğmelerini sağlamak gayesindedir. Bu yüzden onların Müslüman olmaları için her türlü engeli kaldırmak, bu fetihlerin ana hedefidir. İnsanları İslâm dışındaki dinlerin zulmünden İslâm’ın adaletine çıkarmaktır.

Müslümanlar maddi fetihleri, manevi fetihleri kolaylaştırmak için yapmışlardır. Maddi fetihler üç kuruş için değil, dik duruş içindir. Öyle bir dik duruş ki, ‘Ey zalimler! Ey insanoğlunun iradesini, hürriyetini boyunduruğu altında tutan zorbalar! Ey halkını inim inim inleten tağutlar! Ey halkla Hak’kın arasına çelikten duvarlar ören despotlar! Ey mazlumların kemiklerinden fildişi kuleler inşa eden kan emici vampirler! Sizler bunları yaptığınızda sessiz kalacak değiliz biz… Sizler insanlığa hatta kendi insanlarınıza dahi bu zulümleri reva görüyorsanız eğer, bunu kabul edecek değiliz biz… Bunu mal için, toprak için, saltanat için yapmayız. Allah’ın adını yüceltmektir tek derdimiz…

Modern çağın ağababaları tarafından ele ayağa düşürülen insanlık onurunu kurtaracak yegâne sistem, İslâm nizamıdır. Samirî’nin buzağının böğürtüsü Musa’nın (a.s) Tûr’dan dönüşüyle son bulmuştur. Allah’ın Resûlü (sav) Mekke’ye “Allâhu Ekber Kebîrâ”diyerek girmiş, Bizans ve Sasani Hz. Ömer’in (r.a) ordusuyla dümdüz edilmiştir. Târık b. Ziyâd’ın kılıcı Avrupa’daki zalimleri titretmiş, Haçlıların kılıç sesleri Selahaddin’in Kudüs surlarında görünmesiyle kesilmiştir. Osmanlı dünyaya hükmetmiştir. Bunu toprak için yapmamış, bilakis Tevhid bayrağını yüceltmek ve insanlığın onurunu kurtarmak için, insanları kulların kulluğundan Allah’ın kulluğuna ulaştırmak için yapılmıştır. Bu böyle bilinmelidir.

Maddeye tapan batı, aslında hiçbir zaman bir medeniyet kuramamıştır. Çünkü onların medeniyet anlayışı insan odaklı, ahlak odaklı, fıtrat odaklı olmamıştır. Kilisenin hâkimiyetinin olduğu orta çağ döneminde hem kendi halklarına hem de başka toplumlara yaptıkları vahşeti anlatmayı gerekli görmüyorum. Kilisenin etkisinden çıktıklarında da durum değişmemiştir. Amerika kıtasının kadim halklarını yok etmişler, Asya’nın zenginliklerini talan edip her yeri cehenneme çevirmişler, Afrika’yı kuruttukları yetmemiş gibi milyonlarcasına tasma takıp onları köle olarak kendi memleketlerine götürmüşlerdir. Hiçbirinin savaşı mazlumlar için olmamıştır. Menfaatleri çatıştığında birbirlerini, çakıştığında ise dünyanın geri kalanını ateşe atmışlardır. Sadece ikinci dünya savaşında yüz milyona yakın insan öldürmüşlerdir.

Gerçekte vahşi batının ürünü olan ideolojiler, akımlar, ya da sömürge valilikleri veya taşeron devletler ağababalarının yaptıklarını aratmamış, bu zulümlerin günümüzde de devam etmesini sağlamışlardır. Rusya, Çin, İran, Kuzey Kore, Hindistan gibi ülkelerin batıyla düşmanmış gibi görünmelerine rağmen yaptıkları zulümlerin aynı olması tesadüfi değildir. Latin Amerika devletlerinin kendi insanlarını en asgari ahlak ölçütlerinden bile mahrum bırakması tesadüfi değildir. Afrika ülkelerindeki kukla yönetimler ve terörist kabilelerin/örgütlerin kendi insanını gözünü kırpmadan öldürmeleri veya açlığa mahkûm etmeleri tesadüfi değildir. Ortadoğu’daki Baas Rejimlerinin, Krallıkların kendilerini ayakta tutmak için halkı silindir gibi ezmeleri tesadüfi değildir. Her yerde bir dizayn var ve bu sisteme başkaldıran her halk yok edilmeye çalışılmaktadır.

Bilmek, insanın bildiği şeye sığamamasıdır. Müslümanların dışında tüm imparatorluklar, krallıklar, devletler, yönetimler öyle acılara imza attılar ki, insanlık tarihi kendinden utanmalıdır. Özellikle Endülüs’ün düşmesiyle sömürgeciliğin başladığı 15. yüzyılda Portekiz ve İspanyol gemicilerin desteği ile Amerika kıtasında başlattıkları vahşet, sonrasında tüm Avrupa ülkelerinin buna ortak olmalarını sağlamıştır. Bu vahşet, Osmanlı egemenliğindeki topraklar hariç dünyanın tamamında (dikkat edin tamamında) yapılmıştır. Batılı devletlerin yaptığı katliamların sadece bazılarını sunmak istiyorum;

 İngilizlerin Yaptığı Katliamlar;

  • Kızılderililere yönelik özellikle 17. yüzyıldan itibaren başlayan katliamlar silsilesi sonucu 20 ile 70 milyon kişi katledilmiştir. Kesilen uzuvlar marketlerde satılmış, kadınlara tecavüz edilmiş, yeni doğan bebekleri en uzağa fırlatma yarışları yapılmıştır.
  • İşgal ettikleri Hindistan’da 12-29 milyon Hintlinin açlıktan ölmesine sebep olmuşlardır.
  • Avustralya kıtasını işgal ettikten sonra nüfusları 750 bin olan Aborjin yerlilerinden 30 bin kişi sağ kalmıştır.
  • Dünya Savaşında esir düşen Osmanlı askerlerinden 15 bin kişiyi, Krizol maddesinin bulunduğu su havuzlarına atarak onları kör etmişlerdir.
  • Tekstilde İngilizlerle rekabet ettikleri gerekçesiyle 40 bin Hintli ustanın ellerini kesmişlerdir.
  • Bangladeş’teki pirinç tarlalarında köle olarak çalıştırdıkları halkı aç bırakmışlar, 5 milyon kişinin ölümüne neden olmuşlardır.
  • Kenya’daki Mau Mau ayaklanmasını bastırırken 300 bin kişiyi toplama kamplarına kapattılar. Bunlardan 100 bin kişiyi canavarca yöntemlerle katlettiler.
  • Dünya Savaşı biterken intikam almak için Almanya’nın Dresden şehrini yüzlerce uçakla tam üç gün boyunca aralıksız bombaladılar. 500 bin kişinin yaşadığı şehirde 250 bin kişiyi katlettiler. Ölenlerin çoğu nefes alacak yer kalmadığından dumandan dolayı öldü.

Fransa’nın Yaptığı Katliamlar;

  • Fransa’nın suç dosyası da oldukça kabarıktır. Özellikle Afrika kıtasındaki birçok ülkeyi işgal eden Fransızların en vahşi katliamları Cezayir ve Ruanda’da olmuştur.
  • 1830 yılında Osmanlının zayıflamasıyla Cezayir’i işgal eden Fransa, o tarihten itibaren tam 130 yıl boyunca milyonlarca Müslümanı katletmiş, kadınlara tecavüz etmiş, çocukları fırınlarda yakmıştır. 1945 yılındaki halk ayaklanmasında anlatmaktan utanç duyacağımız vahşetler yapmışlardır. 1960 yılına kadar süren Cezayir Bağımsızlık Savaşında 1,5 milyon Müslüman katledilmiştir.
  • 1994 yılında Ruanda’daki Hutuları Tutsilere karşı kışkırtan Fransa, üç ayda 800 bin masumun katledilmesini sağlamıştır. Masrafları düşürmek için de Çin’den 500 bin pala siparişi vermiştir.

İtalya, Belçika, Hollanda, Danimarka ve Almanya’nın Yaptığı Katliamlar;

  • İtalya,Osmanlı Devleti’nin yenilmesiyle 1911 yılında işgal ettiği Libya’da milyonlarca masumun kanına girmiştir. Neredeyse tüm halkı çölde dikenli tellerle etrafını sardıkları toplama kamplarına mahkûm etmişlerdir. Etiyopya ve Yugoslavya’da 300 bin insanı acımasızca katletmişlerdir.
  • Belçika, 1885 yılından itibaren işgal ettiği ve vahşet sınırlarını zorladığı Kongo’da nüfusun 20 milyondan 10 milyona düşmesine neden oldu. Geriye kalan halkın çoğu sakat kaldı. Çünkü köle olarak çalıştırılan Kongoluların birçoğunun, kauçuk tarlalarında tembellik ettikleri gerekçesiyle el, ayak vb. uzuvları kesildi. İş kabiliyeti olanlara uyguladıkları ceza yöntemi ise, çocuklarının kesilen uzuvlarını seyrettirmekti.
  • Hollanda;Fildişi Sahili, Gana, G. Afrika, Angola, Namibya, Senegal gibi ülkeleri işgal etmekle kalmadı, büyük köle pazarları oluşturarak özellikle ABD ve Avrupa’ya köle ticareti yaptı. Bazı limanlar sadece bu iş için açıldı. Endonezya’da akıl almaz katliamlar yapan Hollanda’nın BM tarafından 1995’te Boşnakları korumakla görevlendirdiği askerleri, 8 binden fazla sivili Sırplara teslim ederek öldürülmelerine neden olan Srebrenitsa Katliamının baş aktörleri olmuştur.
  • Danimarka, 1945’te çoğu çocuk 250 bin Alman mültecinin kamplarda ölmesine neden olmuştur.
  • Almanya, işgal ettiği Namibya’da inanmakta güçlük çekeceğimiz vahşetlere imza atmışlardır. 19. yüzyılın sonlarında nüfusu 132 bin olan yerli halktan 15 bin kişi sağ kalmıştır. Ölenlerin büyük bir kısmı çöle sürülen ve susuzluktan dolayı hayatını kaybeden kişilerden oluşmuştur. Yani onları öldürmek için kendilerini yormamışlardır. Geriye kalanların çoğu kadın ve kız çocuklarıdır. Bunlar üzerinde üstün(!) Alman ırkını ortaya çıkarmak için deneyler yapmışlardır. Çoğuna tecavüz edilmiş, hamile kalanların doğurduğu çocuklar üzerinde akıl almaz metotlar uygulamışlardır.

 

Günümüzde Devam Eden İşgal ve Zulümler;

  • Kendini dünyanın jandarması (!) olarak gören ABD’nin katliam ve vahşet sicili oldukça kabarıktır. İngilizlerden bu bayrağı devralan ABD, özellikle 2. Dünya savaşıyla beraber insanlığın utanç vesikası olmuştur. Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine ABD tarafından atılan nükleer bombalar nedeniyle 250 bin sivil saniyeler içinde can verdi. İleriki günlerde radyasyonun etkisiyle bir o kadar insan daha öldü. Yine ABD’nin Vietnam’ı işgali sonrası 4 milyonu sivil olmak üzere toplamda 5 milyon insan öldürüldü. Irak’a yönelik yapılan 1. Körfez harekâtında 1 milyon, 2. Körfez harekâtında da 600 bini çocuk olmak üzere 2 milyon civarında Iraklı öldürüldü. ABD’nin Irak’a götürdüğü demokrasinin bilançosu bu oldu. 11 Eylül saldırılarını bahane eden ABD, Afganistan’ı işgal etti. Milyonlarca sivil katledildi. Suriye iç savaşında yüzbinlerce insanın katledilmesine sebep oldu.
  • Stalin döneminde 30 milyondan fazla insanın açlık, sürgün ve katliamlarla öldürüldüğü Sovyet işgali sonrası on yıl süren Afganistan işgalinde de bir milyondan fazla sivil katledildi. Rusya’nın Çeçenistan’daki katliamlarında 300 bin kişi öldürülmüş ve 200 bin kişi ise kaybolmuştur. Suriye’deki olaylarda rejimin katliamlarına İran ve Hizbullah ile beraber ortak olmuştur.
  • Komünist Çin rejiminin özellikle Doğu Türkistan’daki katliamları günümüzde de devam etmektedir. Uzakdoğu coğrafyalarındaki ülkelerin, halklarına yaptıkları zulümlerin çoğunda Çin’in parmağı vardır. Örneğin Myanmar devletinin Arakanlı Müslümanlara yönelik vahşeti, Çin’den aldıkları destek sayesinde olmaktadır. Kamboçya diktatörü Pol Pot, Çin’den aldığı destekle pirinç tarlalarında çalıştırdığı 7 milyon nüfuslu halkından 3 milyonunu katletmiştir. Kızıl Kmerler ülkedeki tüm gözlüklü insanları öldürmüşlerdir.
  • Hindistan, Pakistan’a yönelik katliamlarını işgal altında tuttuğu Keşmir üzerinden yapmaktadır. Milyonlarca Keşmirliyi öldüren Hinduların Müslümanlara yaptıkları zulümler akıl almaz boyutlardadır.

 

Şimdi sormak istiyorum; Yeryüzündeki bu acıları yok etmeye ahdetmiş Müslümanlardan başka zulmün karşısında dik duran bir başka grup var mı? Tüm insanlığı bu vahşetlerden kurtarmayı inancının bir gereği olarak gören başka bir oluşum var mı? Dertli olmayı mutlu olmaya tercih eden müminlerden başka insanlığın onurunu kurtarmaya aday başka kimseler var mı? Herkesin kendi acısına ağladığı, herkesin kendi acısını yoğurduğu bu dünyada başkasının acısına ağlayan bizden başka birileri var mı? Hayır, yok ve bundan sonra da olmayacak! Bu yüzden yeryüzüne İslâm’ın adaletinin gelmesi gerekiyor. Tüm coğrafyaların zulüm altında inlediği bu dönemde İslâmî fetihlerle bu vahşetin önlenmesi gerekiyor. İşte bu yüzden tüm insanlığa sesleniyoruz; Fetih işgal değildir!