Türkiye geneli Kudüs bilincini oluşturmak için Milli Eğitim Bakanlığının aldığı bir kararla bütün illerdeki okullarda 2017-2018 Eğitim-Öğretim yılı “Kudüs’ü anlamak ve anlatmak yılı” ilan edildi. Bu kapsamda bütün okullarda Kudüs ve Mescid-i Aksâ’nın önemi ile ilgili seminer, resim sergisi, Şiir ve Kudüs maketi çalışmaları yapıldı. Eğitim sezonunun sonunda ise bu seminerler Uluslararası bir Sempozyum ile taçlandırılmak istendi. Bu adımın ilkini de Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü düzenlediği “I.Uluslararası Dünden Bugüne Kudüs Sempozyumu: 13 Haziran 2018” ile gerçekleştirdi.

Sempozyuma Beytülmakdis Çalışmaları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Abdulfettah Awaisi, Filistin Alimler Birliği Üyesi Dr. Huzeyfe El-Hatip, DKV Mütevelli Heyeti Üyesi Prof. Dr. Mehmet Akbaş, Davet Mektebi Dergisi Yazarı ve Mavi Marmara Gazisi Barış Oktay, Ürdün’den Dr. Muhammed Hemmam Milhem, Başbakanlık Ortadoğu Baş Danışmanı Ömer Korkmaz, Diyarbakır İYC Başkanı Dr. Ali Karakaş, Dr. Murat Özaydın, Prof. Dr. İrfan Yıldız ve Prof. Dr. İbrahim Özcoşar katıldı. İki oturum ile gerçekleşen sempozyumda konuşmacıların sunumlarından öne çıkan notlar şöyledir:

1.Oturum Başkanı Dr. Murat Özaydın;

Beytülmakdis’e hükmeden, dünyaya hükmeder, dünya onun etrafında şekillenir. Bu açıdan baktığımız zaman, bizler sömürgecilere karşı Beytülmakdis’i korumak, mücadele etmek ve savunmakla yükümlüyüz. Bu sorumluluk hepimize aittir. Kudüs (Beytülmakdis) bizim en büyük imtihanımızdır. Bu imtihan kıyamete kadar, farklı şekillerde ve zeminlerde sürekli devam edecektir. Asıl önemli olan nokta, bizlerin bu değişik şekillerde gerçekleşen konjonktürde nasıl bir mücadele sergilediğimiz ve nerede durup, neleri yapabildiğimizdir. Çünkü bu cihat kıyamete kadar kesintisiz sürecektir.

Bu mücadeleyi yürütürken unutmamamız gereken en önemli husus şudur; Beytülmakdis’in fethi İslâm birliğinin kurulması için en önemli vasıtadır. Tüm dünya Müslümanlarının, hatta tüm insanlığın birleşeceği huzur ve barışın iliklere kadar hissedileceği en önemli mekândır.

Filistinli Prof. Dr. Abdulfettah Awaisi: Beytülmakdis için Türkiye’ye Düşen Roller

Trump, Yahudilere Kudüs’ü israil’in başkenti yapma sözü verdi. Şimdi o sözünü yerine getiriyor. Maalesef her zamanki gibi kendisine destekçiler de buluyor. Peki, onlar bunları yaparken İslâm ümmeti nerede? Biz her zaman haykırıyor, ifade ediyorduk; Mescid-i Aksâ tehlikededir diyorduk, ama şimdi bunu geçtik, artık yıkılmasından korkuyoruz.

Burada şunu ifade etmeliyim; Türkiye’nin, Beytülmakdis’e katkısı ne olur? Beytülmakdis’in geleceğine dair bir teorimiz var. Bölge de etkili olacak 4 ülke var (Türkiye, Mısır, Irak, Şam). Burada Türkiye lider ülke konumundadır. Müslümanların tek ümidi olduğu için Türkiye üzerinde durmak gerekiyor. “Mekke ile İstanbul aynı bereket dairesi üzerinde yer almaktadır. Aynı zamanda Beytülmakdis ile İstanbul arasındaki mesafe Beytülmakdis ile Mekke arasındaki mesafeye eşittir. Beytülmakdis ile Ankara arasındaki mesafe, Beytülmakdis ile Medine arasındaki mesafeye eşittir. Kâbe ile Beytülmakdis arası mesafe ne ise, İstanbul ve Medine arası, Beytülmakdis ile Ankara aynı mesafedir. Arada manevî bir bağ var. Bu da gösteriyor ki geçmiş ve bugüne baktığımızda Türkiye’nin bölgedeki büyük önemi bir kez daha kuvvetli bir şekilde açığa çıkıyor.”

Bu sebeple Beytülmakdis’in fethi için Türkiye daha da güçlenmelidir. Dikkate edeceğimiz bir nokta da şu olmalıdır; Türkiye’de siyasî açıdan devlet otoritesi zirvede olabilir, ancak ilmî açıdan seviye diptedir. Hızlı bir şekilde ilmî olarak da seviyeyi yükseltmeliyiz. Siyasî gücü, ilmî güçle takviye ederek her ikisinin gücünü birleştirdiğimiz takdirde zafere ve sonuca ulaşmak mümkün olacaktır.

Barış OKTAY: Beytülmakdis’in Önemi

Beytülmakdis, risaletin Allah Resulüne (sav) tebliğ edildiği, İslâm’ın ilan edildiği günden bu yana Müslümanlar için çok önemli mukaddes bir mekândır. Beytülmakdis’in bu önemini on ana başlık altında dinî önemi, tarihî önemi, coğrafî önemi, içtimaî önemi, askerî önemi, siyasî önemi, ekonomik önemi, kültürel önemi, ruhî önemi ve dava açısından önemi diye sıralayabiliriz. Tabii ki bu başlıkların her birisi kendi içinde çok önemli maddeler içermektedir.

Bu şuurla Beytülmakdis; ilk insan, ilk peygamber Adem (a.s)’dan Yunus (a.s)’a, İbrahim (a.s)’dan Lut (a.s)’a, Musa (a.s)’dan Yusuf (a.s)’a, Davut (a.s)’dan Süleyman (a.s)’a, İsa (a.s)’dan son peygamber, Hz. Muhammed (sav)’e kadar bütün peygamberlerin belli sebeplerle uğradığı, yaşadığı, başından olayların geçtiği bir mekân olmuştur. Bu yüzden de Beytülmakdis, peygamberler şehri, mukaddes bir mekân, Müslümanların varis kılındığı bir miras ve kırmızı çizgisi olmuştur.

Bugün 14 Mayıs 2018’de bunları konuşmak tabii ki de bizim için çok daha büyük bir önem ifade etmektedir. Çünkü Filistin’deki işgalci israil sözde devletinin kuruluşunun 70. yıl dönümünde Kudüs’ü başkent ilan ettikleri bir tarihte biz de Diyarbakır’dan onlara ‘yıkılacaksınız!’ diyoruz. “Kudüs Müslümanların, Filistin’in Başkentidir. Kudüs Ümmetin, İslâm’ın Başkentidir.” diyoruz.

Dr. Huzeyfe el-Hatip: Sömürgeci ve İşgalcilere Karşı Beytülmakdis’in Savunulması

14 Mayıs bizlere büyük felaketi hatırlatıyor ve şu anda kendimi çok kötü hissediyorum. Filistinlilerin o şanlı direnişinden bahsedebilmek bizler için çok önemlidir. Burada çok ciddi ve önemli bir nokta var: Siyonistler, Müslümanların direnişinden oldukça tedirgindir ve çok korkmaktadır. Hamdolsun, işgale karşı Müslümanların direnişi ilk günden bugüne kadar kesintisiz olarak şanlı bir şekilde devam etmektedir.

İman nerede olursa olsun, kül de dahi bulunsa Müslümanı direnişçi yapan bir iksir gibidir. Türklerin dediği dibi “İman varsa, imkân da vardır.” İman yürekten vuran bir cevherdir. Her dilde vurmanın bir karşılığı vardır. Kürtlerin de dediği gibi “lexe (vur).” Müslümanlar sadece güçle değil, fikirle, şiirle, eylemle ve her açıdan mücadele yürütmektedir.

İngiliz sömürgecilerden sonra şimdi de Amerika Filistin’e karşı Yahudilerle birlikte harekete geçmiştir. Kudüs’ü başkent ilan etmeleri ile mücadele büyük bir ivme kazanmıştır. Bu şerefe erişmek için sancağı elimize almalıyız. Filistin sadece o coğrafya da yaşayanların olsaydı, çabuk sonuçlanırdı. Ancak, Filistin tüm Müslümanların ortak davasıdır ve inşallah fetih yakındır.

Ömer Korkmaz: İslâm Dünyası, Ortadoğu ve israil İşgali

Filistinlilerin davaya olan inanç ve samimiyetleri, her türlü direniş ve eylemleri, gösterileri gerçekten de takdire şayandır. Çünkü bu durum Siyonistlere büyük korku ve rahatsızlık vermektedir. Ancak birkaç farklı konuya dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Çok önemli bir ayrıntıyı kaçırmaktayız. Filistin davası tüm dinlerin ortak davasıdır. Filistin davası, Hıristiyanların da davasıdır, zafere ulaşmak için, onlarla beraber hareket etmeliyiz. Her türlü söylem ve eylemlerimizde onları da yanımıza almalıyız. Görünürde Yahudiler azınlıktadır. Ancak Amerikan ve İngilizler onların güdümündedir. Bu şekilde bir güç ve otorite sağlamaktadırlar. Bu açıdan baktığımızda Hıristiyan dünyasıyla hızlı bir şekilde düşmanlığı azaltıp dostlukları arttırarak karşımızdaki bu güçlü Siyonist ittifakı yenebiliriz.

Yahudiler sosyal bilimlerde çok etkililer ve kalemleri çok güçlüdür. Bunu kırmak için eğitim şarttır. Sosyal bilimlere bizler de ağırlık vermeliyiz. Siyonistler bu alanda çok çalışıyor, boş durmuyorlar. Bizler de çok çalışmalı ve düşman sayısını azaltmalıyız. Müslümanları bir araya getirecek lider şahsiyetlere ihtiyaç vardır. Lider şahsiyetler, verecekleri onurlu mücadeleyle, barışı ve huzur gerçekleştirecektir. Şunu asla unutmayalım: “Filistin’de barış yoksa dünyada barış yoktur. Dünyadaki barış, huzur ve güven ortamının teminatı, Kudüs’ün esaretten kurtularak özgür olmasına bağlıdır.”

2.Oturum Başkanı Prof. Dr. İrfan Yıldız;

Kudüs İslâm aleminin bağrında açılan ve kapanması zaman alan en büyük yaradır. Müslümanların ilk kıblesi ve İslâm medeniyetinin ilk anıtsal eserlerini verdiği bu mübarek beldenin işgal altında olması bütün Müslümanları yaralamaktır.

Kudüs’e, Kudüs davasına sahip çıkabilmemiz için bir an önce sahaya inip faaliyetlerde bulunmalıyız. Oradaki kardeşlerimize maddî ve manevî desteklerde bulunmalıyız. Her yıl milyonlarca Müslüman Kudüs’ü ziyaret etmeli, oradaki Müslümanlara ‘yanınızdayız’ mesajını vermelidir. Umre turlarına Kudüs dahil edilmelidir. Sponsorlar aracılığıyla her yıl binlerce çocuğu, genci Kudüs’e göndermeliyiz. Gidip davayı yerinde görecek bu gençler hem Kudüs davasının bilincine varacaklar hem de bu davaya sahip çıkacaklardır. Bizim belediyelerimiz Filistin’deki belediyeleri kardeş belediye olarak kabul edip onlara gerekli teçhizat desteği vermelidir. Toplumu Kudüs davası konusunda bilinçlendirmek için belli periyotlarla konu ile ilgili konferanslar, paneller ve kongreler düzenlenmelidir.

Prof. Dr. İbrahim Özcoşar: Beytülmakdis’te Selamet Çağı: İslâm Ahlakı ve Gayrimüslimler

İslâm toplumu, farklı din mensuplarının bir arada huzur içinde yaşadıkları bir toplumu ve coğrafyayı temsil eder. İslâm toplumlarında her daim Müslümanların yanında, Hıristiyan ve Yahudiler birlikte yaşamıştır. Çünkü bizdeki ümmet kavramı diğer semavi dinleri de kapsamaktadır. Hukuk ve yaşam pratikleri diğer din mensupları için de geçerlidir.

İslâm model sunar, teorik ve pratik çözümler üretir. Bu alanlarda çözüm üretebilen tek din İslâmiyet’tir. Diğer dinlere mensup insanlar, kendi aralarında dahi anlaşamazken İslâm toplumlarında yoğun bir şekilde yerleşmiş ve huzurlu yaşamışlardır. Mesela hatırlayalım: Hz. Ömer (r.a) gayrimüslimlere “eman-nâme” veriyor. Bu belge hazırlanırken Hıristiyanlar, Yahudiler eklenmesin diyenler çıkıyor. Hz. Ömer ise eman-nâmede herkesi kapsama alıyor. Yetmiş Yahudi aileyi Beytülmakdis’e yerleştiriyor. Hıristiyanlara da kolaylıklar sağlıyor. Rahip ‘Kilise de sizindir, burada namaz kılın’ dediğinde Hz. Ömer (r.a) ‘Olmaz! Burada namaz kılarsam tüm kiliseler mescide çevrilir.’ diyerek hassasiyet ve iyi niyet gösteriyor. Tüm dinleri kucaklıyor ve huzur getiriyor.

Dr. Muhammed Hemmam Milhem: Beytülmakdis’in Faziletlerine Dair Şer’î Hükümler

Beytülmakdis’in faziletlerine dair şer’î hükümleri anlatan hadislerde Beytülmakdis’in önemine değinilmiştir: Öncelikle hadislerde Kudüs üç farklı şekilde ifade edilmektedir. Farklı farklı hadislerde “Beytülmakdis, Beytülmukaddes, Beytülkuds” olarak geçmektedir. Bizler de bu mübarek beldeyi ifade ederken bu kavramlarla ifade etmeye önem vermeliyiz.

Ebu Hureyre (r.a)’dan Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: Ümmetimden Dımeşk (Şam) kapıları ve çevresinde ve de Beytülmakdis ve çevresinde savaşan bir topluluk mutlaka var olacaktır. Onları desteksiz bırakanın bu desteksiz bırakması, onlara zarar vermeyecektir ve onlar kıyamet kopana kadar galip olmaya devam edecektir (1).

Bu hadisteki husus gösteriyor ki, ümmet içinde hak yolda gidecek ve zafere erişecek bir grup var. Bu gruptan taife-i mansura’dan (Beytülmakdis’e destek olan gruptan) biri olmaya gayret edelim inşallah. Buna nail olabilmek en büyük şereftir. Bu taifenin karşısında yer alanlar batıl çizgidedir. Beytülmakdis yeryüzünde Allah (c.c)’ın mizanıdır. Beytülmakdis yaklaşımı, hak veya batılda olmayı açıkça ifade eder.

Prof. Dr. Mehmet Akbaş: Sahabenin Beytülmakdis’e Verdiği Önem

Cennetle müjdelenen ordu Şam’a geliyor, o günün ABD’si denen bir ordu var karşılarında. Aşere-i Mübeşşire bu savaşta yer aldı. Bizans ve İran iki süper güçtü o zamanlar. Ama sahabe zoru başardı ve bu ordular bertaraf edilerek galip gelindi ve zafere ulaşıldı. Peki, bu zaferler nasıl gerçekleşti.

İslâm budur işte; Bedir savaşında bir avuç Müslüman var, ancak yürekteki iman, ihlas, samimiyet ve teslimiyetle binlere tekabül eden bir ordu edasıyla zafer gerçekleşiyor. Gazalar Allah (c.c) için olmalıdır. Gönlümüze cihat aşkı zirve yapmalıdır. Ashabı Kiramın hayatı bu duyguyla şekillenmiştir. Yüz bine karşı üç bin mücahit savaşmış ve zafer Müslümanların olmuştur.

Şimdi bu anlayışla öncelikle kadınlardan bir söz almak istiyorum. Gül saksıları yetiştirerek bunların suyunu çıkaracak ve misafirlere ikram edecekler, bir gün gelecek bu gül suyunu beraberce Beytülmakdis’e götüreceğiz diye niyet edecekler.

İkinci olarak, 2018 yılı içerisinde doğacak her çocuğa Selahaddin ismini vereceğiz. Annesi diyecek ki, ben seni şeyh Ahmet Yasin yolunda yetiştirdim. Bir Sultan Abdülhamit gibi, Beytülmakdis’e hizmet edip koruman için yetiştirdim.

Üçüncü olarak da bir müjde mahiyetinde sözlerim olacak. Müslümanların beyin takımı İstanbul’dadır. İstanbul kurtulursa Türkiye, Türkiye kurtulursa dünya kurtulacaktır. Bu sebeple cihadımız ve savaşımız oldukça büyük ve şereflidir. Hazırlanalım inşallah.

Dr. Ali Karakaş: Hadis Kültüründe Kudüs ve Mescid-i Aksâ

Mescidi Aksa, Müslümanların ilk kıblesidir. Bu mescit, İslâm kültüründe önemli bir yere sahiptir. Çünkü Kur’ân ve Sünnette bu mescitten bahsedilmektedir.

“Ayetlerimi göstermek için, kulu (Muhammed’i) geceleyin Mescid-i Haram’dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya yürüten Allah, bütün noksanlıklardan münezzehtir. Muhakkak ki O, en iyi işiten, en iyi görendir.” (İsra, 1) Bu ayette Mescid-i Aksâ ifadesi açıkça geçmektedir. Müfessirler etrafı mübarek kabul edilen yerin Beytülmakdis olduğu konusunu ittifakla kabul etmiştir. Hadislerde de Mescid-i Aksâ’nın önemi şöyle zikredilmiştir: Peygamber Efendimiz (sav) “Yolculuk ancak şu üç mescitten birine ibadet için olur. Benim şu mescidime, Mescid-i Harama ve Mescid-i Aksâ’ya.” (2). Diğer bir hadis ise şu şekildedir: “Mescid-i Aksâ’da kılınan bir namaz -Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebî hariç- diğer mescitlerde kılınan bin namaz kadar sevaptır.” (3).

Yukarıda naklettiğimiz ayet ve hadisler Kudüs ile Mescid-i Aksâ’nın Müslümanlar için ne kadar değerli, kutsal ve anlamlı olduğunu ifade etmektedir. Dolayısıyla Kudüs İslâm âlemi için, Mekke ve Medine’den sonra kutsal olan üçüncü şehirdir. Bu şehir Müslümanların ilk kıblesi ve Miraç olayının gerçekleştiği tek mekândır.

 

Kaynakça

  1. Hadisi Ebû Ya’lâ 7/84 (6417), Taberânî, Evsat (47) ve İbni Adiyy, el-Kâmil’de rivayet etmiştir.
  2. Müslim, Hac, 15/ 415, 511.512. Buhârî, Mescid-i Mekke, 1. Savm 67, Ebû Dâvud, Menâsik 94; Tirmîzî, Salât 126; Nesâî, Mesâcid, 10.
  3. İbn Mâce, İkâmetü’s-salât, 196.

BARIŞ OKTAY