“Her ümmet için biz kurban ibadeti koyduk ki, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların üzerine O’nun adını ansınlar.” (Hac, 34)

Kurban ibadeti hicretin ikinci yılında eda edilmeye başlanmış ve Hz. Peygamber (sav) hicretten itibaren on yıla yakın bir süre hep kurban (Udhiyye) kesmiştir.1

“Peygamber Efendimiz, Zilhiccenin dokuzuncu günü Sevik Gazasından dönerek Medine’ye kavuşmuştu. Ertesi günü, yani Zilhicce’nin 10. günü Müslümanlarla birlikte namazgâha çıktı. Ezansız ve kametsiz olarak iki rekât Kurban Bayramı namazı kıldırdı. Namazdan sonra bir hutbe irad etti. Bu hutbelerinde, kurban kesmelerini Müslümanlara emretti. Kendileri de iki kurban kesti.”2

Peki, kurban nedir? Kurbanı nasıl anlamalıyız?

Sözlükte; “yaklaşmak, Allah’a yakınlık sağlamaya vesile olan şey” anlamına gelen kurban, dini bir terim olarak, “ibadet maksadıyla belirli bir vakitte belirli şartları taşıyan hayvanı usulünce boğazlamak, ya da bu şekilde boğazlanan hayvan” demektir. Arapçada bu şekilde kesilen hayvana udhiyye denilir.3

Tüm bu açıklamalardan da anlaşıldığı gibi kurban bir ibadettir. Ama yalnızca bir hayvanı boğazlamak, fıkhî boyutunu araştırmak ve et paylaşımını konuşacağımız bir ibadet değil. Kurban maddesiyle-manasıyla her şeyiyle bir ibadettir.

Kurban; Allah’a yakınlık sağlamaya vesile olan ibadettir. Kurban; Allah’a yaklaşmaktır, Allah’a adanmaktır, Allah’a teslim olmanın, mal ve candan fedakârlık etmenin adıdır.

Kurban; atamız İbrahim’in (a.s) yakarışının, İsmail’in (a.s) teslimiyetinin adıdır. Kurban; “Şu hâlde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” (Kevser, 2) ilahi emrinin eyleme dönüştüğü anın adıdır.

Takvaya ulaşmanın adıdır kurban, “(O kurbanların) ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşacaktır. Fakat O’na sizin takvanız ulaşacaktır.” (Hac, 37)
 Yüce Rabbimizin, Kur’ân-ı Kerîm de zikrettiği hayatın, ölümün, dinin direği namaz ile birlikte adanmışlığı, teslimiyeti ifade eden ibadetin adıdır kurban. “De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’âm, 162)

Efendimizin (sav) “Âdemoğlu kurban günü Allah katında kurban kesmekten daha güzel bir amel işlemez. Kurban, kıyamet günü boynuzları, kılları ve tırnaklarıyla (sevap olarak) gelir. Kurban, henüz kanı yere düşmeden, Allah tarafından kabul edilir. Bu sebeple kurban kesme konusunda gönlünüz hoş olsun, (bu iş size zor gelmesin).”4 buyurarak Kurbanın sembolize ettiği gerçeğin Hakk’a adanmanın, Hakk’a boyun eğmenin ve karşılığının ise yüce Rabbimizin rızası olduğu gerçeğinin şuuruna erilmesinin adıdır kurban.

O halde bir ibadet olan kurbanı bizler nasıl anlamalıyız?

Allah’ın emridir deyip, fıkhî boyutunu gözetip hayvanı boğazladığımız da kurban ibadetini tamamlayıp, tam manasıyla kulluğumuzu yerine getirdik diye rahatlamalı mıyız? Yoksa kurban Allah’ın bizler için bahşettiği hayvanı boğazlamaktır deyip gerçek manadaki kurban sorumluluğumuzdan kurtulduğumuzu mu zannetmeliyiz?

Ya da kurban, Allah adına, O’na yakınlaşmak amacıyla, O’nun dışındaki her şeyi O’na kurban etmektir deyip erkeğiyle, kadınıyla, bizden öncekiler veya aynı çağda yaşadığımız insanlar gibi Allah’a boyun eğmek için, takvaya erişmek için, neden, niçin, nasıl demeden mallarını, canlarını ve cananlarını nasıl kurban ettiler deyip, bunu mu düşünmeliyiz? Evet, neden görmüyoruz kurban edilenleri, neden göremedik kurban ettiklerini? Yoksa kendi aczimizi, kendi eksikliğimizi görmek istemediğimizden mi?

Hep anlattık Hz. İbrahim (a.s) ile Hz. İsmail’in (a.s) kıssasını, hep dinledik bu kıssayı ama ben bu teslimiyetin neresindeyim diye sormadık kendimize ya da sormak istemedik. Hâlbuki yüce Rabbimiz “İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır…” (Mümtehine, 4) “Rabbi ona: “Teslim ol” dediğinde (O:) “Âlemlerin Rabbine teslim oldum” demişti.” (Bakara, 131)

Atamız olan Hz. İbrahim (a.s) ve onunla birlikte olanlar bizim için örnek ise yaşanan olayları, teslimiyeti, tevekkülü nasıl anlamalıyız? O gün kurban hadisesi yaşanırken Hz. İbrahim’in (a.s) yanında bizler için örnek olacak eşi Hz. Hacer annemiz de vardı, o da o gün teslimiyet göstermişti, o da tevekkül edip sabretmişti hem de yalnızca âlemlerin Rabbi olan Allah için.

O gün İblis, Hacer annemize İsmail’in (a.s) kurban edilmeye götürüldüğü haberini verince “Eğer, Rabbi bunu emretti ise, Allah’ın emrine boyun eğmek gerekir.”5 demişti.

İşte gerçek manada kurban buydu, Allah’ın emrine boyun eğecek, ciğerparesini kurban eden eşine destek verecek, kurban olmaya itiraz etmeyecek evlat yetiştirmekti kurban? Çünkü kurban boyun eğmekti.

Kurban, Hz. Meryem’in annesi Hanne gibi yıllardır hasretini çektiği evladını her şeyden vazgeçerek Mescid-i Aksâ’ya adamaktı Allah’ın adının anılması için. Hz. Hatice (r.a) gibi Allah’ın dini yeryüzünde yayılsın diye tüm malını en sevdiği (Allah ve Resûlü) uğruna gerçek mülkün sahibini bilip O’nun uğruna verebilmekti kurban.

Hz. Fatıma (r.a) gibi zalime boyun eğmeyecek, Kerbela meydanında şehit olmayı, kanının akmasını şeref bilecek evlatlar yetiştirmekti kurban. Hz. Zeynep (r.a) gibi Yezidin yüzüne Hakkı haykırma cesaretini gösterip, öldürülme korkusu yaşamadan canan yolunda canım giderse canıma minnet diyebilmekti kurban.

Zeynep Gazali gibi hüküm yalnızca Allah’ın olsun diye işkencelere katlanıp sabretmekti kurban. Adını dahi bilmediğimiz Furkan Doğan’ın annesinin, Filistin’in özgürlüğü için evladını feda ettiği halde neden, niçin dememesi idi kurban.

Anayasamız Kur’ân olsun diye mücadele verilirken vurulup, sedyenin üzerinde son nefesini vermek üzere olan evladına sabır tavsiye eden Esma Biltaci’nin annesinin metanet göstermesiydi kurban. Evet, gerçek manadaki kurban sabırdı, azimdi, tevekküldü, neden, niçin demeden teslimiyetti.

Maddi manadaki kurban (hayvanın boğazlanması) yalnızca bir sembolize idi. Çünkü Hz. İbrahim’e (a.s) Allah tarafından bahşedilen kurban azmin, sabrın, tevekkülün ve teslimiyetin bir sonucuydu. Yalnızca Allah rızası için maddi fedakârlık yaparak kestiğimiz kurban tabi ki çok değerlidir.

Peygamberimiz, Kurban Bayramı günü, kızı Hz. Fatıma’ya (r.a) şöyle buyurur: “Ey Fatıma! Kalk, kurbanının yanında bulun, şunu iyi bil ki; onun kanından yere düşen ilk damla ile işlemiş olduğun günahların tümü affedilir. Kurban kesilmeden önce şöyle dua et: ‘Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi içindir. Onun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben Müslümanlardanım.” Bu sırada Peygamberimizin yanında bulunan sahabeden İmran b. Husayn şöyle bir soru sorar:

Ey Allah’n Resûlü! Bu (bağışlanma ve sevap) yalnız senin Ehl-i Beytine mi mahsustur, yoksa tüm Müslümanlar için de durum aynı mıdır? Resûl-i Ekrem Efendimiz de: “Tüm müminler için aynı sevap vardır.” buyurur.6

Ama maddi fedakârlıkla birlikte gerçek manadaki fedakârlığı anlayamazsak kulluğun zirvesi olan kurban ibadetini gereği gibi anlayamıyoruz demektir. Maddi fedakârlık olarak yapılan kurban ibadetine yüce Rabbimizin lütfu böylesine bol olurken gerçek manadaki kurban olan adanmayı, adamayı, teslimiyeti yüce Rabbimiz “Yalnız Allah’a kulluk ederek, bütün benliğiyle yüzünü O’na dönen ve tek Allah’a inanarak hiçbir zaman O’na ortak koşmayan İbrahim’in dinine uyandan daha güzel bir inanç sahibi kim var? Allah, İbrahim’i dost edinmiştir.” (Nisa, 125) buyurarak en yüce makama ulaştırmıştır. İbrahim (a.s) ve onun yoluna uyanlar. Onun gösterdiği sabrı, azmi teslimiyeti gösterenler. İşte gerçek manada istenen kurban, işte gerçek manada istenen teslimiyet. İşte gerçek manada ki kurtuluş… Gerçek manada ki kurbanı anlayıp, kurtuluşa erebilmek dileğiyle.

Kaynakça:

1) Tirmîzî 20, K. El-Edahî, 11, Hadîs No: 1507. 2) Sîre, 3/58-59; Tabakât, 2/33. 3) İslâm İlmihali, 2, TDV Yayınları. 4) Tirmîzî. 5) Hakîm, el-Müstedrek. 6) Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. IV, s. 17; Hakîm, el-Müstedrek, c. IV, s. 222.