Takvimler 14 Ağustos’u gösteriyordu,
Yer: Rabia Meydanı’ydı
Şehadet ve dirilişin meydanı.
Havada şehadet kokusu vardı.
Çocuk, genç, yaşlı hepsi bir arada
Zulme boyun eğmeyenler meydanlardaydı.
Ellerde Kur’an, dillerde tekbir,
Gönüllerde ya şehadet arzusu ya zafer vardı.

Meydanda henüz on yedisinde bir kız,
Annesinin biricik yavrusu,
Bir elinde 4 ay önce hıfzettiği Kur’an,
Diğer elinde zalime atılan taş.
Yoktu yüreğinde korku ve gözünde yaş,
Kur’an okuyor ve hazırlanıyordu yavaş yavaş.

Sanki şehadeti içine doğmuştu.
Bir şişe suyla abdest almıştı.
Annesi: “kızım birlikte olalım” demiş,
O ise sadece gülümsemişti.
Annesinin yanaklarından öpüp gözden kaybolmuştu.

Düşman pusu kurmuş bekliyordu.
Keskin nişancıların ve tetikçilerin elleri tetikte.
Gencecik Esmalar alnından vuruluyordu bir bir
Bir baba, şehit kızının başında,
Allah’a hamd edip kızına gıpta ederek
Ve Peygamberin İbrahim’ine ağladığı gibi ağlayarak
Şehit kızının başında dua ediyordu.

Ateş altına alınıyordu tek silahları dua olanlar,
Yakılıp yıkılıyordu insan dolu çadırlar
Binlerce şehit, binler vuruluyordu meydanda,
Ama yüzbinler, milyonlar diriliyordu tüm dünyada
Davut BAYDAR