Davet Mektebi olarak bu ayki röportajımızda Fatma Zehra Hamad hocamızla Rabia Katliamını konuştuk.

Deniz: Hocam öncelikle kıymetli vaktinizi bize ayırdığınız için teşekkür ediyoruz.

Mısır muhalefeti 30 Haziran 2013’te Tahrir Meydanı’nda Mursi aleyhinde büyük bir eylem yaptı. Ardından meydanda savaş uçakları ve helikopterler gövde gösterisi yaptı. Buna eş zamanlı olarak Rabia ve Nahda meydanlarında da Mursi yanlısı karşı gösteriler başladı. Sizler de bu gösterilerdeydiniz. Bize gösterilerden bahsedebilir misiniz?

Hamad: 28 Haziran’da olaylar başladı. Ordu tarafından tehdit edilmeye başlandık. Hüsnü Mübarek yanlısı olan Vatan Partisi taraftarları medyada gösterilerin yapılacağını duyurdu. Fakat medyada yansıtıldığı gibi bir kalabalık olmadı.

Rabia’da ise gösterilere 28 Haziran’da başladık. Benim evim Rabia Meydanına yakın olduğu için her gün gidiyordum. Sabah gidip akşam dönüyordum. Fakat birçok arkadaş Kahire’nin dışından geldiği için özellikle erkekler meydanda kalıyorlardı. 30 Haziran Cuma günü meydan tamamen doldu. Meydana çadırlar kuruldu. Yemek ve diğer ihtiyaçlar için hizmet başladı. Fakat gösterilere başlarken bu kadar uzun süreceğini tahmin etmedik. Darbe olacağını söyleyen vardı, tam tersine Sisi’nin böyle bir şey yapamayacağını savunanlar da vardı. Biz de neye inanacağımıza şaşırmış, olacakları bekliyorduk. Fakat gösterilere gitmek tamamen bizim seçimimiz ve kararımızdı.

3 Temmuz günü abilerimiz ve büyüklerimiz meydanın mutlaka dolu olması gerektiği söylediler. Sanıyorum o gün Kahire’deki bütün Müslüman Kardeşler sevenleri oradaydı. Çünkü daha o dönemde Nahda meydanında gösteriler başlamamıştı. Bizler meydandayken Sisi açıklama yapacağını söyledi. Akşam namazını kıldıktan sonra Sisi’nin darbe konuşmasını şahit olduk. Bizim için o an zaman durdu. Kimimiz inandı kimimiz inanmadı. Bazılarımız oturup ağladık. Ertesi gün zaten kimse Mursi’den haber alamadı. O saatten sonra kimse kendini düşünemezdi. Herkes hür iradesiyle meydanda kaldı. Zira biz böyle yetiştik. Bu dava bizim davamızdı.

Deniz: Gösterilerin başlamasından katliama kadar aynı zamanda Ramazan ayıydı. Meydanda nasıl bir Ramazan geçirdiniz?

Hamad: Bizler Kahire’de oturduğumuz için kapı kapı dolaşıp kendimizi ve davamızı anlatıyorduk. Çünkü cuntanın elinde olan medya her gün bizim hakkımızda türlü türlü yalanlar uyduruyordu. Ramazan’dan önce Mursi’nin en son cumhurbaşkanlığı sarayında görüldüğü haberini aldık. Bizler de hemen cumhurbaşkanlığı sarayının önüne gittik. Zaten daha sonra öğrendiğimize göre Mursi gerçekten de oradaydı. Bizler sarayın önünde sabah namazını kılarken üzerimize silahlarını doğrulttular ve rastgele ateş açmaya başladılar. Tanıdığım bazı kişiler de orada vefat etti. İşin ciddiyetini kavramamıza neden oldu bu olay. O esnada yaklaşık 6 bin kişi hapse atıldı. Daha sonra hepsi kefaret ödeyerek çıkabildiler.

Bunlar Ramazan’dan önce yaşadıklarımızdı. Ramazan başladıktan sonra gösterilerin uzun süreceğine kanaat getirdik. Mursi’den hala haber yoktu. En son saraydan çıkarılırken onu gören arkadaşlarımız vardı.

Gün geçtikçe civar bölgelerden de gösterilere katılanlar oldu ve sayımız arttı. Ramazan çok güzel geçti bizim için. Sabah akşam dua edip ibadet ediyorduk. Kardeşliği gerçek manada yaşadık. Bencillik gibi duyguları hiç görmedik. Açık söylemek gerekirse benim hayatımdaki en güzel Ramazan’ım Rabia meydanında kardeşlerimle geçirdiğim Ramazan ayıydı. Her şey Allah içindi. Kendimiz için hiçbir şey düşünemiyorduk. Civar bölgelerden gelen kardeşlerimiz de vardı. Yardımlaşırken bunu tanıyor muyum yoksa tanımıyor muyum diye düşünmüyorduk. Ben özellikle temizliği çok sevdiğim için çöp toplama gibi hizmetleri yapıyordum. Evim meydana yakın olduğundan arkadaşlarımızın elbiselerini toplayıp evime götürüyordum, ütülüyordum geri getiriyordum. Yemek yapıyorsak on kişiye değil yirmi kişiye yapıp dağıtıyorduk. Kahire’de oturanlar sabah olduğu zaman eve gidiyordu. Bazıları işe bile gidiyor, akşama doğru tekrar meydana geliyorlardı. Akşam beraberce dualar ediyorduk. Namaz kılıp iftarımızı açıyorduk. İftardan sonra şehir dışından gelenler meydanda kalıyor, bizler ise Kahire’yi bildiğimiz için dışarı çıkıp davamızı anlatıyor ve gelen yeni misafirleri karşılıyorduk. Bazen vakit olmadığı için teravih namazının hepsini kılamıyorduk. Camide bir kısmını hızlıca kılıp çıkıyorduk. Bazı günler yoğunluktan sahur bile yapamıyorduk. Bir bakıyorduk o telaşla sabah namazı vakti girmiş.

Subhanallah! Çok güzel zamanlardı…

Deniz: 14 Ağustos 2013 sabahı Rabia meydanında neler yaşandı? Baskın esnasında siz orada mıydınız? Neler yaşandığını kısaca anlatır mısınız?

Hamad: 14 Ağustostan önce iki defa baskın oldu. Birincisinde 200 küsur şehit verdik. Bizler olaydan sonra biraz karamsar olduk açıkçası. Tamamen tevekkül ettik. Ölmekten veya kalmaktan korkmuyorduk. Bazen eve gidip geliyorduk ama son zamanlarda büyüklerimiz meydanı boş bırakmayın diyorlardı. 14 Ağustostaki katliamdan birkaç gün önce meydanda daha fazla kalmaya başladık. Bir şeyler olacağını hissediyorduk, bu yüzden meydanı bırakmıyorduk.

Katliam günü sabah namazını kıldık. Ardından kimileri uyudu kimileri de duhâ namazını kıldı. Son günlerde eve gitmediğim için uyku tutmadı, uyanık kaldım. Birden bomba sesleri gelmeye başladı. İlk etapta ses bombaları ve göz yaşartıcı gazlar atmaya başladılar. Sonra baskın başladı. Hedef gözetmeksizin saldırıya başladılar. Etrafımızdaki insanlar bir bir ölüyordu. Kadınların ve çocukların saklanması için çabalarken önümden kamerasıyla Habibe Abdulaziz geçti. Maalesef şehit olduğuna tanık oldum. Daha sonra içine düştüğümüz durum daha da vahim hale geldi. Etrafımızdaki binaların tepesinde silahlı adamlar vardı. Bizler hala olanlara inanamıyorduk. Hayatımızın şokunu yaşadık. Hemen kadınlar ve çocuklar meydanın yanındaki öğrenci yurduna sığındı. Ben de bir arkadaşımla oraya sığındım. Baskının başlangıcı takriben sabah saat 8.30’du. Öğleye kadar sürdü kaos. Bizler sığındığımız yerlerde çocuklarımıza son kalan hurmalarımızı veriyorduk. Telefonların da servisleri kesildiği için kimse kimseye ulaşamıyordu. Kimi sorsak vefat ettiği haberi geliyordu. Yanımdaki arkadaşımın kocasının da yaralandığı haberi geldi. Sığındığımız yurt zaten hastanenin yanındaydı, hemen hastaneye gittik. Vurulup yaralanan Esma Biltaci de o hastaneye getirildi. İzlediğiniz o videodaki gibi yanımızda Allah! Allah! Diye sayıklıyordu. Daha sonra şehit oldu.

Arkadaşımın kocasını aramaya koyulduk. Hastanede dolaşırken her yerde ölü ve yaralılar vardı. Hatta çok acı bir şey hatırlıyorum: Koridordan geçerken yaralı birisi beni çekiştirip benden su vermem için yalvardı. Ben su vermeye niyetlenince oradaki doktor bana kesinlikle su vermememi, aksi halde zarar göreceğini söyledi. Ben o kadar ağladım ki… Adam yanımda son nefesini verirken can çekişiyor, benden su istiyor ama benim elimden bir şey gelmiyordu…

Arkadaşımın kocasını yaralandı diye biliyorduk. Fakat sonunda onu bulduğumda onun da şehit olduğunu gördüm. Yaşadığım üzüntüyü anlatamam. Henüz arkadaşımın haberi yoktu. O kocasını bulup onunla konuşmayı beklerken ben kendimi toparladım ve onunla artık konuşamayacağını buluşmalarının cennete kaldığını söyledim… Çok acı hatıralardı bunlar… Vefat edenlere “İnşallah şehitsiniz, Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (sav) bizden selam söyleyin diyorduk.” İhtiyaç olduğu için hastanede birkaç saat gönüllü olarak kaldık. Geçirdiğimiz çok zor zamanlardı.

Hastaneden ikindi vaktine doğru çıktıktan sonra caminin yanında bulunan bir nikah salonuna sığındık. Kadın ve çocuklar buraya geliyordu. Bazı yaralılar da buradaydı. Oradaki abilerimiz bizlerden meydanları derhal terk etmemizi istediler. Bizler yaşadıklarımıza inanamıyorduk. Sabahtan beri yaşadıklarımızı düşündüğümüzde sormadan edemedim: Bizler savaşta mıydık böyle!

Vakit ilerledikçe annemin bazı arkadaşlarını ve bazı tanıdık simaları gördükçe kendimi teselli etmeye çalıştım. Dönüp meydana baktığımızda meydandaki her şeyin yanıp kül olduğunu gördük. Meydanda kimse kalmamıştı. Kimisi hastanede, kimisi yurtta, kimisi camide kimisi ise nikah salonlarındaydı. Daha sonra elhamdülillah erkek kardeşimi de gördüm. Bizlerden akşam namazına kadar orayı terk etmemizi söylediler. Allah onlardan razı olsun erkekler bir kordon oluşturup kadın ve çocukları meydandan çıkarttılar. Sırayla çıkış yapıyorduk. Yüzleri kapalı simsiyah giyinen polis sandığımız adamlar ise çıkan kişileri rastgele öldürüyorlardı. Düşünün sıraya geçmiş yürüyoruz, önünüzdekini öldürüyorlar o düşüyor ama biz devam etmek zorundayız. Ağlayarak feryatlarla meydandan çıktıktan sonra haliyle vasıta olmadığı için herkes yürüyerek eve gidiyordu. Kocası vefat eden arkadaşımın kayınpederiyle kayınvalidesine haber vermemiz icap ediyordu. Kocası onların tek çocuğuydu. Evlerine kadar gittim, arkadaşımı eve bıraktıktan sonra kendi evime doğru yola koyuldum. Her yerde dumanlar vardı. Baktığım her yer alev alev yanıyordu. Bizim evimiz meydana yakındı. Şehir dışından gelen veya sokakta kalan bazı insanları da yanıma alıp eve götürdüm. Fakat eve gitmek istemiyordum bile. Sanki içimde yanan bir ateş vardı.

Daha sonra annemin evine gittim. Sabaha kadar uyuyamadık. Sürekli haberleşiyorduk. Tanıdıklarımızı arayıp soruyor ve olanları anlamaya çalışıyorduk. O gün nasıl uyudum bilmiyorum. Ertesi gün cenaze işlemleri ile meşgul olduk. Ölüm belgesi bile alamıyorduk. Sadece intihar etti belgesi veriyorlardı. Bazı arkadaşlar defin işlemlerini geciktirmemek için mecburen aldılar bu belgeyi.

16 Ağustos’ta “Ramsis” meydanına gitmeye karar verdik. Yaklaşık altı saatlik bir sürede Ramsis camisine kadar yürüdük. Eve nasıl döneceğimizi bile bilmiyorduk. O gün yaklaşık 40 bin kişi tutuklandı. Benim üç kardeşimde tutuklananlar arasındaydı. Yine ölü ve yaralılar vardı, kaybolanlar vardı. Bizim için bugün de çok zor geçmişti.

Deniz: Şehit Esma Biltaci’yi tanıyordunuz. Esma’nın şehadetini anlatabilir misiniz?

Hamad: Şehit Esma Biltaci’yi daha önceden de tanıyordum. Ben ablası gibiydim. Liseyi yeni bitirmişti ve üniversiteye başlayacaktı. Annesi ve babası onu çok severdi. Ailenin tek kız çocuğuydu, ondan başka dört erkek evlatları vardı. Terbiyeli, efendi bir çocuktu. Kur’an hafızıydı. Rabia katliamında şehit olduktan sonra kardeşi Ammar cenazesini aldı, defini cuma günü yapıldı. Kısacası Esma bir melekti. Allah anne ve babasına sabırlar versin.

Deniz: Katliamda yaşananlar nasıl bir etki bıraktı?

Hamad: Çok zor bir soru. Tabi ki yaşananlara katlanamadık. Onları Allah’a havale ettik. Bizler de mücadeleye devam edeceğiz. Elimizden dua etmek geliyor. Rabia’da yaşananları insanlara anlatmamız gerekiyor. Hani dedik ya biz davamız için meydana özgür irademizle gittik. Hiç pişman değilim. Biz bu yola Allah için çıktık. Biz Allah Resulünün (sav) yolunu seçtik ve gücümüz yettiği kadar da bu yolda ilerlemeye devam edeceğiz. Allah’a hamd olsun ki babalarımız bizleri böyle yetiştirdi. Evet, bölündük. Ama dualarda söylendiği gibi: “Yâ Rabbî! Doğruyu bize doğru olarak göster ve ona uymayı bize nasip et ve yanlış, bozuk olan şeylerin yanlış olduklarını bize göster. Onlardan sakınmamızı nasip et!” İnşallah bizler de hak yolunda olanlarızdır. Öyle dua ediyoruz.

Bu olayların unutulması gerçekten çok zor. Bizler unutmaya çalışırken, katliamdan sonra bile idamlar devam ediyor. Mursi’nin vefat etmesi bizi üzdü. Özellikle Mursi’nin oğlu Abdullah’ı yakından tanırdım, onun ölümünü bir türlü kabullenemedim. Bu yaşananları ve Sisi’nin yaptıklarını aklım almıyor doğrusu. Allah (c.c) çok bağışlayıcıdır. Emin olun Sisi’nin etrafındaki adamlarda hiç merhamet yok. “Onlar anlamıyorlar…” Ben sadece Mısır için üzülüp kızmıyorum. Bosna için, Filistin için, Türkiye için, Myanmar için ve Uygurlular için de üzülüyorum. Zulüm kime gelirse gelsin mazlum mazlumdur.

Elhamdülillah, Allah’a ve O’nun sıfatlarına inanıyoruz. Adaletine güveniyoruz. O’nun yolunda dik durmamız gerekiyor. Allah’ım bizlere sebat etmeyi nasip et! Ey kalpleri evirip çeviren, kalplerimizi senin dinin üzerine sabit kıl! Allah’ım hepimize hayırlı bir son nasip et!

Deniz: Tekrardan Davet Mektebi olarak teşekkür ediyoruz hocam.