Son zamanlarda Türkiye’de Suriyeli mazlumların seslerinin yükselmesi adına çeşitli sinema filmlerinin yapılması, mültecilerle empati kurma ve dertlerini dert edinme açısından ümit verici olmaktadır. Önceki sayımızda bu konuda çekilmiş ilk film olan Kardeşim İçin Der’a filmini tanıtmıştık. Geçtiğimiz Eylül ayında Suriyeli mazlumların hikâyelerini anlatan iki film gösterime giriyor. “Zulme engel olamıyorsanız onu herkese duyurun” sözünü düstur edinerek bu sayıda, köşemizde bu iki filmi tanıtarak, bizde mazlumların feryadının duyulmasına bir nebze de olsa katkı sunmaya çalıştık.

Bırakma Beni

Bosna Hersek savaşına şahit olmuş olan Aida Begic yönettiği “Bırakma Beni” filmi vizyona giriyor. Film, Türkiye’de yaşayan Suriyeli yetimlerin hayat hikâyelerini konu alıyor.

Dünyanın birçok ülkesinde yetimler için kamuoyunu bilinçlendirme çalışmaları ile yardım çalışmaları yapan Beşir Derneği’nin “Yetim Projesi” kapsamında 21 Eylül’de sinemaya taşınıyor. Film mülteci çocukların dünyasını anlatırken filmin hikayesi İsa, Ahmad ve Motaz adlı üç yetimin yaşadıkları üzerine kurulu. İsa, Annesi öldükten sonra Suriyeli mülteciler için kurulmuş olan Şanlıurfa’daki bir yetimhaneye gönderilir. Orada Ahmad ve Motaz ile arkadaş olur.

Ahmad, Ünlü olma hayaliyle bir gün babasına kavuşacağına ve babasının kendisiyle gurur duyacağı ümidini kaybetmemiştir. Ünlü olmayı babasına kavuşmanın yolu olarak görmektedir. Tekrar evlenen ve annesi tarafından yetimhaneye bırakılan Motaz’da bir ses yarışmasıyla annesine sesini duyurmayı ses yarışmasına katılmayı annesini bulmanın tek yolu olarak görmektedir.

Birbirlerine çok da düşkün olmayan bu üç arkadaş, karakterleri ve hayalleri bakımından birbirlerinden farklı olsalar da ortak bir noktada buluşurlar: Yetimhaneyi terk etmek ve yeni bir hayata başlamak. Bu hedef doğrultusunda para kazanmaya çalışan çocuklar, Balıklı Göl’de kâğıt mendil satmaya başlarlar. Başlarda işler yolunda gider. Fakat İsa’nın borçlu olduğu Karaca isimli serseri, bu süreci baltalamaya başlar. Bu durumdan kurtulmak isteyen çocuklar birbirlerine daha sıkı sarılırlar. Ve hayatlarına mal olabilecek bütün bu tehlikeler karşısında sevgiyi, dostluğu ve umudu yeniden keşfederler.

Misafir

Suriyeli mazlumların derdiyle dertlenen ve Misafir filminin (2017) yapım, senaryo ve yönetmenliğini üstlenen Andaç Haznedaroğlu kendi ifadesiyle filmin amacını şöyle tarif ediyor; “ …Günlerce sokaklarda camilerde kalarak birçok kişiyle tanıştım. Bütün bunlara şahit olan bir yönetmen olarak, ülkemize sığınan Suriyeli göçmenlerin yaşadıklarını “Misafir” adlı sinema filmiyle tüm Dünyaya duyurmayı hedefliyorum.”

Misafir filmi ise Suriye’de bütün ailesini kaybeden 7 yaşındaki Lena’nın hikâyesini anlatıyor; Lena Suriye’de akrabalarıyla neşe dolu günler geçirir, ta ki ülkesinde başlayan savaşa kadar. Lena’nın hayatı birdenbire değişir ve her şey altüst olur. Lena küçük kardeşi dışında bütün ailesini kaybeder. Komşuları Lena ve kardeşini alıp Avrupa’ya göçmek üzere Türkiye’de mülteci kamplarına yerleşirler. Lena için bütün zorluklar yeni başlamıştır çünkü hayatını sürdürmek için hem para kazanmalıdır hem de küçük kardeşine annelik yapmalıdır…