Tanınmış tefsir alimlerinden Kasımi, Mescidi Aksa’nın ismi hakkında şu açıklamayı yapmıştır: “Aksa kelimesi “en uzak” anlamındadır. Mescidi Aksa da Mekke’ye olan uzaklığından dolayı böyle adlandırılmıştır.”
Müslümanların ilk kıblesi olan Mescidi Aksa’nın ilk şekli, tarihi kayıtlara göre Hz. Süleyman (a.s.) tarafından inşa edilmiş ancak tarih boyunca çeşitli değişimlere uğramıştır.
Kudüs şehri, M. Ö. 586’da Babil kralı Buhtunnasr tarafından yerle bir edildi. Bu tahribatta Mescidi Aksa’nın ilk şeklinin de yıkıldığı sanılmaktadır. O zaman burada yaşayan yahudiler de Babil’e sürgün edildiler. Kudüs’ün M. Ö. 538’de Perslerin eline geçmesinden sonra Mescidi Aksa’nın Hz. Süleyman (a.s.) zamanında yapılmış şekline uygun olarak yeniden inşa edilmesine fırsat verildi.
Kur’an-ı Kerim’den anlaşıldığına göre Hz. Zekeriyya (a.s.) ve Hz. Yahya (a.s.) burayı bir mescid olarak kullanmışlardır. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Bunun üzerine (Zekeriya a.s.) mescidden kavminin karşısına çıkıp onlara: “Sabah ve akşam tesbih edin” diye işaret etti.” (Meryem, 19/11) Burada kastedilen mescid, Mescidi Aksa’dır. Bir başka ayeti kerimede şöyle buyurulur: “Onun (Zekeriyya (a.s.)’ın) mihrabda namaz kılmakta olduğu sırada melekler kendisine, “Allah sana, Allah katından olan Kelime’yi doğrulayıcı, efendi, kendine hakim ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdelemektedir” diye seslendiler.” (Ali İmran, 3/39) Bu ayeti kerimede mihrab denirken kastedilen mekan da Mescidi Aksa’dır. Hz. Meryem’in büyüdüğü mekanla ilgili olarak da Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Rabbi onu (Meryem’i) güzel bir kabulle kabul etti; güzel bir şekilde yetiştirip büyüttü ve onun bakımını Zekeriyya’nın yükümlülüğüne verdi. Zekeriyya ne zaman onun bulunduğu mabede girse yanında yiyecek bulurdu. “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” derdi. O da: “Allah’ın katındandır. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir” derdi.” (Ali İmran, 3/37) Burada sözü edilen ma’bed Mescidi Aksa’dır. Buradan Hz. Meryem’in çocukluğunun Mescidi Aksa’da geçtiğini anlıyoruz.
Bütün bu ayeti kerimelerden anlıyoruz ki, Mescidi Aksa da Mescidi Haram gibi sırf Allah’a ibadet görevinin yerine getirilmesi amacıyla inaş edilmiş bir mabeddir. Ancak nasıl Mescidi Haram çevresindeki insanlar sapıtarak o mübarek mabedi amacı dışında kullandılarsa, geçmişte Mescidi Aksa çevresinde yaşayanların da vahiy çizgisinden uzaklaşarak Allah’a kulluk görevinin yerine getirilmesi amacıyla inşa edilmiş binaları amacı dindaşı kullandıkları olmuştur. Fakat peygamberler, insanların inanç ve gidişatlarını düzeltmekle görevlendirildikleri gibi Allah’a kulluk görevinin yerine getirilmesi amacıyla inşa edilmiş mekanları asıl kimliklerine kavuşturmakla da görevlendirilmişlerdi. Bundan dolayı Resulullah (s.a.s.) ilk etapta Mekke’yi fethederek Ka’be’yi putlardan temizlemek için büyük çaba harcadı. Bunu kendi sağlığında gerçekleştirdi. Mescidi Aksa hakkında ise vasiyette bulundu ve şöyle buyurdu: “Oraya (Mescidi Aksa’ya) gidin ve içinde namaz kılın.” -Hadisin ravisi dedi ki: “O zaman burası Daru’l-Harb’di (yani Müslüman olmayanların hakimiyeti altındaydı).”- (Resulullah (s.a.s) sözlerine daha sonra şöyle devam etti): “Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamazsanız kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin.” (Ebu Davud, Kitabu’s-Salat, 14) Burada zeytinyağı bir semboldür. Yapılması istenen ise buraya tevhid bayrağının dikilmesi suretiyle o mekanın gerçek kimliğine kavuşturulmasıydı.
İşte Resulullah (s.a.s.)’ın bu vasiyyeti dolayısıyla Müslümanların ilk halifesi Hz. Ebu Bekir (r.a.) Yemen tarafındaki sorunları çözüme kavuşturduktan sonra İslam topraklarını Kudüs yönüne doğru genişletmiş ve Hz. Ömer (r.a.) de M. 638 yılında Kudüs’ü fethetmeyi başarmıştır. Hz. Ömer (r.a.)’in Kudüs’ü fethetmesiyle birlikte Mescidi Aksa da gerçek kimliğine kavuşturulmuş oldu. Vahiy silsilesinin son halkası olan Yüce İslam dinine mensup Müslümanların da kıyamete kadar bu kutsal mabedin kimliğini korumaları zorunludur.
Makale, www.vahdet.info.tr web sitesinden alınmıştır.

Önceki İçerikAksa Esir Dururken Başımız Dik Olamaz
Sonraki İçerikMüslümanın Sünnet-i Seniyye Yaklaşımı