Ukrayna, Rusya ile Avrupa arasına sıkışmış olan bir Doğu Avrupa ülkesi… Az da olsa bir Müslüman nüfusu içinde barındırıyor. Nüfusun büyük bir kısmı Ortodoks Hıristiyanlardan oluşuyor. Bunun yanında Yahudiler ve Şamanistler de var… Irk olarak Rus, Leh, Türk, Alman ırklarının çeşitli varyasyonları ülkede yaşıyor.

Ukrayna’ya akademik bir program çerçevesinde gittik. Programdan fırsat buldukça gezme, etrafı görme, Ukraynalılarla tanışma imkânı bulduk. Burada Ukraynaca konuşuluyor. Bu dil, Rusçaya yakın bir dil olarak biliniyor. Ama Ukraynalılar kendi dillerinin müstakil bir dil olduğunu söylüyor. Öyle ki, taksiciye teşekkür ederim manasında “Sıpasiva” dedim, kabul etmedi, Ukraynacasını söyledi, bu şekilde söyleyeceksiniz dedi.

Sempozyumumuz, başkent Kiev’de Ukrayna’nın en büyük otellerinden birinde Ukrayna Oteli’nde yapıldı. Bu otelin önünde büyük bir meydan var. Turuncu devrim ve diğer karşı devrimler buradan ateşlenmiş. Nezalesnosti Maidan, nâm-ı diğer Özgürlük Meydanı… Bu meydana çıkan dört yol var. Özgürlük anıtı meydanın en güzel yerine yüksekçe bir yere kondurulmuş.

Meydana çıkan caddelerden biri olan Hireşatik Caddesi belli zamanlarda trafiğe kapatılıyor. Özellikle cumartesi ve pazar günlerinde ülkenin farklı renklerini, sanat gruplarını, sanatkârlarını, kültürel etkinliklerini bu cadde boyunca görmek mümkün… Etkinlikler akşamın geç saatlerine kadar sürüyor. Spor, müzik ve eğlence grupları burada boy gösteriyor. Yoga yapan gruplar yanında dünyanın çeşitli ülkelerinden çeşitli kültürel gösteriler burada sergileniyor. Bu caddeyi dolaşırken gözümüze bir grup ilişti. Bir çadır… İçinde üç-beş genç… Önlerindeki tezgâhta İslâmî kitaplar…

Yaklaştık. Sorduk. Soruşturduk. Gençler Türkçe, Ukraynaca, İngilizce, Arapça, Farsça biliyor. Grubumuz ve de ülkemiz dil konusunda maalesef çok zayıf. Burada hemen bunu bir kez daha fark ediyoruz. Gençlerle sohbete dalıyoruz. Aralarında Ukrayna’dan olanların yanında Arap ülkelerinden olanlar da var… Ukraynalılardan biri, isminin Abdurrahman olduğunu söylüyor. Kendisiyle bir röportaj yaptık. Nasıl Müslüman olmuş? Bu temel sorunun peşine düştük.

Abdurrahman 30 yaşında… Asıl ismi Demur Igor. Kendisi bir avukat… Kiev’de küçük bir avukatlık ofisi var. O da her Ukraynalı gibi spor yapmayı ve ayrıca kitap okumayı seviyor. Bilim alanında kendini geliştirmeye çalışıyor.

Aslında burada bir hidayet öyküsü gizli… Sizleri bu öyküyle baş başa bırakıyoruz.

Sevgili Abdurrahman, Allah’a binlerce şükürler olsun ki, Müslüman oldun. Müslüman olmadan önce neler yapardın ve düşüncelerin nelerdi?

Ben İslâm’ı altı yıl önce kabul ettim. Bu bir temel sebeptir ki, Allah’la ilgili, bu dünyanın anlamıyla ilgili kafa yoruyordum. Ben bu tür şeylerle ilgili düşünmeye başladım. Bunun yanında felsefe ve çeşitli dinlerle ilgili kendimi geliştirdim. Kitaplar okudum.

İslâm’dan önce diğer Ukrayna’daki genç insanlar gibi yaşıyordum, tanrıya inanmıyordum ve canım ne isterse onu yapıyordum. Ukraynalılar, genelde tanrı hakkında düşünmezler. Ben de onlar gibi tanrı hakkında düşünmezdim. Yani benim tanrım isteklerimdi. İslâm’dan önce hayatımda mesleğim ve hobilerim gibi başlıca şeyler vardı, ama İslâm’dan sonra anladım ki, bunların hepsi manasızmış.

Müslüman olmadan önce İslâm’la ilgili neler biliyordun?

Ben sık sık arkadaşıma camiler hakkında sorular soruyordum. Aynı zamanda diğer dinler hakkında da bilgi topluyordum. Çünkü ben doğru bilgiyi yani doğru dini bulmaya çalışıyordum. Arkadaşım beni camiye götürebileceğini söyledi. Böylece ben camiye gidip kendi gözlerimle bazı şeyleri görebilecektim. Camiye gittik. İnsanların ibadet edişlerini ve kutsal mekânla aralarındaki bağı orada yakından gördüm. Birçok kardeşim orada benimle konuştu.

Müslüman olmanıza kim, nasıl vesile oldu, Müslüman olduktan sonra neler yaptın?

Bir zaman sonra arkadaşlarımdan biri bana bir olan yaratıcımıza, Allah’a inanıp inanmadığımı sordu. Ve ben Allah’ın birliğine inandığımı söyledim. Ardından Allah’ın elçisi Hz. Muhammed’e inanıp inanmadığımı sordu. Ben ona da tabii ki inandığımı söyledim. Çünkü Kur’ân’ı okuduğum sırada onu sadece bir efsane gibi görmedim, onu yaratıcının sözleri olarak gördüm ve yüreğimde hissettim. Bence bu kitabı okuyan herhangi biri, bu muhteşem hissi kalbinde hissedebilir. Kur’ân’ın Allah’tan geldiğini anlıyorsun, çünkü içindeki sözleri kalbinin en derin yerlerinde hissediyorsun. Bütün bu sorulardan ve cevaplardan sonra ben anladım ki, ben de Müslümanlar gibi Allah’ın birliğine ve Hz. Muhammed’in onun elçisi olduğuna inanıyordum. Ve ertesi gün İslâm’ı kabul ettim.

İslâm’ı kabul ettiğim bu 6 yıl içinde İslâm hakkında kitaplar aldım ve Peygamber Efendimizin hadislerini okudum. Yavaş yavaş İslâm hakkında daha fazla bilgi edindim. Evet, İslâm’ı kabul etmeden önce İslâm hakkında bir şeyler biliyordum, ama bunlar yeterli değildi. İslâm ile tanıştığımdan bu yana hakkında doğru bilgiler edinmeye çalışıyorum.

İslâm’a girmeye karar verince ailen ve çevren nasıl bir tepki verdi?

İslâm’ı kabul edip ailemin yanına gittiğimde annem başlarda benim için endişelenmişti. Fakat sonra iyiye doğru değiştiğimi görünce endişeleri sona erdi. Babam ise benim kararım olduğunu ve ne istersem onu yapmakta özgür olduğumu söyledi.

Yavaş yavaş ailemi de İslâm’a davet etmeye çalıştım. Onlara İslâm’da aile yapısını, İslâm’ın gerçek din olduğunu, Peygamber ve Allah’ı anlattım. Ailemden ilk İslâm’ı kabul eden erkek kardeşim oldu. Kardeşimden üç dört ay sonra ise babam İslâm’ı kabul etti. Ailemde annem dışında herkes İslâm’ı kabul etti. Annem etmedi, çünkü o, bu coğrafyada doğduğunu ve bu coğrafyadaki insanlar nasıl inanıyorsa öyle inanması gerektiğini düşünüyordu. Ve annem bir ay önce vefat etti.

Sonradan Müslüman olmuş biri olarak İslâm dünyasını nasıl görüyorsun?

Müslümanların en büyük problemleri inançları hakkında pek fazla şey bilmemeleri… Mesela kaç kişi Kur’ân okumayı biliyor ya da kaç kişi kutsal kitabımızın anlamını okumuş hayatı boyunca? Birçoğunun batıl inançları var ve Allah’a şirk koşuyorlar. Yani inançları hakkında pek bilgileri yok. Peygamberin izinden gitmek yerine bazı şeyhlerin (din adamlarının) peşinden gidiyorlar ve bu şu anki Müslüman dünyasının neden bu kadar kötü durumda olduğunu açıklıyor. Müslümanların bu problemlerden kurtulmaları için tek bir ilacı var: O da sadece bir olan Allah’a yönelmek.
Sorularımızı cevapladığınız için teşekkür ederiz. 

*Röportajın İngilizcesi, Beyza Nur Oktay tarafından tercüme edilmiştir.