2013 yılında İstanbul ilahiyatı kazanmıştım. Bu vesile ile İstanbul’a gittim. Ailemin ekonomik durumu zayıftı ve bana destek olamıyorlardı. Milli sporcu olduğum için burs almayı bekliyordum ama bursun kesin olarak çıkacağından hem emin değildim hem de çıksa bile ocak ayından itibaren verileceği için uzun bir süre parasız kalacaktım. Bu süre zarfında Suffa Medresesi’nde eğitim almaya başlamıştım. Bize aylık 200 TL burs bağlamışlardı. Her ay bursun 100 TL ile 150 TL arası ev harcamasına, kalan 50 TL de Üsküdar’dan Fatih yerleşkesine gidebilmek için yola gittiğinden yanımda hiç para kalmıyordu. Çok az bir miktar kalınca da dışarıda harcamıyor, biriktirmeye çalışıyordum.

Bir gün okuldan gelince yolda hafif sarhoş bir abi görmüştüm. Tanıştık, ismi Semih’ti. İkinci el kitap satışı yapıyordu. Çok şaşırmıştım. Çünkü hem Antep’te böyle bir şey görmemiştim hem de abi sarhoş olmasına rağmen İslamî kitaplar satıyordu. Tanıştık ve İslami eserleri sorunca, “Sarhoş olduğuma bakma yeğenim, benim adımı her gün milyonlarca Müslüman zikrediyor” dedi. Şaşırmıştım, her gün milyonlarca Müslüman “Semih” adını nasıl zikrediyor diye! “Semih Amca, senin ismini nasıl zikrediyorlar?” diye sordum. Cevaben, “İslamî kitaplar okuyorsun ama cahilsin. Oku da kendini geliştir. Namazın içinde ve dışında ne söylüyoruz iyi öğren. Milyonlarca Müslüman her gün namaz kılıyor mu? Kılıyor. Her gün defalarca namaz içinde rükuya gidiyor mu? Gidiyor. Peki, rükudan kalkınca ne diyorlar? “Semihallahu limen hamide” diyorlar. Gördün mü? İsmim her gün geçiyor!” dedi.

Gülmemek için adeta yüz felci geçirirken ona, namazda ” ” dendiğini anlatamayacağımı, hem sarhoş olması hem de ilminin az olması dolayısıyla bu bilginin onun beynini yakacağını anlayarak gözüme iliştirdiğim iki ciltlik bir kitabı almak istediğimi söyledim. Asım Köksal Hoca’nın “İslam Tarihi” isimli muhalled eserinin sadece 2 cildi oradaydı. Eksik olmasına rağmen almak istedim. Orada kalmasına gönlüm razı olmadı. “Ne kadar?” diye sorunca, “10 lira” dedi. O kadar şaşırdım ki, böyle bir eserin nasıl bu kadar ucuz olabileceğini aklım almadı. “Semih Amca, gelen bütün İslamî kitapları bana sakla” dedim. Yanımda çok az kalan paraya rağmen gerek Semih Amca’dan gerekse Üsküdar’ın diğer ikinci el kitap satan esnafından devlet bursu bağlanana kadar yüzlerce eser aldım ve o sırada aldıklarımın büyük kısmını, medrese ve okul derslerine rağmen notlar da alarak okuyup bitirdim. Bana burs bağlandığında önceki az burstan kalan az bir miktarla bine yakın kitabım olmuştu. Mevdûdi’ler, Asım Köksal’lar, Said Havva’lar, NFK’ler ve daha yüzlerce kişinin eserleri şimdiden kütüphanemi süslemiş ve ekseriyetini okuma fırsatı bulmuştum.

Kalan az bir para neye yetecek derken bereketlenen o para ile çok büyük bir kütüphaneye kavuştum. O zaman anladım hayatlardan bereket çekilince çuval dolusu parayla aç gezmenin ne demek olduğunu. Ardından milli sporcu bursu da gelince, müdavimi olduğum ikinci el kitapçılarından daha binlerce kitap almak da nasip oldu ve bu para da bereketlendi. Hem rahat rahat okudum kimseye muhtaç olmadan hem de aileme destek olma fırsatı buldum zaman zaman. Hem kitaplar aldım hem de az da olsa birikim yapma fırsatı buldum. Bu süre zarfında kitap açısından da çevre açısından da çok bereketli bir dönem yaşadım ve Üsküdar’da esnaf çevrem çok genişledi. Öyle ki Antika Kafe olan bir dükkânın işletmesi mudarebe akdi ile bana devredildi. Bu vesile ile hem istediğim kitaba erişme fırsatı buldum hem de antika piyasasına giriş yapıp işletme sahibi oldum. Hem kıymetli üstadım Hattat Mehmet YILMAZSOY’u, dükkânın başına geçip sanatını icra edebilmesi için İstanbul’a davet etme fırsatı buldum ve sanatını sonraları binlerce kişiye tanıtma fırsatını bulmasına vesile olmanın kıvancını yaşadım hem de edindiğim çevre ile sonraları büyük İslami hizmetler yapma fırsatı bularak aktif bir şekilde “İnsaniyet Mektebi” hizmetlerimizi uluslararası bir seviyeye çıkarma fırsatı buldum. Bütün bunların temelinde cebimde ay sonuna kadar kalan 30-40 liranın bereketi vardı. O zaman “İlim için yola çıkana kolaylaştırılan yolların ve bereketlenen hayatın” ne demek olduğunu daha kapsamlı tefekkür etme fırsatı buldum. Şanı yüce Allah’a (c.c.) hamdolsun ki O, nice azların bereketle nice çoklardan çok olduğunu görme fırsatı bahşetti bana. Şanı yüce olan Allah (c.c.) tüm eksiklik ve noksanlıklardan münezzehtir. O’na zatının ululuğu ve saltanatının yüceliği kadar hamdolsun…

Davet Mektebi Editör
Önceki İçerikHasna el-Hariri’nin Tutuklanma Hikâyesi-1
Sonraki İçerikAllah’a Adanmış, İlim Yolcusu Genç Kızlar