İslam’ın doğuşuyla İslam davası, İslam’ın yükü hep gençler üzerinde olmuştur.
Bu kutsal, şerefli davanın genç Müslümanların omuzunda yükseldiğini görmekteyiz. Öncelikle gençliğe bir sınır koymak gerekirse on beş ile kırk yaş arasını genç olarak sayabiliriz.
Bilindiği üzere Müslümanların evi olan Dar-ül Erkam’a gidenler hep gençlerdi ve yine müşriklerin evi olan Dar-ül Nedve’ye gidenler ise hep yaşlı kimselerdi. Bu gençler Dar-ül Erkam’la yetinmediler; Afrika’dan, Asya’ya, Endülüs’e kadar gittiler ve yeryüzünde Allah’ın davasını yüceltmek için varından yoğundan vazgeçip Dar-ül İslam’ı inşa etmeye muvaffak oldular. İslam’ın sancağını taşıyanlar hep gençler olmuştur. Henüz on yedi yaşındaki Üsame (ra), dünya imparatorluğunun ikinci büyük devleti olan Bizans’a karşı Hz. Ebubekir, Hz. Ömer daha nice sayamadığım sahabinin olduğu orduya Üsame (ra) komutanlık ediyor. Maalesef, günümüzde bırakalım Üsame’nin yaşındaki bir komutanı bir er bile bulmak mümkün değil.
İslam dini gençlik dinidir ve bizler de genç Selahaddin’ler genç Fatih Sultan Mehmet’ler genç Üsame’ler yetiştirmek için evlatlarımızı çocukken demiyorum bebekken de demiyorum anne rahmindeyken de demiyorum. Evladımızı, seçtiğimiz mücahide eşlerle, Sümeyye’lerle Müslüman bir gençlik inşa edebiliriz.
Yine ashab dönemine baktığımızda aşere-i mübeşşereden Rabbimizin cennetine daha bu dünyada iken mazhar olan on kişiden yedi kişi gençlerdi. Bu da bizlere Allah’ın, İslam yolunda mücadele eden geçlere ne kadar değer verdiğini gösteriyor.
İslam’ın ilk genç neferleri Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te daha nice harpte kimi kolunu kimi ayağını kimi gözünü kimi de canını feda ederken çağımız hastalığı olan teknolojiye aşırı bağlanmamızdan dolayı gözlerimizi, internet, telefon, ve daha saymadığım nice şeyler üzerinde sağlığımızı, zamanımızı heba etmekteyiz.
Genç kardeşim, Fatih Sultan Mehmet daha yirmi yaşındayken ve yine Hasan el-Benna yirmi iki yaşındayken bütün dünya Müslümanlarını içine katacak olan dev bir proje kuran bu şahsiyetlerin derdi neydi de bu kadar mücadele verdiler? Dertleri para mıydı, kadın mıydı, dünyevi şeyler miydi?
Bila şekk hiç biri de değildi. Onlar İslami bir zihniyetle İslam’a hizmet ettiklerinden, onların emsallerine az rastlıyoruz.
Genç kardeşlerim geliniz biz de çağımızın Selahaddin’i olalım. Geliniz tarih bizi de Kudüs’ün fatihi diye yazsın.
Genç mücahid, mücahide kardeşlerim ; İslam dini, ihtiyarlardan çok, biz gençlere muhtaçtır. Genç bedenlerden bahsetmiyorum, tüyü bitmemiş yaşlılardan da bahsetmiyorum. Zihnini çağın hastalıklarına, virüslerine bulaştırmamış genç zihinlerden, asil bir öfkeye sahip, bedenini İslam için çürüten gençlerden bahsediyorum. İnternet ağlarına takılıp çürüyen gençler değil Kur’an’la hemhâl olan, Kur’an’la yeşeren gençler istiyoruz.
Evet, nasıl bir gençlik istiyoruz?
Allah için yaşayan, düşünen, idrak eden, okuyan bir gençlik istiyoruz. Kapitalizm’in boy gösterdiği bir eğitim felsefesi içinde muzdarip olan bir gençlik istemiyoruz. Kendini Allah’a adayan genç kız kardeşlerim, erkek kardeşlerim rızık diye bir derdimiz olmasın. Çünkü Rabbimiz bunun teminatını Taha suresi 131. ayetinde “Biz senden rızık istemiyoruz biz sana rızık veriyoruz, sonuç da takvanındır” demektedir.
Genç kardeşim! Allah’ın davasını insanlara anlatırken hiçbir mahlukattan korkmamalıyız ve yine insanlara muamele ederken de Allah’tan korkmalıyız. Rabbimizin sığınağından daha güzel bir sığınak var mıdır? Yine İslam tarihimizi okumalıyız ve bunu roman, hikaye, atıştırmalık diye dile getirmiyoruz. Hedefimiz hep İslam mücahid, mücahidelerinin emsali olmak olmalıdır. Bizler bu hedeflerimizin peşinden koşmalıyız, bu hedeflerimiz için çaba göstermeliyiz. Çünkü İslam için çalışmadığımız her an batıla karşı verdiğimiz bir imtiyazdır.
Genç kız kardeşim, erkek kardeşim bize düşen hedeflerimiz çerçevesinde yolumuza devam etmektir. Yolu bitirmek değil, yol Allah’ın yoludur, bizler de bu yolun yolcusuyuz. “Yolcu yolunda gerek” prensibiyle hedefimizden taviz vermemeliyiz. Çünkü Hasan el-Benna “Yarınlar yorgun olanların değil rahatından vazgeçenlerin olacaktır” diye bizlere ifade etmektedir.
Evet, genç kardeşim yarınların bizim olmasını istiyorsak rahatımızdan vazgeçmeliyiz. Ve yine genç mücahid, mücahideler, ailelerin eğitimi çerçevesinde yetişmekteler. Gençlerle ilgili en büyük pay aileye düşmektedir.

Anneler, Babalar! evlatlarımızı Müslümanca yetiştirmiyorsak onların katillerini Yahudi Hristiyanlar olarak görmemeliyiz. Bizatihi en büyük katilleri çocukların aileleri yani bizler olmaktayız.
Çocuklarımız daha anne rahmindeyken hangi okula göndersem de hangi diplomayı alsa da kariyeri daha iyi olur gibisinden hastalıklı bir düşünceye kapıldığımızda çocuğumuzu kaybetmişiz demektir. Çocuklarımızı İslami çerçevede en kaliteli eğitimi verdiğimizde çocuklarımız ferdi bazda İslami kişiliğini kazanmış olur ve böylece Hasan el-Benna’nın dediği gibi “Kendinizi yetiştirin ki ümmeti yetiştiresiniz “sözüne mazhar oluruz biiznillah.
Genç mücahid, mücahide kardeşlerim! Bizim için iki önemli şey bulunmaktadır:
Bunlar sağlık ve zamandır. Bunlardan sağlığı ele aldığımızda vücudumuz Allah’ın bize emanetidir. Sağlam olmayan bir vücut “İçi harabe dışardan lüks bir eve benzer” ufak bir depremde şüphesiz yıkılmaya mahkumdur. Sağlam akıl sağlam vücutta bulunur. İslam’a hizmet için aklımız ve vücudumuzla beraber çalıştığı vakit kâmil anlamda İslam’a katkı sağlarız biiznillah.
Yine zamanımız bizim için altından daha kıymetlidir. Çünkü bizler müslümanca bir zihniyetle düşünüyoruz. Biz genç Müslümanların “İşimiz vaktimizden daha çok olduğunun “bilincindeyiz.
Yaşımıza eklenen her saniyenin, dakikanın, saatin, günün, haftanın, ayın ve her yılın ömrümüzden giden bir sermaye olduğunun farkındayız. Bizler çöpü çöpe attığımız gibi zamanımızı çöpe atamayız.
Son olarak genç kardeşim, Üsame olmak istiyorsan, Selahaddin olmak istiyorsan, Hz. Ebubekir olmak istiyorsan hedeflerini gerçekleştirmek için zamanı bekleme, zamanla yarış. Dün gitti, yarın senin olmayabilir; ama bugün senindir.
Bugün Üsame’lerin, Zeyd’lerin, Selahaddinlerin, Fatihlerin, Hasan el-Benna’ların günüdür ve ben de bunlara talibim ben de çağımın Fatih’iyim diye hedeflerimiz olmalı.
Selam ve dua ile…

Gökhan Ulus