Bize bahşedilen en büyük nimetlerden biri de zamandır. Geçmiş, gelecek ve şimdi içinde bulunduğumuz anlar zaman kavramını açıklar. Geçmiş zamanın bir daha telafisi yok. Bazen geçmişe, yapamadıklarımızın pişmanlığıyla dönmek isteriz ama nafile… Geriye dönüş mümkün değil. Sünnetullah gereği dünya hayatında geçmişe dönmek veya dünyaya yeniden gelmek olmayacak. Gelecek ise meçhul… Bir dakika sonrasında ne olacağımızı bilemiyoruz. Bizler için en kıymetli zaman dilimi şu an içinde bulunduğumuz andır. Öyle zamanlar vardır ki bitmesin istersin ve öyle anlar vardır ki tekrar yaşamak istemezsin. Bazen de geçirilen boş zamanlar vardır. Geçip gittikten sonra farkına varırsın kıymetinin…
Mü’min olmanın, kâmil bir imana sahip olmanın bazı kriterleri vardır. Bunlardan biri de Mü’minûn Suresinde şöyle anlatılır: “Ve onlar ki boş ve yararsız işlerden yüz çevirirler.” Başka bir ayette de “Boş ve yararsız işlere rastladıklarında vakarla oradan geçip giderler” buyurularak bizlerin neye önem vermemiz gerektiği anlatılır. İnsanın dünya ve ahiretine faydası olacak işleri yapması, vakti iyi değerlendirdiği anlamını taşır. Yaşlılar ile sohbet edip onların hayat tecrübelerini dinlerken aslında gençlikte geçirilen boş zamanları nasıl pişmanlıkla anlattıklarına şahit olursunuz. Gençlerin içinde bulundukları zamanın değerini iyi anlamaları gerekiyor. Bilgisayar oyunlarının onları ne kadar da meşgul ettiklerini sanırım yıllar sonra fark edecekler. Veya sosyal medyaya takılıp boş ve kendisine hiçbir faydası olmayan sitelerde vakit geçirmenin pişmanlığını da sonra öğrenecekler. Gençler ve büyükler aslında tüm insanlar, herkes hayatına şöyle dönüp bakmalı… Ben ne yapıyorum, zamanımı vaktimi nerede ve nasıl harcıyorum? Nefsimizin sesini değil, vicdanımızın sesini dinleyerek bu sorulara cevap bulalım. Bizi Rabbimize yaklaştıracak işlerle mi uğraşmaktayız yoksa nefsimizin hoşuna giden ama bize faydası olmayan işlerle mi? Bu kişisel muhasebe günlük, haftalık, aylık ve yıllık olmak üzere tekrar tekrar yapılmalı ki boş yere zamanımızı zayi etmeyelim.
“Allah israf edenleri sevmez” ayeti, sadece yeme ve içmeyi kapsamamaktadır. Daha geniş bir manada ele alırsak zamanı iyi kullanmamak, zaman ve vakit israfıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in “İnsanlardan çoğunun kıymetini bilmediği iki nimet vardır: Sıhhat ve boş vakit.” hadisi de bizlere uyarı niteliğindedir. Kıymetini bilemediğimiz için vakti de kolayca israf edebiliyoruz. Boş zamanları farkında olmadan heder edebiliyoruz. “Sonra yaparım” diye ertelenen işler, yoğunluk zamanlarında unutulup gidiyor. Gençlik ve öğrencilik yılları buna en güzel örnektir. İş, aile ve çocuklu hayatın başlamasıyla oluşan yoğunlukta, boş vakit bulunmadığı zamanlar, öğrencilik yılları aranır hale geliyor. Çocukluk ve gençlik dönemleri, dolu dolu geçirilirse bu alışkanlık halini alır. Öğrencilik ve gençlik yıllarında ezberlenen ayetler, okunan kitaplar unutulmaz, yıllar geçse de zihne kazılmış gibidir. Bu çağlardaki boş vakitleri doldurmak gerekiyor.
Müslümanın hayatında aslında boş vakit yoktur. Rabbimiz, İnşirah Sûresi’ndeki “Öyleyse boş kaldığın zaman durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya devam et.” ayetiyle çalışmayı, gayreti emreder. Sürekli bir meşguliyet olmalıdır. Zira boş oturmak ve beklemek kötü görülmüştür. Hz. Ali’nin, “Çalışan fenalığa vakit bulamaz, boş oturan ise fenalıktan kurtulamaz” sözü ne kadar da anlamlıdır. Çalışan, işveren, memur, ev hanımı, anne veya baba olmanın getirdiği iş yükünü tamamladıktan sonra boş kalmadan ibadet ve dua ile gün bitirilmeli. Yapacak o kadar çok şey var ki… Dünya ve ahiret saadeti için durmadan çalışmak gerekiyor. Bütün hayatımızdan sorguya çekileceğimiz düşüncesi bu çalışmamızı arttırmalı. Daha iyisini yapabilme gayreti içinde olmalıyız. İslam ümmeti için, geleceğimiz için, çocuklarımızın ahlaken iyi ortamlarda yaşaması için durmadan, yorulmadan hak yolunda çalışmamız gerekiyor. Boş vakitleri Kur’ân’ı anlayarak okumakla, kendimizi ilmen ve fikren geliştirecek kitapları okuyarak doldurmalıyız. Boş vakitleri kişi kendine göre düzenlemeli. Kendisi için önemli gördüğü şeyleri önem sırasına göre yapmalıdır. Önemli olan zamanın ve vaktin bir daha geri gelmeyeceğini anlamaktır. Sağlığın ve boş vaktin kıymetini, onları kaybetmeden önce bilenlerden olmaya gayret edelim. Günlük veya haftalık program çizelgeleri zamanı iyi kullanmamızda bir ölçü olabilir. Tüm bunları yaparken Rabbimize dua ederek yardım istemeyi unutmayalım. Peygamber Efendimizin bir sahabiye nasihati bize rehber olsun:
“Beş şey gelmeden önce beş şeyin değerini iyi bil; ölümden önce hayatın, meşguliyetten önce boş vaktin, yokluktan önce varlığın, ihtiyarlıktan önce gençliğin ve hastalıktan önce sağlığın…”

Önceki İçerikHacer’ce Sa’y ve Ben
Sonraki İçerikBir Medrese Ziyareti