Hayatı sorguluyoruz, içimiz daralıyor. ‘Böyle iyiyiz’ diyoruz. Fark ediyorum da iyi değiliz, biliyorum. Ne eksik var ve ne fazla ki hayatımızda, kendimizi bu kadar boş hissediyoruz?

“İman edenlerin, Allah’ı anmak ve vahyolunan gerçeği düşünmekten dolayı kalplerinin heyecanla ürperme zamanı gelmedi mi?” (Hadîd, 16)

Rabbimizin sorusuna bir yanıt aramalı, bu kez de kendimizi sorgulamalıyız. Şöyle bir bak etrafına… Pırıl pırıl gözler olabildiğince yorgun ve düşünceli… Düşünceleri meşgul, umutları yarınlara taşımaktan aciz ve boşluktalar… Boşluktalar; çünkü sadece umutları taşımakta değil, kalkıp uyanmakta, kendi benliklerine dönmekte de bir acizlik var…

Bakıyorum etrafıma; hüzün varisi Efendiler Efendisi’nin ‘Ümmetim, Ümmetim’ dediği ümmetin gençlerini arıyor gözlerim. Gözlerim yorgun ve mahzun bir şekilde geri dönüyor bana. Bazı gençler görüyorum gözleri televizyondaki gençlik dizilerinde. Temalar katiyen değişmiyor, konular hep aynı. “Ahlâkı bozan, aileyi dağıtan olumsuz kareler yavaş yavaş giriyor hayatımıza. Bir diğer tarafta bir kaç genç daha var. Bakıyorum onlar da depresyondalar… Hayat diyorlar, hayatın hakikatini arıyorlar. Bu hayatta daha fazla kazanmak, tek dert olarak gördükleri şey… Genç dediğin, ‘Hakikatin hayat olması için yaşayacak, bu dünyayı da ahiretin tarlası olarak görecek …’

Gençler görüyorum ölüler topluluğu! Kalp hüzünleniyor, göz yaşarıyor… Bakıyorum şöyle yıllar öncesine:

Bir Esma Biltaci (r.a) görüyorum. Ölmeden önce rüyasında kendisini gelinlikler içinde gören, bir öğlen vaktinde Mısır’da davasını kurtarmak için canından vazgeçip Rabbine kavuşarak şehadeti tadan, cennet gelini genç şehit Esma’yı görüyorum.

Bir Muhammed Furkan Doğan (r.a) geliyor aklıma sonra. Henüz daha gençken okuldaki kızların fitnelerinden dolayı okulunu değiştiren, sonrasında ilimle hemhal olan Musab b. Umeyr timsali o genç… Mavi Marmara’da Müslüman kardeşleri için can veren, şehitliği tattıktan sonra sokak çocuklarının ismini bile bilmedikleri ağabeyleri için ağladıkları genç şehit Muhammed Furkan…

Genç şehitleri düşündükçe aklıma İsra, 19 geliyor, tekrar ediyorum: “Kimde ahireti ister ve bir mümin olarak ahiret için ona yaraşır bir çabayla çalışırsa, işte böylelerinin çabaları karşılık görecektir.” Asırlar öncesine dalıyorum sonra:

Hz. Osman (r.a) timsali bir gençlik geçiyor kalbimden. İki yanından nur akacak; edebi, insanlara insanlığı hatırlatacak hayâ timsali bir gençlik…

Hz. Ömer (r.a) olarak hayal ediyorum gençliği; zifiri karanlıkta kapkaranlık bir kayada, haksızlığa uğrayan kara bir karıncanın hakkını arayacak adalet timsali bir gençlik…

Bir gençlik diliyorum sonra Rabbimden; Bir eline güneşi, bir eline ayı, dünyaları verseler davasından, davetinden, sorumluklarından vazgeçmeyecek şuurda bir gençlik…

Bir gençlik arzuluyorum; Rahmet Elçisinin davasını davası bilecek, başka bütün yolları elinin tersiyle itecek, hiçbir kınayıcının kınamasına aldırmadan hakikatin izini sürecek bir gençlik…

Kalplerimizin heyecanla ürperme vakti gelmedi mi? Uyanıp silkelenme zamanı şimdi. Uyanalım artık ve yönümüzü Allah’a (c.c) çevirelim. İnsanlara ahlâkımızla örnek olalım. Kendi benliğimizle İslâm’ın gücünü tüm dünyaya yayalım. Bunun gereği sarsılmaz bir iman ve yorulmak bilmeyen şuurlu bir çalışma hırsıdır.

Bu neslin gençliğine örnek olacak gençlere selam olsun…

Esmanur ATEŞ