Sümeyye ÜLGER

Hz. Ömer (r.a) der ki, ‘Konuşmadan Allah’a davet edenlerden olun.’ Bu nasıl olur? diye soranlara ise ‘Ahlâkınızla’ der.

Davet etmek ve davetçi olmak İslâm dininin vazgeçilmez bir unsuru olmakla beraber yüce Allah katında değeri ve fazileti tescil edilmiş bir ibadettir.

“(İnsanları) Allah’a davet eden, Salih ameller işleyenler ve ‘Ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir? (1)”

Davetin lügat manası; Da’ave fiilinden mastar olup çağırmak, seslenmek, nida etmek, sevk etmek, dua veya bedduada bulunmak; birisini yemek ve ziyafete çağırmak, bir şeyin gelmesini istemek, birinden yardım istemek, birini bir işe veya yöne sevk etmek manalarına gelmektedir. İslâmî ıstılahta ise İslâm dininin esaslarını uygun bir metot çerçevesinde anlatarak insanların onu benimsemelerini ve dinin koyduğu esaslara göre hayatlarını sürdürmeleri için yapılması gereken çalışmalardır.

Davetçi üstad Fethi Yeken’in tarifi ise şöyledir: “Davet yıkmak ve inşa etmektir. Bütün suret ve şekilleri ile cahiliyeyi yıkmaktır. Bu ister cahiliyyenin fikirleri isterse cahiliyyenin ahlâkı olsun. Ya da cahiliyyenin nizam ve kanunları olsun. Hiç fark etmez.” 

Davet, bir şeye meylettirme, bir şeye olan rağbeti artırma işidir. Sizin herhangi birini İslâm’a davet etmeniz, onu İslâm’a eğilimli hale getirmeniz ve onun İslâm’a olan rağbetini artırmanız demektir. Davet söz ile yapıldığı gibi amel ile de yapılır, Hz. Ömer’in (r.a) sözündeki mana da işte budur. “Konuşmadan Allah’a davet edenlerden olun” bu demek oluyor ki davet hem söz hem de davranışla yapılmalıdır. Müslüman davet ettiği şeyin canlı örneğini temsil ederek İslâm’ın gerçek suretini apaçık bir şekilde beyan etmelidir. Bu, davetçinin kaçınılmaz bir sorumluluğudur.

Hatta Müslüman davetçi öyle sorumludur ki, davet işini tek başına değil bir cemaat halinde yapması bu işin fazilet ve bereketini artırdığı gibi kişiyi de kurtuluşa götüren bir yol olduğunu unutmamalıdır.

“Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir (2).”

“Siz insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten sakındırır ve Allah’a inanırsınız (3).” İbni Kesir “Buradaki ayette kastedilen ümmetin fertlerinin tümüne bu görev ayrı ayrı farz kılınmış olmasına rağmen ayrıca ümmet içerisinde bu görevi yerine getiren bir cemaatin oluşturulmasıdır” der.

Her şey zıddı ile kaim olduğu gibi bu sorumluluğumuzu yerine getirmediğimiz takdirde Resûlullah (sav) efendimizin diliyle yüce Rabbimizin şu ikazına da muhatap oluruz. “Ey İnsanlar! Allah size diyor ki: Beni çağırdığınızda icabet etmeyeceğim, benden istediğinizde size vermeyeceğim ve yardım dilediğinizde yardıma koşmayacağım zaman gelmeden iyiliği emredin ve kötülükten sakındırın.”

Davet, hem bir sorumluluktur hem de bir zorunluluktur Müslüman ferdin, sorumluluğudur, Müslüman cemaatin sorumluluğudur. Hangi zaman ve mekân da olursa olsun, hangi şart ve koşulda olursa olsun davet yüce Rabbimizin bizden istediği önemli bir sorumluluktur.

Bununla beraber bizler maalesef birçok konuda olduğu gibi davetçi olma vasfı ile hatip olma vasfını birbirine karıştırıyoruz ve bundan dolayı da davet sorumluluğunu yalnızca hatip kardeşlerimize bırakıyoruz. Hâlbuki davetçi olma sorumluluğu her Müslüman ferdin sorumluluğudur. Bizler zannediyoruz ki davet yalnızca hatip kürsülerinden gerçekleştirilir. Bizler davetin yalnızca bu boyutunu ele aldığımız için de davet alanını çokça daraltıp sorumluluğumuzun önemini kavrayamıyoruz. Ama İslâm tarihine baktığımızda Resûlullah (sav) efendimiz başta olmak üzere fiili yani ahlâkî davetin insanlar üzerinde daha etkili olduğunu görüyoruz.

Efendimizin dürüstlüğü, eminliği, merhameti, cesareti, saygısı ve sevgisi kısacası ahlâkı nice insanların İslâm’la şereflenmesine vesile olmuştur. Yine O’nun yolunu takip eden nice İslâm erleri bu vasıflarıyla yeryüzüne İslâm’ın yayılmasını sağlamışlardır. Nice ülkeler Müslüman tüccarların doğruluğu ve dürüstlüğü sebebiyle İslâm’la müşerref olmuştur. Günümüzde de Afrika ülkelerindeki nice insanlar Müslümanların karşılıksız yardım severliği dolayısıyla da İslâmiyet’i kabul etmişlerdir.

Kendi ülke ve beldemizde de İslâm ahlâkıyla ahlâklanan nice kardeşlerimiz cenazelerinde en sevdiği kişiyi kaybetmesine rağmen Resûlullah (sav) efendimizin oğlu İbrahim’in cenazesinde sessizce gözyaşı döktüğü gibi ağlayıp, toplum örf ve adetlerine rağmen bağırıp çağırmadan, yakasını yırtıp yüzünü tırmalamadan ağlayan, İslâm’ın emri budur diyen davetçi kardeşlerimiz vardır. En mutlu günü olan düğününde haramların işlenmesine müsaade etmeyip tesettürüne, oturma düzenine dikkat eden, haramların işlenmediği bir ortamda düğününü yapıp İslâm’ın sınırlarını çiğnememeye dikkat eden davetçi kardeşlerimiz vardır.

Yalnızca önemli ve özel günlerde değil günlük yaşantımızda gözlerini haramdan çeviren, her ne olursa olsun dili yalan söylemeyen, yardımıyla, merhametiyle, güvenilirliği, sevgi ve saygısıyla ve tüm bunlarla beraber sözlü davetiyle İslâm’a davet eden davetçi kardeşlerimiz vardır. Davet yalnızca hatip kürsülerinde yapılmaz asıl davet her şeyimizle elimizle, dilimizle, gözümüzle yani İslâm ahlâkımızla yapılır. Ve bu daveti yapmak içinde hatip kürsülerini beklemeyen ama yeri geldiğinde de kürsülere çıkıp yüce Rabbimizi, O’nun dinini ve davasını anlatmaktan da şeref duyan davetçi kardeşlerimiz vardır.

Fethi Yeken’in de tarifinde olduğu gibi ahlâkıyla, sözleriyle cahiliyyenin fikirlerini, ahlâkını, nizam ve kanunlarını yıkıp, İslâm ahlâkını, nizam ve kanunlarını inşa eden her zaman ve mekânda, şartlar ve koşullar ne olursa olsun konuşmadan Allah’a davet eden kardeşlerimiz vardır.

Konuşmadan ve yeri geldiğinde de konuşarak Allah’a davet eden ve kurtuluşa eren davetçilerden olmamız dileğiyle…

 

Kaynakça

1) Fussilet Suresi, 33.

2) Âli İmrân Suresi, 104.

3) Âli İmrân Suresi, 110.