Kudüs davası bütün Müslümanların davasıdır ve ümmeti bir araya getirecek, birleştirecek tek davadır. Bu davanın tarihe mal olmuş isimleri vardır. Bunlar Ömer b. Hattab, Salahuddin ve Abdulhamid’dir. Bunlar bizim nazarımızda çok önemli isimlerdir. Çünkü birinci isim Beytimakdis’i fethetmiş, ikinci Kudüs’ü Haçlılardan temizlemiş, sonuncusu da Kudüs için adeta yılmaz bir bekçi olmuştur. Bu açıdan her üç ismi de önemsiyoruz. Kudüs davası denince ilk akla gelen isimler hep bunlar olmaktadır.

Hz. Ömer Kudüs Yolunda

Hz. Ebû Bekir zamanında Şam ve Filistin diyarına gönderilen ilk ordular, burada değişik bölgelere dağılmışlardı. Bölge komutanlarından Amr b. Âs, Filistin’e gelmiş ve buralarda bazı fetihler gerçekleştirmişti. (1) Bölgedeki şehirler bir bir fethedilmiş ve sıra Kudüs’e gelmişti. Burası da fethedilmeyen birkaç şehir arasındaydı. Çok geçmeden Ebû Ubeyde’nin komutasındaki İslâm ordusu Kudüs’ü muhasara altına aldı. Kudüs halkı Ebû Ubeyde’ye sulh teklifinde bulundu. Fakat Ebû Ubeyde, şehrin Hz. Ömer (r.a)’in eliyle teslim alınmasını istiyordu. Bu nedenle Medine’ye haber gönderdi. Hz. Ömer (r.a), yerine Hz. Ali’yi bırakarak Câbiye’ye geldi. (2) Burada karargâh kuran Hz. Ömer (r.a) Kudüs’e hareket etti ve halkla sulh anlaşması yaptı. Çünkü halkın ileri gelenleri ve aynı zamanda komutanları olan Ertabûn ve Tuzârik, Hz. Ömer (r.a)’in gelmesi üzerine bölgeyi terk edip Mısır’a kaçmışlardı. Hz. Ömer (r.a) halka eman verdi. Kudüs’ü teslim aldıktan sonra Filistin’in yarısına Alkame b. Hakim’i vali tayin etti ve ona Remle’de ikamet etmesini emretti. Diğer yarısına da Alkame b. Mücezziz’i tayin etti ve İliyâ’da (Kudüs) ikamet etmesini söyledi. (3)

Kudüs’ün teslim alınmasından sonra Hz. Ömer (r.a)’in şehrin patriğiyle birlikte mukaddes yerleri ziyaret ettiği bilinmektedir. Burada Kıyame Kilisesi’nde bulundukları sırada patrik, Hz. Ömer (r.a)’e, teberrüken namaz kıldırmasını teklif etmişse de o bu teklifi sakıncalı bulmuştu. Bundan çekinme sebebi, müslümanlar kendisini kilisede namaz kılarken gördükleri takdirde yanılarak orasını bir müslüman mescidine çevrilmiş olabileceğini düşünecekleri endişesiydi. (4)

Hz. Ömer (r.a), bu ziyareti sırasında onlara bazı vazifeler de verdi. Buna göre Hz. Ömer (r.a)’in yaptırdığı ve daha çok müslümanları ilgilendiren Kudüs’teki mescidin bakım, onarım, temizlik ve aydınlatma işleri zimmîlere yüklendi. (5)

Hz. Ömer (r.a)’in Kudüs’ü teslim aldığı sırada ona çok sayıda sahâbî eşlik etmiştir. Bunlar arasında Ebû Ubeyde’nin yanı sıra Muâz b. Cebel, Bilâl-i Habeşî, İyâz b. Ganm ve Halid b. Velid gibi meşhur sahâbîler yer almıştır. (6)

Salahuddin Kudüs Yolunda

100 yıldır işgal altında olan peygamberler şehri Kudüs, Nureddin Zengi ve Salahuddin gibi büyük komutanların tüm dikkatlerini bu yöne sevketti. Kutsal mescid Beytülmakdis’in Haçlıların elinde olması İslam âleminde büyük bir üzüntüye yol açmıştı. Resûlullah (sav)’in bütün Peygamberlere namaz kıldırdığı bu belde, Hristiyanların hâkimiyetinde olamazdı. Bu yüzdendir ki Nureddin Zengi emri altındaki büyük komutan Salahuddin’i bu yönde teşvik etmiş, onun içinde fetih ateşinin tutuşmasına vesile olması için bir minber yaptırıp adeta bunu onun eline vermiş ve kendisinin bu eseri, kutsal mescide koyması için güçlü bir muharrik unsur olarak kullanmıştır. Nureddin’in dediği oldu. Çünkü minber Salahuddin’in Beytülmakdis sevgisini daha da ateşlemiş ve onu fetih yolunda çok aktif bir komutan olmaya sevk etmiştir.

O günkü şarkın en sevgili Sultanı Selâhaddin Eyyûbî fetih yolunda ne gerekiyorsa yapma çabası içine girdi. İslam âlemini belde belde dolaştı ve Beytülmakdis bilincini her Müslüman ferdin kalbinde tutuşturmaya çalıştı. Çıktığı bu yolda Allah onu başarılı kıldı. Âlimlerle görüşmesi, diyar diyar dolaşıp Müslümanların birliğini temin etmesi onun Kudüs’ün fethi yolunda gösterdiği büyük bir çabadır. Bu çabaları boşa çıkmadı ve neticede Salahuddin kuşatma kararı aldı.  Kuşatma, şehrin 2 Ekim 1187’de şehri teslim alınmasıyla sonuçlandı. Salahuddin halka zulmetmedi. İsteyen her Hristiyan vatandaşın şehri sorgusuz-sualsiz ve herhangi bir şey ödemeden terk edebileceklerini söyledi. Böylece bir asırdan beri bağrına Haçlı kılıcı saplanmış olan kutsal mescid tekrar özgürlüğüne kavuştu.

Abdulhamid: Kudüs’ün Son Bekçisi

Müslümanlar Beytülmakdis’e olan sevgilerini asla kaybetmediler. Onun şeref ve izzetini hep korudular ve ehl-i küffarın bu kutsal beldenin izzetine el sürmemesi için çaba sarf ettiler. İngilizler burada bir Yahudi devleti teşkil etmek istediklerinde bu düşüncelerini ilk önce bu toprakları satın alma girişimleriyle ortaya koydular. Osmanlının son dönemlerinde – Osmanlının artık yıkılışla baş başa kaldığı günlerdi- bu niyetlerini gelip Sultan Abdülhamid’e söylediler. Bunun için sultana büyük meblağlarda paralar teklif ettiler. Sultan Abdülhamid Kudüs’ün bütün Müslümanların kutsal mekânı olduğunu ve korunması gerektiğini çok iyi biliyordu. Bu şuurlu sultan kendisine ne kadar büyük miktarlarda maddi teklifler getirildiyse de asla taviz vermedi ve Beytülmakdis’in kutsallığına asla leke düşürmedi. Fakat İngilizler ancak onu ortadan kaldırdıklarında hedeflerine ulaşabildiler.

Sultan Abdülhamid hayatta olduğu müddetçe Filistin topraklarını korumak için bir dağ gibi ehli salibin karşısına dikilmiş, kutsal toprakların bütün Müslümanların malı olduğunu asla unutmamış ve bunda da en ufak bir taviz dahi vermemiştir. Kaldı ki o dönemde Osmanlı büyük bir yıkılış sürecine girmiş, ekonomisi alt-üst olmuş ve devlet maddi noktada muhtaç duruma düşmüştü. Hazineye, yapılan teklifler sayesinde bir nebze olsa rahat nefes aldırabilirdi fakat büyük sultan Abdülhamid, bunu düşünmemiş ve kutsal mekânın izzetinin korunmasını her şeyden üstün tutmuştu.

Ey Müslümanlar!

Kudüs’ün yeniden fethi için daha fazla bilinç, daha fazla çalışma, daha fazla proje ve daha fazla çaba gerekmektedir. Her Müslüman, zihninin bir köşesinde Kudüs davasına yer açmalı ve ailesinde bu bilincin yer etmesi için yukarıda verdiğimiz bu üç ismi çok iyi tanımalıdır. Özellikçe genç beyinler, Kudüs bilincini elde etmek için Ömer, Salahuddin ve Abdülhamid isimlerini önemsemeli, bunları bebeklerine isim olarak vermelidir. Bulunduğu her ortamda bu üç ismin Beytülmakdis yolunda ortaya koydukları mücadeleyi yâd etmeli, toplumda bir bilincin meydana gelmesi için gayret göstermelidir. O halde bu isimleri bugünden itibaren doğan çocuklarımıza isim olarak verelim ki yarın her biri bir Ömer, bir Salahuddin ve bir Abdülhamid olsunlar.  Kudüs’ün fethine giden yolda her biri şuurlu bir komutan, nefer, mürabıt ve hadim olsunlar.

 

Kaynakça:

1) Belâzurî, Fütûh, s. 88 2) Bk. Ya’kûbî, Tarih, II, 147; İbnü’l-Esir, el-Kâmil, II, 500; Süyûtî, s. 146; Ebu’l-Ferec İbnu’l-Cevzî, Fezâilu’l-Kudüs, s. 122. 3) İbnü’l-Esir, el-Kâmil, II, 501; Ebû Ubeyd, Emvâl, s. 153; Alkame b. Hakim, Hz. Peygamber (s.a.v) zamanında yaşamış fakat onu görememiştir. Yermük savaşına iştirak etmiş ve bölgede komutanlık yapmıştır. Bk. İbn Asâkir, XL, 134. 4) Bk. Arnold, İntişâr-ı İslâm, s. 70; Fayda, Gayrimüslimler, s. 171; Levent Öztürk, “Kur’ân’a Göre Hıristiyan Mabetlerine Gösterilmesi Gereken Saygı”, S.Ü.İ.F.D., Sakarya 2002, sayı: 5, s. 83-4. 5) Hammâş, Şam, s. 132.  6) Arif el-Arif, el-Mufassal fi tarihi’l-Kudüs, s. 172.

Mehmet Akbaş
1972 Şanlıurfa doğumlu, imam-hatip mezunu, lisans, yüksek lisans ve doktorayı Marmara Üniversitesi ilahiyat fakültesinde tamamladı. 2012 yılında doçent oldu. Suriye, Irak, Pakistan, Suud,Ürdün, Özbekistan, Bosna-Hersek ve Amerika’da araştırmalar yaptı. İslam halklarının kaynaşması adına Uluslararası sempozyumlar düzenledi. Savaş öncesinde Suriye sınır bölgesinde yaşayan kardeş halkların kaynaşması için bir grup arkadaşıyla beraber Dicle Kalkınma Ajansı destekli Sosyo-Kültürel sahada bir yıllık bir proje yaptı, fakat projenin uygulamasına bir ay kala Suriye savaşının patlak vermesi üzerine hedefini gerçekleştiremedi. Dicle Kalkınma Ajansında kalkınma kurulu üyesi olarak çalıştı. İslam halklarının manaya ve kardeşliğe daveti ve bu söylemde buluşması için Davet ve kardeşlik Vakfı mütevelli heyetinde yer aldı, temsilciliğini yaptı. İnsanımızın kültür seviyesinin yükselmesi ve okuması için bir grup arkadaşıyla beraber İstanbul’da Oku-Der’i (Okuma Alışkanlığını Kazandırma Derneği) kurdu. Beş yıl başkanlığını yaptı. Memurların hak-hukuk ve insani taleplerini savunma adına Hakkari Eğitim-Bir-Sen’i kurdu. Bir yıl başkanlığını yaptı. Ümraniye Eğitim-Bir-Sen şubesinde beş yıl sekreter olarak çalıştı. MEB bünyesinde 14 yıl öğretmenlik yaptı. Kürtçe’nin serbestiyet kazanmasıyla Kürtçe ezgi-ilahi-dua ve şiirlerden oluşan beş albüm yaptı. Arapça-Türkçe-Kürtçe ve İngilizce konuşur. Mardin Artuklu Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
×
1972 Şanlıurfa doğumlu, imam-hatip mezunu, lisans, yüksek lisans ve doktorayı Marmara Üniversitesi ilahiyat fakültesinde tamamladı. 2012 yılında doçent oldu. Suriye, Irak, Pakistan, Suud,Ürdün, Özbekistan, Bosna-Hersek ve Amerika’da araştırmalar yaptı. İslam halklarının kaynaşması adına Uluslararası sempozyumlar düzenledi. Savaş öncesinde Suriye sınır bölgesinde yaşayan kardeş halkların kaynaşması için bir grup arkadaşıyla beraber Dicle Kalkınma Ajansı destekli Sosyo-Kültürel sahada bir yıllık bir proje yaptı, fakat projenin uygulamasına bir ay kala Suriye savaşının patlak vermesi üzerine hedefini gerçekleştiremedi. Dicle Kalkınma Ajansında kalkınma kurulu üyesi olarak çalıştı. İslam halklarının manaya ve kardeşliğe daveti ve bu söylemde buluşması için Davet ve kardeşlik Vakfı mütevelli heyetinde yer aldı, temsilciliğini yaptı. İnsanımızın kültür seviyesinin yükselmesi ve okuması için bir grup arkadaşıyla beraber İstanbul’da Oku-Der’i (Okuma Alışkanlığını Kazandırma Derneği) kurdu. Beş yıl başkanlığını yaptı. Memurların hak-hukuk ve insani taleplerini savunma adına Hakkari Eğitim-Bir-Sen’i kurdu. Bir yıl başkanlığını yaptı. Ümraniye Eğitim-Bir-Sen şubesinde beş yıl sekreter olarak çalıştı. MEB bünyesinde 14 yıl öğretmenlik yaptı. Kürtçe’nin serbestiyet kazanmasıyla Kürtçe ezgi-ilahi-dua ve şiirlerden oluşan beş albüm yaptı. Arapça-Türkçe-Kürtçe ve İngilizce konuşur. Mardin Artuklu Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.