Özellikle 15 Temmuz sonrası olmak üzere, son yıllarda “ümmetin son kalesi” tabirini çok duymaktayız. Ki bendeniz de aynı ifadeyi Türkiye ve Anadolu için çok kullandım ve kullanmaya da devam edeceğim. Ancak büyük resme baktığımız zaman, ümmetin asıl kalesinin Filistin olduğunu söylemek mümkündür.

Tabi bu vb. tespitler yeni bir tartışmaya kapı aralamak için değil, aksine ümmetin kimi değerlerine dikkat çekmek içindir. Bu açıdan baktığımızda; Mekke ve Medine ümmet için tartışılmaz kalelerdir. Bu iki kaleden sonra da Kudüs, Mescid-i Aksa ve Filistin gelir. Nitekim Resulullah (sav) şöyle buyurur: “(İbâdet kastıyla) sadece şu üç mescide yolculuk yapılır: Mescid-i Harâm, Mescid-i Nebî ve Mescid-i Aksâ…” (1)

Evet, nice zamandır ki, ümmetin değerlerini koruma ve zulme direniş konusunda en gür ve izzetli ses Türkiye’den çıkmaktadır. Bunu görmezden gelemeyiz. Zaten başta Filistin sevdalısı Yusuf el-Karadavi olmak üzere, Hamas liderleri ve insaflı tüm Filistinliler de bunu hep gündeme getirmektedirler. Burası tartışılmaz. Ne derler: “Yiğidi öldür, hakkını inkâr etme…”

Ancak Osmanlının dağılmasından sonra, ümmetin Filistin coğrafyası bir başka değerlendi. Çünkü ümmetin bağrına çöreklenen Siyonizm, karargâhını Filistin toprakları üzerine kurdu. Ve o gün bu gündür, Filistin Siyonizm’e ve dolayısıyla küresel zalimlere karşı bambaşka bir direniş örneği sergilemektedir.

Hatırlayınız, Türkiye’de küresel zalimlerin taşeronu ve vekâlet ordusu olan PKK ve FETÖ ittifakı saldırılarının daha onuncu yıllarındayken, bizde bir takım aklı evveller, “verelim kurtulalım” diye tempo tutmuşlardı. Eğer ümmet ruhu ve vatan sevdası taşıyanların itirazları olmasaydı, belki ümmetin bütününden şimdilerde kim bilir kaç parça daha bölünmüş olacaktı. Ama elhamdülillah ki başaramadılar.

Nitekim küresel zalimlerin valileri konumundaki Körfez emirleri, onların dümen suyunda olan kimi aydın ve yazar müsveddeleri de uzun yıllardır Kudüs, Mescid-i Aksa ve Filistin için aynı nakaratı tekrarlamaktadırlar. “Verelim kurtulalım” … Bu yalaka tipler zannediyorlar ki, haçlı Siyonist ittifakına Filistin topraklarını peşkeş çektikleri zaman kendi saltanat ve koltuklarını kurtarmış olacaklar. Ama bilmiyorlar ki zavallılar, Filistin’i verdikleri zaman, ümmetin tüm coğrafyasıyla beraber kendi koltuk ve saltanatları o zaman alabora olacaktır.

Esasen bu kural ümmetin her toprak parçası için de geçerlidir. Zira düşman ümmetin coğrafyasından bir parça kopardığı zaman, düşmanın iştahı kabarıp ümmete karşı cür’eti katlanacaktır. Dolayısıyla bu manada ümmetin her bir parçası, düşmana karşı bir sur, bir kale, bir kalkandır. Ümmetin yiğit evlatları, bu değerleri korumak için gerekeni yapmaya devam etmelidirler.

İşte bu açıdan baktığımız zaman Filistin’de bir asırdır yazılan direniş ve diriliş destanları göz ardı edilemez. Düşman, ümmeti topraklarını işgal etmek için karargâhını Filistin toprakları üzerine kuruduğu için de şu an için asıl ümmetin son kalesi, Filistin, diğer bölgeleri de şube ve karakollar olarak değerlendirmek mümkündür. Tabi ki ıstılahlar tartışılmaz. Asıl olan ümmetin evlatlarına direniş ruhu, ümmet bilinci, kardeşlik muhabbeti ve birlik beraberlik şuurunu aşılamaktır.

Aaah Filistin

Ümmetin kalesi Filistin mi, Anadolu mu veya Mekke mi, Medine mi? Tartışmaları bir yana, biz bir bütün olarak ümmetin coğrafyası için ne yapıyoruz. Düşman, ümmet coğrafyasının işgali için adım adım planlarını uygularken sahi biz ne yapıyoruz?

Sizi bilmem ama ben nefsimle baş başa kaldığım zaman, bazen de seher vakitlerinde secdelerde içimi ancak Mevla’ya dökerek şöyle fısıldıyorum. Allah’ım beni affet. Kur’an-ı Kerim’deki 533 ayeti kerime Allah (cc) yolunda cihada çağırırken, yüzlerce ayet şehâdetin ne büyük saadet olduğunu anlatırken, ben zelil ve miskin bir halde pinekliyorum. Bir şey yapamamanın ezikliği ve vicdan azabıyla kıvranıp duruyorum…

Duanın gücüne inanıyorum elbette ama kavli duanın yanına fiili dua eklemenin de gereğini biliyorum. Belki bir şeyler yapıyorum ama yaptıklarım, yapmam gerekip de yapamadıklarımın yanında çok cılız kalıyor. Affet Allah’ım!

Bu son darbeler çok ağır oldu, kaldıramıyorum Allah’ım!.. Bir asırdır devam eden Siyonist işgalinin üzerine Yahudi’nin ve her renkten düşmanın işbirlikçisi olan Şia’nın, Şam diyarını, Yemen’i, Libya’yı, Mısır’ı işgal etmeleri… Buralarda her türlü insanlık dışı cürümlerle katliamları, talanları… Ama tüm bu bombardımanların üstüne ümmetin seyirci kalma bombaları… Annelerin feryatları… Çocukların çığlıkları… Allah’ım! Allah’ım! Allah’ım!

Ama bir de savaşçı, yiğit, intifadanın çocukları olan kahramanların naraları… Çakmak çakmak gözlerdeki şevk, heyecan ve öfke… Korkuyla tanışmamış, dünyanın pılına pırtısına aldanmamış, can ve mallarını cennet karşılığında Allah’a (cc) satan Hamas’ın yiğit mücahitleri… İzzeddin Kassamların, Şeyh Ahmed Yasinlerin, Rantisilerin torunları…

Şimdi daha da yakînen inanıyorum ki; Siyonistler kaybedecekler, Yahudiler kaybedecekler, haçlılar kaybedecekler, onların işbirlikçisi olan münafıklar kaybedecekler. Bu gaddar ve zalimlerle hoşgörü ve diyalog adı altında destek ve cesaret veren zavallılarda kaybedecekler. Ilımlı İslam! Projesiyle cihadı terör, mücahidi terörist gösterme bedbahtlığına kalkışanlar kaybedecekler. İslam’ı, hilafeti, İslam devletini, ümmeti kapkara göstermeye çalışan küresel zalimlerin taşeron ve vekâlet orduları olan IŞİD ve benzeri ihanet şebekeleri kaybedecekler…

İslam kazanacaktır. Hakkın taraftarları kazanacaklardır. Filistin kazanacaktır. Filistin’in fedakâr ve cefakâr müminleri er veya geç kazanacaklardır. Ve kazanıyorlar, en kestirme yoldan uçarak cennete gidiyorlar, kazanıyorlar. Gazi oluyorlar, kazanıyorlar. Evleri, arazileri, asırlık zeytin bahçeleri buldozerlerle dümdüz yapılıp gasp edilirken bile direnişte asla gevşeklik göstermeyerek kazanıyorlar.

Ya ben!..

Allah’ım! Ben utanıyorum; Kur’an-ı Kerim’in cihadı haykıran ayetlerinden, Resûlullah’ın (sav) cihad ve mücadele dolu hayatından… Cihadı en güzel bir şekilde pratize etmiş olan ashab-ı kiram ve onların yolunu takip eden ümmetin nice yiğitlerinden utanıyorum. Bana da direniş ve fedakârlık ruhu ve Allah’ım! Cihad ve şehadet sevdasını yüreklerimizden eksik eyleme Allah’ım! Allah’ım! Mahşer günü senin huzurunda ne cevap vereyim?

Ey Filistin! Nice peygamberlerin diyarı, ben mahşer günü İslam davasını senin toprağına, taşına, bağına, bostanına ilmik ilmik ören, kutlu davanın hamalı o peygamberlere (as) ne cevap vereceğim? Onlar, “bizim bıraktığımız yüce dava, sadece Filistinlilerden mi sorulur, Kudüs ve Mescid-i Aksa sadece onlara mı emanet” Diye sorsalar ben ne cevap vereyim?…

Ey Mescid-i Aksa! Müslümanların ilk kıblesi, Mirac’ın ilk durağı hesap günü sana ne diyeyim?…

Yüz yirmi dört bin peygambere imam olup Mescid-i Aksa’da namaz kıldıran kainatın efendisi Resûlullah’ın (sav) yüzüne nasıl bakayım?..

Kudüs’ün ilk fâtihi, devesine hizmetçisiyle nöbetleşe binerek Medine’den Filistin’e gelen Emîru’l Mü’min’in Ömer’e (ra) ne cevap vereyim? Aynı orduda görev yapan sahabe ve tabiinden olan nice askerlere ve o savaşta canlarını Mescid-i Aksa’ya kurban sunan aziz şehitlere ne diyeyim?..

İkinci fatih, Selahaddin’i Eyyûbi’ye, onun ordusunda görev yapan yiğit kumandanlara ve yüz binlerce şehide ne cevap vereyim? Bir asırdır, günü birlik Kudüs ve Mescid-i Aksa uğruna şehitler sunan Filistin’in cefakâr ve vefakâr halkına ve kurban sundukları şehit evlatlarına ne cevap vereyim?

Furkan savaşında, yaralı yere düşmüş ve son nefesini verirken, şehadet parmağını semaya kaldırıp kelime-i şehâdet getirerek şehid olan Hamaslı şehide ve onun binlerce şehit arkadaşlarına ne cevap vereyim, yüzlerine nasıl bakayım?…

Birkaç günlük, haftalık veya aylık kundaktaki bebeklere, birkaç yıl ömrü olan masum çocuklara, yıllardır açık hava zindanına dönüştürülmüş olan ve çocuk maması ve en hayati gıdaların dahi geçişine izin verilmediği için şehid olan çocuklara… O çocukları için her gün, her an, her saat yüreği yanan annelere ne cevap vereyim?…

Siyonistlerin tanklarına karşı minik elleriyle taş atan intifâdanın sembolü kahraman çocuklara ne cevap vereyim?..

Şu ayet ve hadisler gibi yüzlerce ayet ve hadislere ne cevap vereyim?..

“Size ne oluyor da Allah yolunda ve “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?” (Nisa, 4/75)

“Şüphesiz Allah, mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak va’detmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.” (Tevbe, 9/111)

“Sevgi, yardımlaşma ve dayanışmada tüm Müslümanlar bir bedenin organları gibidir. Bedenin bir organı rahatsız olduğunda, diğer organlar uykusuz kalarak onun acısına ortak olur” (2)

“Müslümanların dertleriyle dertlenmeyenler onlardan değildir” (3)

 Ümmet için Filistin için ne yapalım?

  • Yürekten dua edelim.
  • Elimizden geldiğince maddi yardımda bulunalım.
  • Yahudi mallarını boykot edelim. Boykotu sürekli canlı tutalım.
  • Sesimizi duyuracak gösteri, miting, yürüyüş, basın açıklamaları, panel vb. etkinlikler düzenleyelim ve bu etkinliklere yoğun olarak katılalım.
  • Bu konuda kamuoyu oluşturalım ve medyanın çarpıtmalarına karşı insanları uyaralım.
  • Filistin davası konusunda farkındalık oluşturalım ve bunu süreklileştirelim.
  • Neslimizi cihad ruhu, şehâdet aşkı ve ümmet bilinciyle donatalım.

Zafer İslam’ındır, çünkü hak; hep galiptir, mağlup olmaz.

Hasbunellahu ve ni’mel vekîl. Allahu ekber ve lillehil hamd.

Subhaneke… Bihamdike… Esteğfiruke…

Kaynakça

1) Buhârî, Mescidu Mekke 1, 6; Savm 67; Sayd 26; Müslim, Hac 415, 511, 512; Ebû Davud, Menâsik 94; Tirmizî, Salat 126; Nasaî, Mesâcid 10; 2) Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66 3) Zevaid, 10/248