Ey Semavi dinlerin, dünyadaki beşiği!

Ey Mirac’a açılan, kapıların eşiği!

Sen ki; Mescid-i Aksa, sen ki; tevhid simgesi,

Sahabe-i Kiram’ın, namazda ilk kıblesi…  

Ey çevresi mübarek, yüce Mescid-i Aksa!

Utanırdı insanlık… Sana ibretle baksa.

Sen ki; şahidi oldun, nice kanlı savaşın;

Dile gelse… Vahşeti, haykırırdı her taşın…

Kudüs!!!

Çevresi mübarek kılınan şehir Kudüs. Peygamberler diyarı Kudüs. Vahiyler şehri Kudüs.  Peygamberlerin Rabbin makamına yükseldiği şehir Kudüs. Değeri ve kıymeti hep baki olan şehir Kudüs. Müminlere emanet edilen şehir Kudüs. Müslümanların imtihan alanı olan şehir Kudüs.

Ve Davamız olan şehir Kudüs.

Öyle bir dava ki amaç edinilen, öyle bir dava ki savunulan, öyle bir dava ki uğruna her şey feda edilen, öyle bir dava ki yeri geldiğinde seve seve canlar feda edilen. Öyle bir dava ki onunla kurtuluşa erişilen.

Gerçekten davamız mı Kudüs? Ya da hangi Kudüs!

Davamız olması gereken Kudüs mü?

 Ya da yalnızca Miraç gecesinde ismini duyduğumuz, katliamlar sırasında fotoğraflarını gördüğümüz, dualarımızda kalbimiz titremeden, gözyaşları dökmeden dudaklarımızdan çıkan sözlerle kurtuluşunu istediğimiz Kudüs mü? Allah katındaki gerçek değerini bilmediğimiz, sorumluluğunu Filistinli kardeşlerimize yüklediğimiz, çaba ve gayret göstermediğimiz Kudüs mü?

Gerçek değerini anlamak için şöyle bir baksak Kudüs’e; yeryüzünde yapılan 2. mescidimiz olan Mesci-i Aksa’yı bağrında barındıran Kudüs’e, şöyle bir baksak ilk kıblemiz olan Kudüs’e, şöyle bir baksak Peygamberler diyarı Kudüs’e, şöyle bir baksak vahyin merkezi Kudüs’e, İslam diyarı Kudüs’e ve gereği gibi anlasak davamız olan Kudüs’ü.

Gereği gibi anlasak da değerini, gereğini yerine getirebilsek. Tıpkı değerini anlayıp da gereğini yerine getirenler gibi.

Keşke anlasak gereği gibi Yüce Rabbimizin İsra suresi ilk ayetindeki emrini, keşke anlasak Efendimizin (sav) buyruklarını; “Allah, Arş ile Fırat arasını mübarek, bereketli kılmış ve özellikle Filistin’i mukaddes kılmıştır.”1 Ümmü Seleme (r.anha) Resulullah’ın (sav): “ Kim hac ve umre yapmak üzere Mescid-i Aksa’dan ihrama girerse geçmiş ve gelecek günahları bağışlanır ve mutlaka cennete girer” buyurduğunu işittim. dedi.2

Keşke anlasak Hicri13. yılda Hz. Ömer (ra) döneminde Ebu Ubeyde (ra) komutasında Kudüs fethedilince, Hristiyanların ‘şehrin anahtarını halifenize teslim etmek isteriz’ sözü üzerine istişare eden Hz. Ömer (ra)’e herkes gitme derken Hz. Ali (ra) efendimizin “Git ya Emire’l Mü’minin! Kıyamete kadar gelecek olan Müslümanlar o yerin kıymetini anlasınlar.” sözünü.

Keşke anlasaydık Kudüs’ün bu değerini, keşke Kudüs için yerine getirebilseydik sorumluluğumuzu, Şeyh Ahmed Yasinler, Abdulaziz Rantisiler, Yahya Ayyaşlar ve daha niceleri gibi.

Keşke anlasaydık onlar gibi ve sahip çıkabilseydik Efendimizin secde ettiği, Miraç gecesi ayak bastığı ve tıpkı Hz. İsa (as.) gibi Rabbine yükseldiği mekân olan Kudüs’ü.

Keşke dava edinseydik Kudüs’ü, Nureddin Zengiler gibi yetiştirseydik, Filistin fethedilinceye kadar gülmeyi kendine haram kılan Selahaddin Eyyubileri. Dava edinseydik Kudüs’ü, anlardık Siyonistlere meydan okuyan “Nemrutların karşısında İbrahim olmak için, sağlam bedene değil sağlam yüreğe ihtiyacımız vardır.” diye haykıran Şeyh Ahmed Yasin’i. Dava edinseydik Kudüs’ü, sahip çıkardık daha önce iki ayağını şehid veren, yıllarca tekerlekli sandalyede mücadele verip şehid olurken “Bu topraklar bizim, teslim etmeyeceğiz. İsrail ordusuna meydan okuyoruz, Filistin halkı cesur bir halktır.” cesaretini gösteren İbrahim Ebu Süreyya’yı. Dava edinseydik Kudüs’ü, görürdük gönüllü olarak çalışan Filistinli Rezzan hemşirenin bir hafta önce bölgede kurulan Büyük Dönüş Yürüyüşü çadırında nişanlandığı ve Ramazan ayında, iftar vaktinde keskin nişancılar tarafından şehid olma azmini.

Ve dava edinseydik Kudüs’ü, yerine getirirdik ‘Çakalların özgürlüğü aslan ayağa kalkana kadardır’ sözünün gereğini.

Siyonistler de biliyor yalnızca Filistinli Müslümanların mücadelesi ile zafer kazanılmayacağını. Filistinliler mücadele ederken dünya Müslüman devletleri kendi menfaatleri için Siyonistlere her türlü desteği verirken yıkılmayacaklarını. Bunu bildikleri için bu kadar rahat yapıyorlar zulümlerini.

1986’da Tercüman gazetesinden Ergun Göze isimli muhabir dönemin başbakanına sorar: “Kur’an-ı Kerim sizin devletinizin yıkılacağını haber veriyor, ne dersiniz.” Şimon Peres cevap verir. “Kur’an’ın bahsettiği Müslümanlar gelsin düşünürüz.”

Gelmedi mi hala biz Müslümanların Kur’an’ı düstur edinme vakti? Kadın-erkek, çocuk, genç, yaşlı, demeden kardeşlerimiz katledilirken. Kardeşlerimiz “Gayemiz Allah, Önderimiz Rasulullah, Anayasamız Kur’an, Yolumuz Cihad, En büyük arzumuz Allah yolun Şehid olmaktır” sözünü kendilerine düstur edinip, bu uğurda mücadele verirken, bizler hangi Kudüs’ü dava edineceğiz? Bu dava uğrunda neleri feda edeceğiz, ne kadar çaba ve gayret gösterip, ne kadar sebat edeceğiz? Yoksa bu davayı terk edip Mescid-i Aksa’yı garip mi bırakacağız?

 Ne yazık ki; bugün de aynı vahşet sürüyor,

Cinayetle beslenen, gözleri kan bürüyor.

İşte…Yine sahnede, peygamber katilleri,

İnsanlığa kast eden, cinnetin failleri.

İşte…Yine çocuklar, Gazze’de kan kusmada,

Bu seri katliama, bütün dünya susmada.

Yine rekor peşinde, zulüm şampiyonları;

Siyonist eşkıyanın, küresel piyonları…

İşte…Yine sahnede, haçlının fosilleri,

Medeniyet maskeli, kudurmuş nesilleri.

Yine tarih tekerrür, yine küfür tek millet,

Hepsinin genlerine, kazınmıştır bu zillet.

Ey! Bir buçuk milyarlık, dünya Müslümanları!

Hiç mi utandırmıyor, bunca mazlum kanları?

Bu zulmü boğmak için, tükürmeniz yeterdi,

Selahaddin Eyyubi, çıkıp gelse ne derdi?

Ey! Petrol kralları, saray hanedanları,

Bir düşünün Kudüs’te, cihad eden canları.

Kim saçtı üstünüze, bu ölü toprağını?

Yoksa… Kopardınız mı, Kudüs’le din bağını?

Halife Ömer gibi, bir örnek olmasaydı,

Belki sizi affetmek, biraz daha kolaydı,

O, adalet severdi, o Hazreti Ömer’di,

Sizi, bu halde görse, saraylara gömerdi…

Ey! Mahşere inanan, dünya Müslümanları,

Bırakın… O münafık, tahtına tapanları.

Allah’ın kelâmını, kaç bin kere duydunuz,

Kıyamet’e kadar mı, sürecek bu uykunuz?

Filistin’de taş atan, çocukların aşkına,

Bu apaçık gafleti, görün Allah aşkına!

Bir buçuk milyar insan, bir kez ayağa kalksa;

Hiç garip kalır mıydı, böyle Mescid-i Aksa?

Hiç garip kalır mıydı, böyle Mescid-i Aksa?