“(Allah tarafından) kabul edilmiş bir haccın karşılığı ancak cennettir.” (Buhârî, Umre, 1)
Hac, sözlükte “kastetmek, yönelmek” anlamına gelmektedir. Terim olarak ise “Mekke şehrindeki Kâbe’yi ve civarındaki kutsal sayılan özel yerleri, özel vakit içinde usulüne uygun olarak ziyaret etmek ve yapılması gereken diğer menasiki/görevleri yerine getirmek” demektir. İslam’ın 5 temel ibadetlerinden biri olan hac, Hicretin 9. yılında farz kılınmıştır.

İnancın pratiğe yansımaları olan ibadetler hem bireyi hem de toplumu psikolojik ve sosyolojik olarak huzura kavuşturmayı hedeflemektedir. Bu durum, ibadet boyutuyla Allah ile kul ilişkisini güçlendirirken, hikmet boyutuyla da ruh sağlığı ve sosyal dayanışmayı beslemektedir. Bedenle yapılan namaz ve oruç ibadetinde nefis terbiyesi ağır basarken; mal varlığı ile yapılan zekât, sadaka ve kurban ibadetlerinde dayanışma ruhu öne geçmektedir. Hem bedenle hem de mal ile yapılan hac ibadeti ise bu özelliklerin hepsini bünyesinde toplar.

Gerçekten de hac, çok yönlü bir ibadettir. Mali ve bedeni bir ibadet olduğu gibi, maddi ve manevi, dünyevi ve uhrevi, ferdi ve içtimai boyutları vardır. Bu haliyle külli bir teslimiyetin ifadesidir. Hac, bir taraftan maziye yapılmış ibretli bir yolculuk iken, diğer taraftan da geleceğe yapılacak yolculuk için çizilecek hikmetli bir yol haritasıdır.

Hac, bir taraftan Allah’a iman, tevhid inancı, peygamberlere iman, Ahiret inancı gibi inanç esaslarını pekiştirirken, diğer taraftan da Müslümanlara takva, sabır, sevgi, kardeşlik, fedakârlık, cömertlik gibi ahlaki güzellikleri kazanma ve yaşama imkânı sunar. Bu yönleriyle hac hem akaid, hem ibadet, hem de ahlak dersleri yoğunlaştırılmış olan bir eğitim merkezi gibidir.

Hac ibadeti; ihram, namaz, telbiye, zikir, vakfe, istiğfar, tavaf, sabır, ilgili yasaklar, kurban ve sadaka gibi yoğunlaştırılmış bir dizi ibadet ve taatten oluşmakta ve en az birkaç günün ayrılması neredeyse imkânsız hale gelen asrımızda, her türlü iş telaşından uzak, sırf ibadetlerle odaklanılan birkaç gün geçirme imkânı sunmaktadır.
Hac, belli bir zaman ve belirli miktarlarda gerçekleşen bir ibadet olduğu için Müslümanlara zaman ve mekân mefhumunu, dünyada her şeyin belli bir düzen içerisinde gerçekleştiği şuurunu kazandırır.

Hac, Müslümanların manevi yönlerini güçlendirecek, modellerini takip edecek, izzet ve şereflerini arttıracak, sorumluluk bilinçlerini geliştirecek, onlara birlikte hareket edebilme yetisi kazandıracak en önemli ibadetlerden biridir. Bu mübarek iklimde Müslümanlar, karşılıklı olarak sevgi, bilgi, görgü, tecrübe ve alışveriş yapma, birbirlerinden yararlanma imkânına kavuşurlar.

Hac, dünyanın her tarafından gelen Müslümanların aynı amaç için bir araya toplanmalarına ve böylece kolektif bilincin oluşmasına imkân veren evrensel bir olaydır. Dilleri, renkleri, ülke kültürleri, sosyal ve ekonomik durumları farklı olan milyonlarca Müslüman, inanç ve duygu birliği içerisinde yekvücut olduklarını, bir bütün olduklarını yaşayarak idrak ederler. Bu haliyle hac, Müslümanlar arası etkileşim ve iletişim için bulunmaz bir fırsattır. Kısa bir sürede ortak duygu, düşünce ve amacın gizemli güdülmesi ile aynı toplumun bireyleri olduklarının bilincine vararak, tüm hayatları boyunca unutamayacakları dostluklar kurarlar. Böylece hac, uluslararası barış, birliktelik ve dayanışma içinde fırsat bahşeder. Müslümanlar kardeşlik duyguları içinde birbirleriyle tanışıp karşılıklı görüş alışverişinde bulunurlar, problemlerine birlikte çözüm ararlar. Bu yönleriyle hac, toplumsal bütünleşmeye ve kaynaşmanın bir anlamda uluslararası boyutta gerçekleştirilmesidir. Dünyanın dört bir tarafından gelen Müslümanlar, hem dayanışma ruhunu daha derinden ve daha coşkulu hissederler, hem de birbirlerinin yanında ve arkasında olduklarını, birbirlerini desteklediklerini ortaya koyarak bir anlamda güç gösterisinde bulunurlar.

Hac, asırlardır farklı bölgelerden gelen âlimlerin buluştukları, tanıştıkları, tartıştıkları, alış-veriş yaptıkları bir ilim merkezi olmuştur. Hac vesilesi ile çeşitli yeni fikirlerden, yeni eserlerden haberdar olan kim âlimlerin, ilm-i hayatında ciddi anlamda değişim ve gelişim meydana gelmiştir.

Hacdaki Semboller
“Kim Allah’ın sembollerine saygı gösterirse, şüphesiz ki bu, kalplerin takvasındandır” (Hac, 22/32)
İbadetler, Allah nasıl emretti ve elçisi nasıl gösterdi ise öyle yapılır. Çünkü ibadet yapacak olan mümindir. İnanan ve Allah’a bağlanan bir Müslüman için ibadet bir yük değil, zevkle yerine getirmek istediği bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacını Allah ve Resulü’nün (s.a.s.) sunduğu program dâhilinde yerine getirir. Dolayısıyla ibadetlerin şekli ve yapılışı konusunda aklen yapılacak açıklamalar, nihayet bir yorumdan öteye geçmez. Bu alanda akla gelebilecek pek çok sorunun cevabı şudur: Hz. Peygamber (s.a.s.) “Ben nasıl namaz kılıyorsam, siz de öyle kılın.” (Buhârî, “Edeb”, 27); “Haccın yapılışına ilişkin uygulamalarınızı (fiil ve davranışları) benden öğreniniz.” (Nesai, “Menasik”, 220) buyurmuştur.
Hac, baştan sona sembollerle dolu bir ibadettir. Bir semboller haritasıdır adeta. Tavaf, sa’y, şeytan taşlama, Arafat’ta vakfe gibi hac ile ilgili fiil ve davranışların hepsi sembolik anlamlar taşımaktadır.

1.Yolculuk
“Ancak üç mescide (ibadet maksadı ile) gitmek üzere yolculuğa çıkılabilir: Benim şu mescidim (Mescid-i Nebevi), Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa.” (Müslim, Hac, 511.)
Mekke dışından gelenler için hac, yakın olsun uzak olsun, neticede bir yolculuktur. Hangi vasıtayla yapılırsa yapılsın, her yolculuğun belli bir heyecanı, stresi ve çilesi vardır. Belki de hac esnasında gerekli olan sabrın ilk tüketileceği, ilk sınavın verileceği kısımdır yolculuk. Yakın zamanlara kadar kızgın çöllerde günlerce, haftalarca süren, bin bir türlü güçlüklerle aşılan, veba, soygun, açlık ve susuzluğun yaşandığı hac yolculuklarının yanında, bugün yapılan birkaç saatlik yolculuk için Yüce Rabbimize ne kadar şükretsek azdır.

Her yolculuk için yapıldığı gibi, bu kutsal yol için de çok yönlü hazırlıklar yapılmalıdır. Bu çerçevede hacca giden Müslümanlar kul haklarını öder, çevresindeki kardeşleriyle helalleşir, bütün günahlarına samimi bir şekilde tövbe eder, gözü arkada kalmayacak şekilde dua ve niyazlarla Allah’a tevekkül ederek evlerinden ayrılırlar. Yol arkadaşlarına, kendisini oraya ulaştıracak vasıtaya, kendisine rehberlik edecek kimselere ve organizasyonun seçimine dikkat ve hassasiyet gösterirler. Yolculuğun huzurlu, verimli ve bereketli geçmesi için elinden gelen gayreti gösterir, herkese iyi davranır, himmet ve hizmet ederler. Allah’a yapılan bir yolculuk olduğunun bilinciyle, sanki bunun ahirete giden son yolculuk olduğunu düşünürler. Aslında ölümü nerede ve ne zaman geleceği bilinmediğinden bu ihtimal her yolculuk için söz konusudur. Zira yola çıkan kimsenin hacca varabilme ihtimali olduğu gibi, hayat yolculuğunu hiç bilmediği bir anda tamamlayabileceği de muhakkaktır. Dolayısıyla çok kısa bir süre için çıkılan hac yolculuğuna yapılan hazırlıkların, çok daha fazlasıyla hayat yolculuğu içinde yapılması gerekmektedir. Örneğin, 70 yıl süren bir ömür yolculuğunda hac, sadece 3- 4 haftalık kısmı oluşturur. Bu yolun 3-4 haftalık kısmında da sembolik olarak Kâbe’ye gidilirken, onun öncesinde ve sonrasında kulun Allah’a olan yolculuğu devam etmektedir. Bu nedenledir ki, inançlı ve bilinçli bir yolcu, asıl hazırlığını bu ebedi yolculuk için yapmalıdır.

2.İhram
“Takva elbisesi elbette daha hayırlıdır.” (A’raf, 7/26)
İhram, aslında yapılmasına müsaade edilen bazı söz, fiil ve davranışların, Hac ve Umre yapacak kişiler için belli bir süre Allah ve Resulü’nün getirdiği yasaklar çerçevesinde “haram kılınması” demektir. Söz konusu yasaklar, hac veya umre için niyet edip ihrama girmekle başlar. İhrama giren erkekler, başlarını açarak ve normal giysilerini çıkararak “izar ve rida” denilen dikişsiz iki parça havluya/beze bürünürler. Hanımların ihramı için ise, günlük giysileri dışında ayrı bir kıyafet yoktur. Onların ihramı “yüzlerini açık bulundurma zorunluluğu” ile simgelenir. Nitekim bir rivayette “Kadının ihramlı oluşu yüzünü açması, erkeğin ihramlı oluşu ise başını açması ile gerçekleşmektedir.” (Dârekutni, Sünen, 2, 294) buyrulmuştur.

İhram, makamdan, mevkiden ve tüm imtiyazlardan soyunmanın simgesidir. Hacca gelenler, sosyal ve ekonomik statülerini gösteren dünya elbiselerini, makam ve mevkilerini ortaya koyan üniformalarını, zevklerini, kültürlerini ve karakterlerini yansıtan her türlü süs ve ziyneti bir kenara bırakıp Allah önünde herkesin eşit olduğunu sembolize eden iki basit giysiye bürünmüş olurlar. Yani ihram ilk önce, Allah nezdinde mal, mülk, madde ve metanın hiç sayıldığı bütün Müslümanların bu kutsal iklimde eşit ve kardeş olduğunu ifade eder. Birini diğerinden ayrıcalıklı, üstün ve özen gösteren hiçbir emare yoktur. Artık dünyevi elbiseler çıkartılmış, sadece kimlikler, kişilikler ortaya konmuştur. Kısacası, çoğu zaman karakterleri örten, şahsiyetleri gizleyen süslü elbiseler atılmış “takva elbisesi” esas alınmıştır. Burada bürünülen 2 parça kumaş da sadece eşitliği sağlamaya ve avret yerlerini örtmeye yöneliktir. Mikat ile başlayan bu kutsal yolculukta asıl giyilmesi gereken elbise ise, takva elbisesi, yani sorumluluk bilincidir. Zira Yüce Allah’ın buyurduğu gibi; “Takva elbisesi daha hayırlıdır.” (A’raf,7/26)

Dikkat edilirse bu üç çeşit yasaktan ilki, kişiyi şehvetine; ikincisi nefsine; üçüncüsü de başkalarına karşı korumayı amaçlamaktadır. Kişi, hac esnasında şehvetiyle, nefsiyle ve kardeşleriyle ilgili en küçük bir problem yaşamamalı, kısacası barış içinde olmalıdır. İnsanların en çok günaha girdiğini noktalarda zaten bu üç alan değil midir? Haccı bunlardan darbe almamalı, hac süresince kazandığı bu deneyimle sonrasında da kendini korumayı öğrenmelidir. İşte Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bu yasaklara riayet ederek hac yapabilen kimsenin, annesinden doğduğu günkü haline döneceğini müjde etmektedir.

3.Arafat
“Hac, Arafat’tır.” (İbn Mace, “Manasik”, 57)
“Arafat” kelimesi, “bilme, anlama, tanıma” ve “güzel koku” gibi manalara gelen bir kökten gelmiştir. Dünyanın her tarafından gelen insanların bu yerde birbirileriyle görüşüp tanışmaları veya günahlarını itiraf ederek Allah’tan af dilemeleri, affedilmelerinden sonra günah kirlerinden temizlenip Allah katında güzel bir kokuya sahip olmaları sebebiyle bu ad verildiği söylemiştir.

Arafat; Diriliş’i, mahşeri, mahkeme-i kübra öncesi beklemeyi, ölmeden önce ölmeyi, hesaba çekilmeden önce muhasebe yapmayı bilmektir. Arif olan anlar; Arafat’ı idrak eden, hacı olur, Arafat’ı kavrayan marifeti bulur.

Arife günü hac İhramıyla Arafat’ta bulunmak, bir Müslüman için en büyük nasiplerden biridir. Çünkü bu kutsal yerde bu mübarek zaman diliminde yapılan dua ve ibadetler geri çevrilmez. Bu itibarla Müslüman, Arafat’ta gönlünü her türlü dünyevi düşüncelerden arındırarak bütün samimiyetiyle Allah’a yönelmeli, el açıp yalvarmalı, günahlarını hatırlayıp gözyaşları içinde tövbe etmeli, af ve mağfiret dilemeli; kendisi, anne-babası, kardeşleri, çocukları, yakınları, milletin fertleri ve tüm Müslümanlar için içtenlikle dua etmelidir.

Arafat’ta diğer müminlerle bir arada bulunan, kıyafeti ile artık bu dünyayı terk ettiğini gösteren mümin, haşir ve hesaba çekiliş sahnesini temsili bir şekilde yaşayarak sorumluluğun ve hesaba çekilmenin idrakine varır. Allah’ın huzurunda durmanın manasını, makam, servet ve ilim gibi üstünlüklerin gerçek değerinin hesaba çekileceği zaman ortaya çıkacağını anlar ve üstünlüğün sadece takvada olduğunu bir kez daha kavrar.

Dolayısıyla hac Müslümanlar arasında yardımlaşma ve dayanışma ruhunun gelişmesi ve ölüm provasını yapma imkânı sunar. Hac, Müslümanlara uçakta iken tabutu, ihramda iken kefeni, ihramdan önceki guslün cenazenin yıkanması, Arafat’ta iken mahşeri hatırlatır.
Bunların hepsini hakkıyla yaptığımız vakit haccımız inşallah kabul olacaktır.

Rabbimizin müjdesi açıktır: “(Allah tarafından) kabul edilmiş haccın karşılığı ancak cennettir.” (Buhârî, Umre, 1)

Allah hacca gidenlerin haccını kabul etsin; kabul edilmiş haccın karşılığı olan cenneti de hacca gitmeyenlere nasip etsin.