Feroz Ahmad, Hint kökenli bir Amerikan ve ünlü oryantalist Bernard Lewis’in yanında doktora tezi yapmış bir Türkiye tarihçisi. Yazarın, Türkiye’nin Modernleşme sürecini dışarıdan bir gözle okuyabileceğiniz “Modern Türkiye’nin Oluşumu” adlı eserinde, İslam’a ve Müslümanlara oryantalist ve tarihe de Batıcı, Kemalist bir anlayışla yaklaşımı eserde belirgin şekilde fark edilmesine rağmen, büyük ölçüde objektif kalmayı başarmıştır. Modernleşme sürecini Osmanlı’nın gerileme sürecine çare aradığı 18. Yüzyıla kadar götüren yazar, “Başlangıçta Sultanlar, Batı’nın giderek artan meydan okuyuşuna sadece modern bir ordu kurarak karşı koyabileceklerini sanıyorlardı. Ancak 19. Yüzyılda hâkim sınıflar Batı’dan gelen baskıya direnebilmek için modern, siyasi, toplumsal ve ekonomik bir yapı kurmak zorunda olduklarını gördüler. Bu yapı 1839 ve 1856 imparatorluk fermanları ve 1879 Anayasası’yla kısmen gerçekleştirildi.” der. Padişah’ın mutlak yetkilerinden vazgeçmesini de gerektirebilecek bu köklü değişiklikleri, Batıda eğitim gören alt-orta sınıfa mensup öğrenciler, kurdukları Jön Osmanlılar, Jön Türkler, İttihat ve Terakki gibi yapılanmalarla gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Osmanlı’nın Batı’ya benzeyerek ilerleyeceğini sanan İttihatçılar, meşruti bir yönetim kurmayı başarmışlar ve Batıdaki gibi kapitalist bir sermaye sınıfı oluşturmaya girişmişlerdir.

Batıcıların kör bir taklitçilikle ithal etmek istediği Liberalizm, Ulusçuluk, Demokrasi, Kapitalizm gibi kavramlar, Batının kendi tarihsel seyri içerisinde meydana gelen sınıf çatışmaları sonucu Batılı halkların talepleri ile oluşmuştur. Batı’da toplumdan gelen bu talep, bizde Batıcı elit aydınlar, bürokratlar ve askerler eliyle gelmiştir. Bu halk talebinden/desteğinden mahrum oluş ise, yapılan çalışmaların jakoben ve dayatmacı bir niteliğe sahip olmasına neden olmuştur. Böylelikle Batıcılar toplumu çağa uygun bir şekilde modernize etmeyi başaramamışlardır.

Yazar, Osmanlının dağılmasıyla İmparatorluktan, Mustafa Kemal liderliğindeki genç Türkiye’ye geçişte öncelikle, siyasal iktidarın gericilerin ve tutucuların elinden alınması gerektiğini, bunun için de Mustafa kemalin ulus devletin ruhuna ters düştüğü için Hilafeti kaldırdığını yazar. Laiklik, İsviçre medeni kanunu, İtalya ceza kanunu ve Almanya Ticaret kanunu esas alınarak getirilir. Daha önce belirttiğimiz sebeplerle, jakoben olmak zorunda olan Batıcı devrimler, ebedi Şef Mustafa Kemal döneminde de dayatmacı yöntemlerle halka sunulmuş, sendikal faaliyetler dahil tüm muhalif sesler susturulmuştur. İcraatlarıyla siyasal bilimler literatüründe diktatörlükle özdeşleşen Mustafa Kemal,1935’te Nazi örneğinden yola çıkarak CHP ile devleti birleştiren tasarıyı (Parti il başkanları vali yapılır.) kabul ettirir. Yazarın deyimiyle böylelikle Kemalistler Türkiye’de bir parti diktatörlüğü oluşturma yönünde son adımı atmışlardır. Ümmetten ulus yaratmak amacıyla girişilen toplum mühendisliği sosyal devrimlerle devam eder.

Yazar, Kemalistlerin geleneğe direk saldıramasa da geleneğin temellerini zayıflatmak adına kent alt-orta sınıfının iffet anlayışını zayıflatmak için MissTurkey/güzellik yarışmaları yaptıklarını belirtir. İnönü döneminde de devam eden devletçi kapitalizmle oluşturulmaya çalışılan Türk sermaye sınıfı geliştirilmeye çalışılır. Modern Türkiye’nin temelleri bu atmosferde atılır ve asker kökenlilerle kurulan Modern Türkiye, demir yumrukla ülkeyi yöneten Milli Şef İnönü’den sonra rejimin bekçisi ve laikliğin garantörü askerler eliyle her on yılda bir süregelen askeri darbelerle ülke, Batı’nın yörüngesinde tutulmaya çalışılır. Modern Türkiye kurulur kurulmaz Cumhuriyete geçilmesine rağmen Demokrasi 1946’da gelmiştir.1950’ye kadar iktidarda kalan İnönü, ikinci dünya savaşından faşist yönetimlerin demokrat yönetimlere yenilgisi ile Demokratikleşmenin dünya değeri olarak sunulması, İçte ise büyüyen özel sektörün devlet himayesine katılmak istememesi çok partili hayata zemin hazırlar. Nihayet 1950’de DP başa gelir ve 27 yıllık CHP dönemi biter. DP dönemindeki liberal politikalardan memnun olmayan genç subaylar, 27 Mayıs 1960’ta darbe yaparlar. Kurulan MGK ve OYAK gibi yapılarla askeri vesayet kökleşir.

Yazar 1950 DP iktidarı ve 27 Mayıs 1960 darbesi sürecinden sonra sırasıyla 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbelerini, bu darbelere zemin hazırlayan süreçleri siyasal, ekonomik ve dış gelişmelerle birlikte ele alır. Yazara göre Kemalist, Laik devrimler sonucunda ülkede iki ayrı kültür belirmiştir. Zayıf, halk desteğinden yoksun, ama etkin bir azınlığın bürokrasisiyle birlikte anılan, Batılılaşmış, laik kültürü ve halk kitlelerinin İslam’la birlikte anılan yerli kültürü, ancak sert uygulamalar ile bastırılan dindar kesim 1970’lere kadar varlık gösterememiştir.1968 öğrenci olaylarıyla siyasal terör şiddetlenmiş, oluşan ortam 12 Mart darbesine gerekçe olmuştur. Darbeden en çok nasibini alan yine darbeyi destekleyen solculardır.1973 seçimleriyle sosyal demokrasi siyasette revaç bulmuş. Kurulan CHP-MSP koalisyonu Kıbrıs harekâtından Ecevit’in oy devşirmek amacıyla erken seçime gitmesiyle son bulmuştur. Bir sonraki 12 Eylül darbesine kadar Türkiye’de Milliyetçi Cephe Hükümetleri dönemi başlamıştır. Yazarın neofaşist diye adlandırdığı MHP’nin etkin olduğu siyasal terör eylemleri tekrar artmış, sağ-sol kavgasına Alevi-Sünni ayrışmasının eklenmesi gibi sebeplerle 12 Eylül 1980’de Kenan Evren liderliğindeki cunta darbe yapmıştır. Daha önce sıkıyönetimin varlığına rağmen, darbe sonrası sokak olaylarının bir anda kesilmesi olaylarda ordunun parmağı olduğu şüphelerini artırmıştır.

Yazar darbecilerin Kürt sorununu çözmeye yönelik adımlara karşı çıkmalarının, ileride bu sorunu darbe ortamı hazırlamaya malzeme olarak kullanmak istemelerine bağlanabileceğini söyler. Yeni anayasayla tüm siyasi partiler kapatılmıştır. Bu boşlukta siyasi arenada Turgut Özal gibi taşra kökenli bürokratlar belirmiş Yine muhafazakâr Anadolu sermayesi güçlenmiş ve İslamcıların yükselişe geçtiği bir gidişat başlamıştır.

Kitap Modern Türkiye’nin oluşumunun yazıldığı tarih olan 1993’e kadar ele almıştır. Sonuç bölümünde askeri vesayetin tekrar canlanabileceği yorumu yapılmış. Türkiye’nin nasıl bir gidişata sahip olacağı konusunda öngörülerde bulunulmuştur. Kitap, Batıcı devletçi seçkinlerin, toplum hazır olana kadar(!) demokrasiyi nasıl rafa kaldırdıklarını, Türkiye’yi Modernleşme adı altında askeri darbelerle hizaya getirerek, Kapitalist Batı’nın açık pazarı haline nasıl getirdiklerini oryantalist bir dille gözler önüne sermektedir.

Taha Emen

Önceki İçerikÇocuklarınız için dua ediyor musunuz?
Sonraki İçerikOrtadoğu’nun “İran Emperyalizmi” ile İmtihanı